LAGİNA'DA HEKATE TAPINAĞI & OSMAN HAMDİ BEY

LAGİNA'DA HEKATE TAPINAĞI & OSMAN HAMDİ BEY

Muğlalıların Leyne dediği, sonradan adı Turgut olarak değiştirilen Lagina, Karya dönemine ait antik bir kenttir. Stratonikeia' nın kutsal alanı olarak inşa edilen bu yer, Muğla – Bodrum karayolu üzerinde Yatağan' ı geçince hemen yolun sağından 10 km. kadar içeriye girdiğinizde Korint başlıklarıyla HEKATE Tapınağı çıkar karşınıza. 
Belediye binası önünde Hekate' nin Lagina'da bulunan tek vücutlu, tek başlı heykeli durmaktadır. Hekate'yi tanımlayan ilk yazılı bilgilere Ozan Hesiodos' un yazılarında rastlanır. Yunan tanrıları arasında adı bulunmayan Hekate, adına törenler yapılan bir KARYA Tanrıçasıdır.
Romalı filozof Lucius, Metamorfozlar adlı kitabında Hekate' yi şöyle seslendirir;
 “Ben her şeyin doğal annesi, bütün öğelerin sahibesi ve yöneticisi, dünyada insan neslini başlatan kutsal güçlerin reisi, cehennemdeki her şeyin kraliçesi, cennette yaşayanların önde geleniyim.”
Bütün Tanrıların ve Tanrıçaların göründüğü tek biçim benim. Gökyüzünün gezegenleri denizlerin bütün rüzgârları ve cehennemin acıklı sessizliği benim irademle yönetilir. Tüm dünyada değişik biçimler, farklı gelenekler ve birçok isimlerle anılan benim adımdır. Tapınılan benim kutsal varlığımdır. İnsanların ilki olan Frigler bana Passinus, Tanrılılarının anası; Atinalılar Minerva, denizle çevrilmiş Kıbrıslılar Venüs, Giritliler Diana, üç dil konuşulan Sicilyalılar Korkunç Prosperpine, Elevsisliler Ceres, bazıları Juno, gene bazıları Bellona, birçoğu da Hekate, Mısırlılar İsis diye adlandırırlar...
  Muğla'nın değerli şairi Hamdi TOPÇU, bu çok yönlü, çok isimli tanrıça Hekate'yi şu güzel şiiriyle dile getirir;
HEKATE
Ey tanrıca,
Doğuran ve yaşatan ana,
Yalnız seninle açılır
Aydınlık ve karanlığa kapılar
Sendedir anahtarı varlık ve yokluğun.
Eylül'dür, son dördün vakti ayın 
Buğday doludur ambarlar.
Üzümler şaraba yatmış 
Zeytinler yağ bağlamış
Başlar Hekatesia yürüyüşü
Seni götürür aşk şehrine aslında
Seni getirirler Lagina'ya Kleidophorolar.

Sen yapraktaki nem,
Çiçekteki toz,
Ve memedeki sütün özüsün.
Şarapla tutuşturup sevdayı 
Bakhalardan zeybeklere
Seni oynarız meydan ateşlerinin çevresinde biz.

Seni yürürüz yollarda
Seni nefesleriz bir ömür.
Ey üç yol ağızlarında bizi bekleyen
Gök, yer ve suların sahibi
Safran giysili tanrıca.
Mezardaki çığlık,
Ruhumuzdaki bakha büyüsü
Yalnızlıkların sevgilisi,
Ve uluyan köpeklerin selamladığı,
Sığır çabanı, evrenin anahtarının sahibi,
Bilge rehber,
Gelinlerin ve gençlerin koruyucusu
Dağ yolcusu bakire ana…
Bu çeşmeden içtiğim sensin, su değil.

Sensin gecenin ecesi
Ve üstümüze serpilen gümüşlü ay
Aşkı esirgeyip kutsayan
Ve kahreden
Sen varsın!
Kavşaklarında, ömrümüzün.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Müze-i Hümayun 'un Müdürü Osman Hamdi Bey Hekate' nin ve Lagina' nın sırrını çözmek üzere 1891 – 1892 yıllarında Lagina' ya gelir. Kazı çalışmalarını yakından izlemek için kendisine bir kazı evi inşa ettirir.
18. yüzyıldan beri yabancıların Osmanlı topraklarının her yerini didik didik aradıklarını bulunan antik değerlerin yurtdışına nasıl kaçırıldığını yakından bilmektedir. Lagina Hekate kutsal alanı içinde kazılar yapar. Orada çalıştığı iki yıl içinde kendisinin bulduğu heykel ve kabartmaları, hele büyük önem taşıyan dört yönünde dört ayrı konunun betimlendiği Hekate Tapınağının frizlerini İstanbul Arkeoloji Müzesine kazandırır.
Osman Hamdi Bey 1883 Asar-ı Atika nizamnamesini hazırlar. Böylece Osmanlı Topraklarından eski eser kaçırılmasını önleyen kanunun çıkmasında öncü olur.
Padişah Abdülhamit, Osman Hamdi Bey'i Türkiye'nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanay-i Nefise Mektebi'nin müdürlüğüne tayin eder. Artık Hamdi Bey bu alanda sayısız çalışmalarda bulunur. İskender Lahidinim teşhiri için bile yeni bir bina yaptırır.
Burada ülkemizin ünlü ressamı ve arkeoloji tutkunu Osman Hamdi Bey'in geçmişinden azda olsa söz etmemek olmaz… Kendisi İbrahim Ethem Paşa ve Hacı Mustafa'nın kızı Fatma Hanımın ilk çocukları olarak 30 Aralık 1842 de dünyaya gelir. İlköğrenimini Beşiktaş'ta tamamlayan Osman Hamdi'nin resim yeteneği o günlerden bellidir.
1860 yılında 18 yaşındayken hukuk öğrenimi görmesi için Paris'e gönderilir. Osmanlı saray çevresinde görev alan diğer aile bireyleri gibi devlet adamı olması istenir. Osman Hamdi Bey gittiği Paris'te hukuk okulu yerine sanat atölyelerine, arkeoloji programlarına devam etmeyi yeğler. Süleyman Seyyid, Şeker Ahmet paşa gibi Türk resim sanatının önde gelen gençleriyle tanışır. Birlikte Jean – Leon, Gustave Baulanger atölyelerinde çalışırlar. 1867 yılında uluslararası Paris sergisinde Çingenelerin Molası, Pusuda Zeybek ve Zeybeğin Ölümü adlı üç tablosu ile yer alır. Yapıtları çok beğenilecek ve madalya ile ödüllendirilecektir.
Osman Hamdi Bey portreleri çevresindeki yakınlarıyla ilgilidir. Silah Tacirleri, Medrese Kapısında, Kaplumbağa Terbiyecisi, Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız, Mihrap Üstünde oturan kadın, Sultana, Kahve Sunan Halayık, İftardan Sonra, Okuyan emir, Yeşil Türbede Dua, Vazoya Çiçek Yerleştiren Kadın gibi konulu kompozisyonları onun kurgusal tasarımlarıdır.
Bizim şu Leyne'deki Hekate Tapınağı, Trakya Bölgesindeki küçük bir tapınağı saymazsak dünyada muhteşem tek Hekate tapınağıdır. Bundan birkaç yıl önce Yeryüzündeki semavi dinlere inanmayan bütün paganların; her yıl, Müslümanların Mekke'ye hacı olmak için gittikleri gibi Leyne'ye gelip, ritüellerini sunmaları düşünülmüştü. Muğla'mız için Türkiye için çok yerinde ve çok güzel bir karardır. Ne var ki bizim mevcut hükümetin dindar ve kindar gençlik yetiştirme derdinde olduğu için bu güzel projeye sıcak bakmadığını düşünenlerdeniz.
Bir yerlerde okumuştum; güya Osman Hamdi Bey Lagina'da kazı çalışmalarını yürütürken kiralık kaldığı evin kızına âşık olmuş. Her sabah bahçeden bir gül koparıp verirmiş. Ne çare ki evlenmeleri kısmet olmamış. Osman Hamdi İstanbul'a döndükten sonra sevdiği kızı her yıl doğum günlerinde bir gül resmi yapıp yollarmış. Bu güzel öykünün doğruluk derecesini merak ettiğim için değerli dost, araştırmacı yazar Turgay Mutlu'ya telefon açıp sordum. Sevgili eşi Leyneli olduğuna göre belki bilirdi.
Ama doğru değilmiş. Birkaç saat sonra Turgay beni aradı. Aileyi tanıyordu. Tarihler tutmuyordu. Dolayısıyla uydurmaydı.
Keşke doğru olsaydı! diye düşündüm, öykü o kadar güzel ki!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
BU HAKİM TOPLUM İÇİNE NASIL ÇIKACAK haberi

BU HAKİM TOPLUM İÇİNE NASIL ÇIKACAK

BU HAKİM TOPLUM İÇİNE NASIL ÇIKACAK
EVET HAYIRDAN SONRA haberi

EVET HAYIRDAN SONRA

EVET HAYIRDAN SONRA
EVET HAYIRDAN SONRA
CEBİMDE 20 LİRA VARDI haberi

CEBİMDE 20 LİRA VARDI

CEBİMDE 20 LİRA VARDIKuşların uğrak yeri vardır. Örneğin Kelaynak'lar Afrika'nın belli bir yerinden kalkıp, bizim Birecik'e gelirler. Urfa'da öğretmenlik yaparken merakımdan görmeye gitmiştim.< ...
CEBİMDE 20 LİRA VARDI
LAGİNA'DA HEKATE TAPINAĞI & OSMAN HAMDİ BEY haberi

LAGİNA'DA HEKATE TAPINAĞI & OSMAN HAMDİ BEY

LAGİNA'DA HEKATE TAPINAĞI & OSMAN HAMDİ BEYMuğlalıların Leyne dediği, sonradan adı Turgut olarak değiştirilen Lagina, Karya dönemine ait antik bir kenttir. Stratonikeia' nın kutsal alanı olarak inşa ...
LAGİNA'DA HEKATE TAPINAĞI & OSMAN HAMDİ BEY