NEV-İ ŞAHSIMIZA MÜNHASIR TUHAF DAVRANIŞLAR!

 NEV-İ ŞAHSIMIZA MÜNHASIR TUHAF DAVRANIŞLAR!

                 BAZEN, insanın tuhaf bir varlık olduğu düşüncesine kapılırım. Hem şaşırır, hem de herkesle birlikte o tuhaflıklar içinde yaşamımı sürdürürüm! Başka türlüsü zaten mümkün olmuyor… 30 Aralık 2017 günü şehrimizdeki bir pastane, camına: “HAPPY NEW YEAR” yazarken, bazı işyerleri de: “MUTLU NOELLER” yazmış. Bunları görünce; şehrimizde yabancı dil konuşan nüfus yoğun olduğundan, çarşı ve pazarda da, genellikle yabancı dil konuşulduğundan yazmışlardır diye düşündüm(!)

                  ŞEHRİMİZDE Türkçe konuşan ahali, ekalliyette kalınca gaileye alınmamış(!) Hiç olmazsa camın bir kenarına, bu şehirde Türkçe konuşan da var(!) diye: “MUTLU YILLAR” yazılsaydı şık olurdu! Ama yabancı dil konuşanlar çoğunlukta diye mi, yoksa cam’da yer kalmadı diye mi yazılmadı bilmiyorum!?

                 BELEDİYE bir sokağa, aralıklarla dört adet “PARK YAPILMAZ” levhası dikmiş. Ehliyetli yurttaş, bunu ilk defa gördüğünden ve de, ne anlama geldiğini bilmediğinden(!) Sokağın bir başından öbür başına levhaların altına otomobilini park etmiş! Belediye ve trafik, durumu görünce: ”Hata bizde(!) İşaretin ne olduğunu sürücüye öğretmeden levhalar diktik, sonra da, buna uymalarını bekliyoruz. Sonucun böyle olacağı aklımızın ucundan bile geçmemişti.” Demişlerdir herhalde(!) 

                 TRAFİK IŞIKLARI, alt yapı çalışmaları nedeniyle hizmet dışı bırakılmış. Yayalar da, otomobiller de Tanrı’ya emanet edilmiş… Trafik müdürlüğü belli kavşaklara polis dikip, akışı düzenlemediğinden: Sanırım: “Herkes dikkatli davransın, başının çaresine baksın” diye düşünüyor ki, böyle bir tedbir almayı gerek duymamış.

                 FIRIN, EKMEĞİ üretmiş! Fırıncıların meslekleri ile ilgili olağanüstü dikkat ve hijyen hassasiyeti bilinir(!) Fakat dilimlenmiş ekmeği “Sıcak” haliyle poşete koyma yanlışlığı aklına gelmemiş(!) ve birde ağzını, sıkıca düğümlemiş. Ekmek havasızlıktan içine konulan katkı maddeleri nedeniyle mis gibi kokuyor, kokmuş ekmeği yeme de yanında yat demenin uygun düştüğü an da, o an oluyor.

                 İŞTE BUNLAR ve daha yüzlerce benzeri tuhaflık bize özgü. Geçelim yılbaşına… Bir yılın bitimi ve yenisinin başlaması nedeni ile yapılan kutlamalar kültürel bir olaydır. Yeni yıl için mesajla iyi dilekler sunulur bu davranış, insani ve dostluk ilişkilerinin kural haline getirilmiş şeklidir. Senenin son gecesi 24.00’de biter, an itibarıyla yenisi başlar. Bu arada ilginç olanı, ömrümüzün bir yılı daha tükenir ve sonsuzluğa bir adım daha yakınlaşırız. Ama fark etmeyiz veya aklımıza getirip de canımızı sıkmayız.

                 O GECE, eski yıl ile vedalaşıp yolcu etmek amacıyla (Evde kutlayanlar için…) özel bir sofra hazırlarız. Sofrayı yemekler, tatlılar, çerezler ve meyvelerle donatırız. Sandalyeye çakılır uzun süre sohbet ederiz. Kimi zaman dertlenir, kimi zaman olmadık şeylere güleriz ve sofradan kalkamayız… Sonunda yani saat: 24.00 de, iyi ve kötü olayların yaşandığı yılı el sallayarak uğurlarız. Yenisini, heyecanla alkışlar(Kral öldü yaşasın kral gibi) sevinerek karşılarız. Bu gösteri,  geleceğe umutla bakmanın yansıyan karesidir.

                 ESKİDEN KUTLAMALAR kartpostalla yapılırdı. Satıcılarda onlarca çeşit kartpostal olurdu. Öyle çok çeşit vardı ki, kart beğenmek zaman alırdı çünkü gönül hepsini alıp göndermek isterdi… 1960’lı yıllarda o kartpostallar olmazsa olmazdı…

                 ÇOCUKLUĞUMUZ DA, yılın son günü akşamı için, dar gelirli bir ailenin evi ile hali vakti iyi olan diğer ailenin evinde fevkalâdenin fevkinde olmasa da, önemli bir hazırlığın çabası görülür ve iyi bir sofra kurulmasına ciddi önem verilirdi. O yıllardaki yılbaşı sofralarının zenginliği ve birlikte hazırlanışı biraz iftar sofrasına benzerdi. Yılın son akşamı için, bazen bir evde iki veya üç aile toplanır, yemekler birlikte hazırlanırdı. Çünkü katılan aileler ev sahibesini bilgilendirerek, bir iki çeşit yemek veya börek olmazsa tatlı ile davete katılırdı ki, normal ocakta ve pompalı gaz ocağı üstünde onca yemeğin pişmesinde zorlanılırdı.

                 ”…TEBRİKLER, kutlarım, mutlu yıllar…” Yerine “Memleketimiz için hayırlı uğurlu olsun, Allah sağlıklı sıhhatli tekrarına eriştirsin…” telâffuz edilen dilekti. Bu günkü gibi hediye alıp verme görgüsü yoktu. O akşam üç sofra kurulurdu; çocuklar, hanımlar ve erkekler. Çünkü odalar küçük ve dardı, aynı sofraya sığılmazdı. Önce çocuklar doyurulur, sonra büyükler yer içer ve sofradan kalkardı.

                 YEMEKTEN sonra sade kahve içilir, hava gök gürültülü değil, radyo da parazit yapmıyorsa, uzun dalga Ankara radyosundan önce ajans, sonra yurttan sesler, biraz sonra da şarkı programına kulak kabartılırdı. Çünkü beğenilen şarkılar çıt çıkmadan dinlenirdi. Radyo sorun yaratıyorsa, yerine gramofonda 45’lik plâk çalınır, cızırtı yaparsa üç dört plâk sonra iğnesi değiştirilirdi. Sırası gelince tombala ortaya çıkarılır, kartlar dağıtılır ve kısa süre sonra; “Çinko!”, “İkinci çinko!” ve “Tombala!”  duyuruları ile heyecanlı vakit geçmeye başlardı.

                  SAAT 23.00 SULARINDA yeni bir sofra kurulur, ama bu sofra, meyve sofrası olurdu. Bez askıdaki; taze salkım üzüm, ayva, nar, kavun, yanı sıra; kuru üzüm, leblebi, kuru incir, pekmez köftesi, cevizli pekmez sucuğu gecenin çeşnisi olurdu. Komşularınızdan veya tanıdıklarınızdan “Mukallit” iki genç hanım, biri erkek diğeri normal giysi ile karı koca pozisyonunda kapı çalar, içeri girdiklerinde esprili konuşmalar ve taklitlerle kısa süre güldürür, sonra bir başka komşuya gitmek için ayrılırdı. Yılbaşında, çıtırmak yapmak adettendi ve bu da eski yılın son, yeni yılın ilk gecesinin sürprizi sayılan değişikliklerden biri olurdu.

YAZARIN DİĞER YAZILARI