“UCUNDA ÖLÜM VAR”

UCUNDA ÖLÜM VAR”

           BİR SÜREDİR televizyon ekranında; bir nargile marpucu ve marpucun soğurulan ucundan çıkan duman görüntüleniyor. “Ucunda ölüm var” yazılı resmi uyarı “Zorunlu” gerekçesi ile 3sn. yayımlanıyor. Bu uyarıyı ciddi sağlık tehdidi olarak değerlendirdiğimden, beş yıl önce bir başka gazetedeki köşemde yayımlanan “Nargilemin Marpucu Gümüştendir Gümüşten” başlıklı yazımı, önemine binaen bugün yine kullandım.

            YAZI şöyle başlıyordu: “Marpucun ucundaki kehribar ağızlık daha düne kadar, yaşlı tiryakilerin ağzında yakışırken, şehir merkezindeki nargile içen yaşlıların sayısı da iki elin parmağı kadardı. Her semt kahvesinde nargile bulunsa da, bazı kahvehanelerin dışında nargile fokurtusu duymak neredeyse imkânsızdı. Çünkü tömbeki hazırlayanın ustalığı önem arz ettiğinden içenler buna dikkat ederdi. Ayrıca o zamanın genç yurttaşı nargile içmezdi, içmek bir yana denemeyi bile yeltenmezdi ve hatta kıraathanelerin, kahvehanelerin civarında görünmekten çekinirdi. Çünkü başta aile denetimi, ötesinde aileyi tanıyanların gözlemi, daha da ötede öğrenci ise okul idaresinin kontrolü toplumsal kural olarak işlerdi.

            “KIRAAT bir isimdir ve Arapçadır pek çok kişi bunun okuma anlamına geldiğini bilir. Kıraatın sonuna Farsça “Hane” sözcüğü eklendiğinde ise müşterilerin okumaları için; gazete, kitap bulunduran temiz, tertipli, düzenli kıraathane isimli sosyal mekân anlaşılırdı ki, örneği genellikle İstanbul da görülürdü. Taşradaki örneklerinde bu tanıma uygun yere rastlamak pek mümkün olmazdı. O yıllarda taşradaki klâsik kahvehanelerin büyük ve genişleri kıraathane olarak tanımlanırdı.

             NARGİLE bu mekânlarda içilir, alışkanlığı olan yaşlılar 2-3 saatlik muhabbet zamanında; içimden keyif alır, keyiflendikçe fokurdatır, fokurdattıkça nargile lülesindeki “Kor”un duruşu elindeki maşayla düzeltirdi. Nargile lülesine tömbeki tütünü sarılırdı ki, ilk kullanımının Yavuz Sultan Selim zamanında başlandığı ve günümüze kadar geldiği kayıtlardan öğrenilmiştir. En kaliteli tömbekinin İran tömbekisi olduğu, yurdumuzda da, l948 de Hatay ilinde denendiği, daha sonra Konya’da yetiştirildiği, görülmüştür.

            ÖĞRENCİLİK yıllarımızda özellikle ergenlik dönemimizde tanıdığımız tömbeki içicilerinden en ilginci, diş tabibi Selami Erdoğan’dı. Selami Erdoğan Muğla’nın tanıdığı bir kişilikti.  l940’lı yıllarda Muğla’da konuşlu Tümen karargâhına Tbb. Yedek Subay olarak atanmış, askerlik hizmeti bitince evlenerek yerleşik Muğlalı olmuş ve mesleği ile uzun yıllar hizmet etmiştir. Selami Erdoğan; espritüel, şakacı, açık sözlü, yaşını göstermeyen, şık giyinen ve nev-i şahsına münhasır bir yurttaştı. Tanrı’nın rahmeti üzerine olsun.

            SİGARA içmez ancak her gün nargile fokurdatırdı. Çocukluğumuzda gençliğimizde; lâtince ismi cancer olan ve (Yengeç) anlamına gelen kanseri duymamıştık ve bilmiyorduk. Bilenler mutlaka vardı, ama herhangi bir hastalık gibi düşünüldüğünden, sözü bile edilmezdi. Selami Erdoğan’ın da ses kısıklığının doğal bir durum olduğunu düşünür öyle bilirdik, ancak yıllar geçip hastalanınca duruma muttali olduk.

            GEÇTİĞİMİZ yaz gecelerinden birinde eşimle gezerken, bir mekânda genç insanların; Yedikule türküsünün nakaratındaki (Nargilem duman duman/bayıldım aman aman) der gibi; büyük zevkle nargile fokurdattıklarını ve o bol dumanı semaya üfleyişlerini görünce içimden: “Vay anasını” diye geçirdim. Çocuklar öyle gençti ki, içlerinden bir kaçının, henüz sakal traşı bile olmadığını tahmin ediyorum. Ama pek güzel nargile içiyordu(!) Karşısında oturup yoğun dumanı ağzından burnundan çıkaran da, genç kızdı. Duman öyle yoğundu ki, kızın boğulacağını sandım(!)

            O GENÇLERİ göz ucuyla izlerken hafızamda kayıtlı yaşlı nargileciler birer ikişer gelip geçti. O hemşerilerden; bazıları akciğer, bazıları gırtlak, bazıları da mide kanseri nedeniyle vefat etti. Gençler, nargile fokurdatma an’ını; keyifle yaşıyor, mutlu oluyor, muhabbet ediyor ve anlatılanları kahkaha atarak yüksek sesle gülüyordu. Fotoğraftaki görüntü çok güzeldi(!)  

            LÔŞ ışıklı mekândaki pespembe Dünyalarında, nargile dumanını birbirlerinin yüzüne üfürdükçe hiçbir şeyi umursamıyorlardı.  (Nargilemin marpucu gümüştendir gümüşten/ beş değil, on beş yıl olsa da/ ben vazgeçmem bu işten) der gibiydiler!”  Diye bitiyordu.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI