dB’Lİ YÜKSEK SESLER, KÜLAHTA DONDURMALAR, IZGARA KÖFTELER

dB’Lİ YÜKSEK SESLER, KÜLAHTA DONDURMALAR, IZGARA KÖFTELER

 

           İSTER mahalli seçim olsun, ister genel seçim… 110 dB müzik yayını yapan sıkıntılı minibüs turları insanı canından bezdiriyor ve seçim sürecini tahammülü zor hale getiriyor. Aday olan, kişisel tanıtımı için bir araç kiralıyor, bir hanımı görevlendiriyor ve bu araç şehrin; çarşısında, pazarında, caddelerinde, sokaklarında, bangır bangır müzik yayınlayarak seçmene tanışıyor. Aslında bu tür turlar, kimsenin ilgisini çekmiyor, çünkü rahatsız edici müzik sadece sıkıntı yaratıyor. Yurttaşın dikkatini çekebilse hadi neyse, aksine yüksek dB ses kirliliğinden ötürü nefret duygusu hindi gibi kabarıyor. Ses tonu yüksek olmasa belki hoş karşılanabilir! Bu nedenle adayların şunu hatırlamalarında yarar vardır. Yurttaş kime oy vereceğini biliyor, onun için; kafa şişiren, çığlık gibi kulakları çınlatan müzikli şehir turları hiçbir işe yaramıyor! Hatta şu genel görüşü rahatlıkla belirtebilirim! Huzuru kaçırmak, rahatsız etmek, hoş değil, aksine sinir bozucu. Hafif müzik sesi ve anonslar, sıkıntı yaratmadıkça hoş karşılanabilir. Ama insanın şirazesi kayıveriyor!

 

           YAZ geldi dondurmalar yalanmaya başladı, iyi hoş. Pastanelerin dondurma stantları tesadüfen otomobillerin sık geçtiği cadde üzerinde. Dondurmayı bazıları oturup yerken, bazıları külaha koydurup, kaldırımdan; yürüye yürüye, yalaya yalaya tüketmeyi seviyor. Servis cadde kenarındaki stantlarda yapıldığından toz, dondurmanın üzerine sos oluyor ve bu nedenle önce toz yalanıyor. Yürüyüş sırasında yalanan dondurmanın ise doğal sosu daha fazla ve bunun için de alınacak tedbir yok, hatta çaresi de yok. Tek çare gezerek değil oturup yemek. Stantlarla ilgili değerlendirme, denetleme ve tedbir alınması, gereğinin de hangi makamlarca yapılacağı belli. Ama “Adam sende, boş ver, bana ne!” der gibi ilgisiz kalınınca böyle gelmiş böyle gidiyor, yurttaşta afiyetle yalıyor. “Standın önünü yanını camla kapatın, dondurma satışlarını toz ve kirliliği önleyici tedbir alarak yapın ve gıda hijyeni kurallarına dikkat edin!” Demek bizim gibi ülkelerde zor! Oysa bu gibi tedbirler resmi uyarıya gerek kalmadan, işletmeler tarafından yerine getirilse büyük alkış ve takdir toplar. 

 

           GELELİM Muğla köftesine. Bana göre; ızgara köftelerin en güzeli, en lezzetlisi ve en mükemmelidir. Köfte sınıfının önde gelen bu yiyeceği diğerleri ile yarıştırılsa, eminim birinci sırayı alamazsa ikinciliği mutlaka alır. Eğer araya bir hatır girer de, ikinciliği de kaptırırsa üçüncülüğü kesinlikle kimseye vermez. Bendeniz buna inanıyorum. Zaman zaman köfteciye gider herkes gibi severek yerim. Hatta ilk miktarla yetinmem. İkinci miktarı tüketirken varsa kadayıf isterim. Çünkü bazılarında oluyor. O sırada aklıma Muğla halk deyişlerinden biri gelir. Kimselere fark ettirmeden hafifçe tebessüm edip, yerel ağızla mırıldanırım: “Mısdan gadef seğmez, bulusa gırığını gomaz” deyip, kendimi Mısdan(Mestan) mışım düşünürüm.

 

            İYİ güzel de köfteciler pişireceği köfteleri ızgaranın hemen yanındaki bir kapta bekletiyor. Bu sıcak havada kıymanın; dışarıda durması, hele ızgaranın yakınında bulunması zarar göreceğinin açık nedenidir. Çünkü o köftelerde müşteri beklerken bakteri oluşması mümkündür. Bu nedenle durum, yurttaşın sağlığı ile yakından ilgili… İlgili olmasına ilgili de, yurttaşın yediğini içtiğini kontrol etmekle görevlendirilenlerin umurunda olmadığı ve dikkatini çekmediği de kesin! Ama kamuoyu adına hatırlatmanın yararlı olacağını düşünüyorum. İnsanımız rahattır, bu tür tedbirsizlikleri dikkate almaz ve de korkmaz, onun için bakteri vız gelir tırız gider. Muğla ağzı ile: “Ugudannanan bişee olmaz, korkma yi baken!” diyen teşvik ulusal şiarımızdır. 

    

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI