HAKA

HAKA

Geçen hafta Pazar günü sabah, kahvaltıdan sonra rutin yaşamım uyarınca, yine bilgisayarın önüne oturdum. Son dakika haberlerini izlemek istiyordum, ancak internet kapalıydı. Arıza ile ilgili grafiğe baktım, internetle ev'imin arasında iletişim sorunu görünüyordu. Tabii böyle bir durum karşısında insan: "Olabilir" diye karşılaması gerekirken, sinir sisteminiz bunu kabullenmediğinden burnunuzdan solumağa başlıyorsunuz. Bilgisayar sizi kendisine öylesine bağlamış ki, bir dakikalık sorun bile sinirleri tepenize çıkarıyor. Yapılacak bir şey yok. Pazartesi günü, ilgili teknik servise başvurup, durumu anlatarak, ya cihazın tümünü servise götüreceğim, ya da teknik kişiyi eve getirerek sorunu halledeceğim.

Devrisi gün, modem'i ve diğerlerini yanıma alarak, oturduğum daireden çıkıp aşağıya indim ki, o da ne? Apartmanın kapısında, aralarında bir telecom personeli ile binanın zeminindeki işyeri çalışanları zil'e basmak üzereler. Kapıyı içeriden açınca: "Hah, Bedri bey, bizde size ulaşmak istiyorduk" Dediklerinde, "Hayrola? Konu nedir?" Diye sordum. Telekom personeli: "Efendim, apartmandaki internete hızlı erişim sistemi ile ilgili cihaz, 11 saattir, alarm veriyor. Ona bakacağım" Deyince, açıklama istedim. Telecom görevlisi: "Apartmanınızdaki, Telekom'a ait cihaz, havanın aşırı elektrikli olması ve bu nedenle şehrin bir bölümünde ve bu arada mahallenizde elektrikler kesilmesi nedeniyle, kendini korumaya almış. O nedenle, dediğim gibi onbir saattir alarm veriyor, müsaadenizle ona bakacağım" Deyince: "Hay Allah, yayın alamama nedenim bu imiş, bende bilgisayar arızalandı diye düşünmüştüm" deyince, anlatmayı sürdürdü. "Gök gürültülü sağanak yağışlarda, bazen elektrik kesilmesi sonucu, sürekli alarm veriyor. Bu durum, kontrol merkeziden görüldüğü için, hemen o alandaki cihazı kontrol edip servis sağlıyoruz" dedi, bu bilgiden sonra teşekkür edip görevliyi gönderdik.

Anlaşılacağı üzere, iletişim bazı nedenlerle aksayabiliyor, ama yaşamın akışı durmuyor.  Fakat internet olmayınca da kendinizi boşlukta hissediyorsunuz. Çünkü o devasa internet dünyasında gezinemiyor, bir arkadaşınızı, dostunuzu bir yakınınıza erişemiyorsunuz! Hani bazen, geçmişi ve o masum çocukluğumuzun, gençliğimizin eski yıllarını anımsayıp özlüyoruz ya! İşte, o duygularınız, yalnız başınıza düşününce doymuyor. İletişimle aynı duyguları yaşayan diğerleri sizinle birlikte olduğunda, kurduğunuz arkadaşlık zinciri ve o zincirdeki arkadaşlarınızla; mutluluk yaşıyorsunuz, sevinç yaşıyorsunuz ve özleminizin tatmin olmasını sağlıyorsunuz.

Geçelim yüce meclisimizdeki hırgür'e. Daha çok, Uzakdoğu ülke parlamentolarında gördüğümüz, şamarlı, yumruklu kavgalara bizde de zaman zaman rastlanıyor. Halk: ".şu hale bakın! Aklı başında koca vekiller, konuşarak anlatamadıklarını, tekme tokatla anlatmaya çalışıyor. Halbuki halk olarak onlardan; daha sakiniz, daha sabırlıyız ve olgunuz sorunlarımızı konuşarak çözüyoruz. Zaten her zaman halk, parlamentonun daima üç adım önündedir. Her olayı önce görür, düşünür ve çözümünü bulur" Diye konuşuyor.

El kol hareketlerinin de biraz ucundan değinelim. Her kültürde, değişik el kol hareketleri, anlatılmak istenilenin odak noktasındaki özel sebebi, o hareketle tarif ederek gösterir. O el kol hareketleri, ülke nüfusunun çoğunluğu tarafından bilinir, uygulanır ve hatta genel kabul görmüştür. El kol işaretleri, uygun yer ve zamanda, anlatılan bir konuyu bağlayıcı, sonlandırıcı ve noktalayıcı niteliktedir, böylece hafızaya daha iyi kazınır. Yapılmasının asıl nedeni de, budur. Amma velâkin yer ve zamanın önemi de, olabildiğince büyüktür! Sehven bile yapılması, skandal olarak değerlendirilse de,  çok dikkat gerekir.

Ama öte taraftan Yeni Zelanda savaş dansı "HAKA"daki el kol hareketleri, kültürümüzdeki folklorik dans niteliğinde olmadığı gibi, acayiptir. Yurttaş için edep ve ahlaka mugayir hareketlerden sayılır ki, sonunda bu kıyamet bile koparır. Cennet mekân Süleyman Demirel' e, sunulan bu gösteriyi, seyrederken bendenize ateş bastı. Allah'ım o nasıl dans öyle? O ellerle, kollarla yapılanlar nedir? Adam resmen şey demeye getiriyor(Bundan sonrasını yazamıyorum) Hani diyeceğim(Aydın ağzı ile) Gördüğünüz gibi: El hariketi vaa, el hareketcigi vaa. Hariketden harikete fark vaa, hareket vaa güccük, hariket vaa, böyük.

Ancak meclis kavgalarını millet olarak seyretmek istemediğimiz sayın vekillerimizin dikkatinden kaçmamalıdır. O bölümleri yayınlamayınız ki, görmeyelim. Kürsüden ve koltuktan konuşulan bize yetiyor, çünkü kavgadan hoşlanılmıyor. Meclisin sakin çalışması ülkenin huzuru için önemli olduğu malumlarınızdır. Hırgür; sinirleri bozucu, sorunu büyütücü ve tabii ki, yakışıksız olanıdır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI