SEMERLİ HAMAL ÖLDÜ, YAŞASIN ASANSÖRLÜ HAMAL (NOSTALJİ)

 SEMERLİ HAMAL ÖLDÜ, YAŞASIN ASANSÖRLÜ HAMAL   (NOSTALJİ)

              ÇOCUKLUK yıllarımızda adı Arapçadan dilimize giren “Hamal”lık diye bir işkolu vardı, şimdi de var tabii. Ama çalışma şekli, yöntemi ve detayları farklı. İşin adını 70 yıl önce “Hambal” olarak öğrendik çocuktuk, öyle duyduk öyle dedik. Bir vakit sonra, dilimizi biraz düzelttik “Hammal” demeye başladık ama doğrusunu öğreninceye kadar yanlış sürüp gitti. Hamal’a günümüzde artık “Taşıyıcı” deniyor. Eskiden mesleği icra edenin iki gereci vardı ip ve sırtlık ki, buna her yerde olduğu gibi Muğla’da da, “Semer” olarak tanımlanırdı.

               HAMAL sabahın erken vaktinde evden çıkar, kış mevsimi ise çarşıda merkezi bir kahvede, Yaz günlerinde de, belli bir noktada iş beklerdi. Yine o yılların insanı; yaptığı iş, toplumdaki yeri, cebindeki parası ile ölçülüp biçilir ve değerlendirilirdi! Memur dışında kimsenin sosyal güvencesi olmadığından hamalın da, yoktu; karnını doyurması, ailesinin sorumluluğu, tedavi ve ilaç giderleri, gelecek güvencesi ve her şey sırtında taşıyabildiği yük ve kazanabildiği para kadar geçerliydi.      

               ÇOCUK yaşımda bu hamallara acıma duygusu ile üzülerek bakardım. Çünkü ailemin yaşamı düzenli ve eksiksizdi, zira babam memurdu. O yılların Türkiye’sinde memur yaşamı, çalışan diğer kesimine göre daha iyi şartlarda idi. Ancak mesleksiz kişilerin, toplumda yapacağı işler belliydi.

               “HAMAL”LIK da, ihtiyacı duyulan bir iş koluydu. Cumartesi ve Pazar bile çalışırdı. Her an yorgundu, vaktinden evvel yaşlanmış görünürdü ve her zaman keyifsiz yaşardı. Bu gezegene, sırtında yük taşımak için gelmiş gibiydi sanki. Tek güvenceleri sağlıkları idi. Amaçları da, yaşamak için; çalışmak, kazanmak ve bir kenara zor an’lar için üç beş kuruş ayırmaktı.

                HER GÜN yük altına girmekten iskeletleri öne doğru eğilmişti. Taşınacak eşyayı almak için yere oturur ve eşya, sahipleri tarafından sırtındaki semere konur, üstüne ipini atar sonra o ipi sıkıca tutar, yerden yine eşya sahiplerinin yardımı ile kalkabilirdi.

                1950’LERDEKİ Muğla hamalları, üç beş kişiden oluşuyordu. Çocukluğumda gördüklerim yaşlı hamallardı, bu nedenle onlardan birini yük taşırken rastladığımda duygulanır, “Param olsa hemen verir ve onu bu yükten kurtarırdım” diye hayâl kurardım. Özellikle Yaz’ın, alnından çenesine ulaşan ter’in yere damlayışı beni oldukça duygulandırırdı.

                 HİÇ AKLIMDAN çıkmayan yaşlı iki hamalın ikisi de aynı mahallede otururdu. Biri, iri yarıydı, ama aşırı yükten bel’i, eğilmişti. Diğeri az gören bir yaşlıydı. Sanırım o yıllarda sıradan yurttaşın henüz adını bilmediği katarakt söz konusuydu. Akşam vakti, evine giderken çok yorgun ve bitkin hali ile dikkatli ve yavaş yürümesine de, gözlerindeki rahatsızlık neden olduğu bilinirdi ve o haliyle çalışmak zorundaydı. Akşama kadar yük altında kalıp, o görmeyen gözlerle hızlı yürüyecek hali yoktu.

                 DİĞER yaşlı hamal da, ağır ağır yürür bunun yorgun bir bedenin yürüyüşü olduğu açıkça görülürdü. Kilot pantolonu çok kalın bir kumaştan dikilmişti. Ayakkabısı kocamandı, altı çıkıntı kamyon lastiklerinden yapılan ve tabanı olmayan ayakkabıları yerel ayakkabıcılar diker satardı. Aslında ayakkabı değildi onlar, ayağın yere basmasını önleyen, kocaman kaplardı. Ağır yürüyüşü sırasında ara sıra dinlenmek için dik durur, yol üstündeki kahvede oturanlarla ayaküstü birkaç lâf etse de, esas amaç belini dinlendirmekti. Çünkü beden yorgun, dizler ağrılıydı, takat azalmış, durup dinlenmese yıkılıp kalacak durumdaydı. Elinde; çalışırken sürekli terini sildiği, orijinal rengi değişmiş kirli mendili ile akşam evde yemekten sonra yiyeceği canının çektiği bir iki adet meyve ile dondurmacıdan kestirdiği kar’ı suyu soğutmak için çıkınlayarak götürürdü.

                  KISA SÜRE önce, bir caddede bir binanın en üst katındaki boş daireye eşya taşınıyordu. Asansörlü taşıma sistemi ile eşyalar balkondan içeri alınıyor ve orta boy koliyi üç taşıyıcı, kamyondan çıkarıp asansöre koyuyordu(!) Hiç kimse yorulmuyor asansör kolaylığından yararlanıyordu. Bir süre durup seyrettim ve seyrederken, o yorgun yaşlı hamalların; akşam eve gidişlerindeki bitkinliği, çabuk yaşlanmalarını, insanca yaşayamadıkları yılları ve  zamanından evvel göçüp gitmelerini anımsadım ve yine çok duygulandım.

YAZARIN DİĞER YAZILARI