KELEBEKLER VADİSİNDEN ST. NİKOLAS ADASINA FETHİYE AÇIKLARI…

                Değerli okurlar, bu kez de bir komşumuzu da yanımıza alarak yedi kişi iki araçla doğuya doğru yöneliyoruz. Bir saatlik Fethiye yollarını çabucak alıyor ve Hisar önünden Belcekız sath-ı mailine doğru inişe geçtiğimizde arıyoruz KORSAN’ ı. Aracımızın plakasını ve rengini veriyoruz, çarşıya inerken yol kıyısında bizi durduruyorlar. Araçlarımızı park edecek boş bir yer bulabiliyoruz bunca curcunaya karşın. Ofisten biletlerimizi alıp denize doğru yürüyoruz. Yol kıyılarındaki dükkanlar, standlar, bakkallar, marketler öylesine gelişmiş ve değişmiş ki kendimizi Havai Adalarında mi, yoksa bir başka uzak doğu ülkesinde mi olduğumuza şaşırıyoruz. Eşya ve insanlar o kadar gelişmiş ve değişmişler ki neredeyse kendi yurdumuzu tanıyamıyoruz. Sahilde koca karınlı, kocaman ağızlı KORSAN GEMİLERİ bizi bekliyor. Varır varmaz da sürü sürü gelen bu kalabalığı neredeyse bir anda yutuyorlar. Girer girmez orta katta bir gölge yer kapıp yerleşiyoruz. Müzik son ses devam ediyor bütün teknelerde. Sanki Osmanlı Ordusu Kızıl Elma’ ya sefere çıkıyor. Bir kalabalık, bir şenlik şamata… Bir ara müzik sesi öylesine yükseliyor ki ne yapacağımızı şaşırıyor, alt kata mı insek, üst kata mı çıksak diye bir arayış içine giriyoruz. Sonunda oradaki görevlilerden birine söylüyoruz. Nedir bu telaş, bu gürültü, kulaklarımızın zarı patlayacak diye. Görevli “Sıkıntı yok, kalkarken böyle yapıyoruz, sonra sessi kısacağız” diyor. Gerçekten de biraz sonra sesler normale dönüyor. Belcekız’ dan sol kıyıya; doğuya doğru pupa yelken ilerliyoruz. Teknemiz 35/12 boyutlarında kocaman bir tekne. Soruyoruz, 180 kişi alıyormuş ve doluymuş. Çok güzel bir havada, efil efil Akdeniz rüzgarlarında yerli yabancı, genç ihtiyar, çoluk çocuk neşe içinde yol alıyoruz. Sol kıyıda MAVİ MAĞARA’ ya uğrayıp fotoğraflar çekiyoruz. Burada durmuyor KELEBEKLER’ e doğru hızla yol alıyoruz.  Sol kıyıdaki yarlarda, doğal katman kesitlerinde arzın oluşumu sırasında lavların, toprak ya da kayaların nasıl eğilip büküldüğünü, kıvrıldığını, katlandığını, kırıldığını, yan yana, üst üste geldiğini çok açık olarak görebiliyor ve fotoğraflarını çekiyoruz. Bakmışız ki karşımızda yıllardır adını duyduğumuz, kitaplardan, dergilerden okuduğumuz, belgesellerden, haberlerden izlediğimiz KELEBEKLER VADİSİ ... Daha teknemiz durmadan şakır şakır fotoğraflar çekip görüntülerini depoluyoruz. Ardından da serin ve turkuaz sularına bırakıyoruz kendimizi. Bu pırıl pırıl serin ve temiz, içilesi sularda bir müddet yüzdükten sonra araştırma merakım üstün geliyor ve bizimkileri deniz ve dalgalarla baş başa bırakarak fotoğraf makinalarımı omuzlayıp vadinin derinliklerine doğru yol almaya çalışıyorum.  Denizden çıkıp da vadi girişine vardığımda güneşin olanca sıcağı yüzüme vuruyor ve terlemeye başlıyorum. Yerli yabancı birçok meraklı vadi tabanında yürüyüşteler. Sağda solda ağaçlar arasında kampçılar çadır kurmuş yerleşme telaşındalar. Bir ağacın gövdesinde “YÜKSEK SES KELEBEKLERİ RAHATSI EDER” tabelası. Baktım ki bir DELİ DUMRUL, küçük bir ağacın gölgesine bir masa koymuş, bir de sandalye atmış, gelenden geçenden bac alır. “Nedir bu iş?” diye soruyorum. “Ağabey, vadiye giriş parası” diyor. “İyi de çıkandan da alıyorsun!” diyorum. Onlardan da mı ? “Onlardan da çıkış parası alıyorum!” diyor. Biraz ilerlemeye çalışıyorum. Sıcakta daha fazla gidemiyorum. Gitsem de bu sıcakta ve kısa süre içerisinde vadinin ilerilerine ulaşmam mümkün değil, çarnaçar dönüyorum. Dönüşte bizim DELİ DUMRUL ile ayaküstü birkaç kelam ediyoruz. Antepliymiş, “Bu gün festival var burada, kalsana!” diyor. “Turdayız, kalamayız” diyorum.  Yüzenler, gezenler toparlanmış teknemiz kalkmaya hazır. Kıyıda onlarca KORSAN KILIKLI tekne, içindekileri kıyıya kusmuş, nefesleniyor. Kıyıda renk renk cins cins, çeşit çeşit bir insan kalabalığı, bir kısmı kumsalda, bir kısmı denizde bir alem bu kumların üstü. Teknemiz bu kez de batı yönünde şenlik-şadımanlık içerisinde içindekiler memnun/mesut kendisi rahat hızla yol alıyor.  Belcekiz(Belceğiz) ve Ölüdeniz plajlarını sağda bırakarak kıyıda ilerliyoruz. DEVE PLAJI diye anılan bir kıyıda duruyor ve hemen denize atlıyor soğuk sulara kendimizi bırakıyoruz. Öyle rahat, öyle güzel, öyle öyle doyumsuz ki, bıraksalar insan günlerce bu engin sularda kalabilir. Bir duyuru ile alt kattaki yemek salonunda toplanıyoruz. Her masa altışar/sekizer kişilik… Görevlilerde bir koşturmacadır başlıyor. En çok da biraz önce dümende gördüğüm kaptan eline altı ya da sekiz ordövr tabağını dizerek neredeyse bir koşturmaca içerisinde yolcularına sıcak sıcak tavuklu/balıklı tabaklarını koşturup yetiştiriyor. Yemekten sonra dümene geçen kaptana soruyorum. “Tekne sizin herhalde” diyorum. “Evet,  benim, otuz yıldır bu işi yapıyorum!” diyor. Aşağıda/yanda demirleyen bir başka tekneyi göstererek bu da benim!” diyor. Bu arada SOĞUK SU KAYNAKLARI denilen kıyıya yanaşmış bulunuyoruz. “Gerçekten burada kaynak var mı? Diye soruyorum. “Tabi ki, şu kıyıdaki taşların arasından buz gibi tatlı sular kaynıyor!” diyor. Gerçekten de hemen arkasından denize atlayıp dalgalarla cebelleşirken suların ne kadar soğuk ve temiz olduğunun ayırdına varıyoruz.

                Haliyle bu soğuk sularda fazla kalamıyor ve tekneye dönüyoruz.  Bu arada teknede çalışan gençlerden ikisi yüzerek karşı kayalara geçiyor ve tırmanarak neredeyse  20/25 metre yükseklikteki kayalara tırmanıyor ve oradan atlamak için çeşitli hareketlerle teknedeki kalabalığı heyecanlandırıyor. Sonunda ikisi de aynı ayrı onca yükseklikten denize balıklama atlıyorlar ve teknedekilerin alkışlarına mazhar oluyorlar.  Bunca kalabalık bu şamatayı izlemek için teknenin iskele tarafına yığıldığı halde teknede en küçük bir dengesizlik olmuyor.  Buradan ayrıldıktan sonra orta katın tavanındaki borudan köpükler saçılmaya başlıyor. Aynı anda da hoparlörlerden hızlı ve yüksek volümlü bir müzik yayılmaya başlıyor. Kadın kız, kızan meydana doluşup köpüklerin altında tepinmeye, dans etmeye başlıyorlar.  Müzik hızlandıkça dansçılar da hızlanıyor ve coşku bon raddesine varıyor. Oyuncular, kendinden geçmiş dans ederken bizler de fotoğraf, film çekmenin derdindeyiz.  Bu arada teknemiz hızla batıya doğru yol almaya başlıyor. Neredeyse yarım saat kadar süren bu eğlence sona erdiğinde bir de bakıyoruz ki tarihi kalıntılarla dolu bir adaya yaklaşmışız. Burası ST. NİCOLAS ADASI dır.  Nedense buralar bize tanıdık geliyor.  İyice bakıyoruz ki hemen birkaç mil karşımızda GEMİLER KOYU.  Buraya 10 yıl kadar önce motosiklet grubuyla gelip çadır kurarak gecelemiştik.  Bu bizim motor grubuyla ilk çadıra çıkışımızdı ve ilginç anılarımız olmuştu.  Bu adayı da karşıdan görmüş, birkaç fotoğrafını çekmiş, çalılar arasındaki tarihi kalıntıları merak etmiştik. KELEBEKLER’ den sonra teknemiz ilk kez burada da kıyıya iyice yanaşıyor ve yüzme bilmeyenler de karaya çıkıp kıyıda yüzebiliyor, hatta isteyenler tarihi alana girebiliyor. İlk heyecanla biraz yüzdükten sonra araştırma merakım ağır basıyor,  havlumu ve fotoğraf makinamı omuzlayarak kıyıya çıkıyor ve tarihi alana girmek için yürüyorum.  Ancak burada da karşıma bir biletçi çıkıyor. “Hayırdır!” diye bakıyorum görevlinin yüzüne. “ Burası Kültür Bakanlığına bağlı ören yeridir, GİRİŞ ücrete tabidir!” diyor.  “Müze kartı!” diyorum “Geçer!” diyor. Dönüp tekneden müze kartımı alarak bu sıcakta çalıların, taşların, tozların arasında ter içinde ilerlemeye çalışıyorum.  Ancak daha fazla ilerlemek istemiyor ve bir sırta çıkarak Akdeniz’in enginlerine doğru göz atıyorum.  İlerilerde sisler, adalar, yarımadalar derken bana daha yakın bir kıyıda gri/beyaz köpükler ve daha koyu renkli atıklarla dolu kirli bir alan dikkatimi çekiyor.  Sabahtan beri tek bir çöp, bir tek izmarit bile görmediğim bu pırıl pırıl sularda bu pislik deryası içimi bulandırıyor ve nefretimi körüklüyor. Duyarsız bir tekneci, sintinesindeki pislikleri hayasızca bu cennet kıyılara kusuvermiş. Doğa/deniz de bu pislikleri yememiş/içmemiş insanların suratına çarparcasına bir araya toplamış ve görmeyenlere de gösterime sunmuş. Sunmuş ki “bakın insanoğlunun yediği halta!” dercesine insanların gözüne bokmuş... Bunun da fotoğrafını çekip dönüyorum tekneye.  Yüzenler de toplanıyor ve artık teknemiz dönüşe geçmiş bulunuyor.

                Aya Nikola adası, erken Bizans döneminde iskana açılmış ve Noel Baba adıyla bilinen Aziz Nikolas’ ın bu adaya geldiği veya kısmen burada yaşadığı bilgilerden dolayı büyük önem kazanıyor. Bazı kaynaklarda Symbola adıyla da geçen bu adada genellikle dini ağırlıklı yapılar ve çok sayıda küçük evler bulunmaktadır. Bunların yerleri deniz kıyısındaki kayalıklarda sıra evler/dükkanlar şeklinde hala belirgin bir biçimde görülmektedir.  Dört büyük kilise, birçok tonozlu mezar ve Aziz Nikolas’ a adanmış fresklerin bulunduğu 2 nolu kilise görülmeye değermiş. Erken Bizans döneminden takriben M.S. 12. Y.y.’a kadar hayatın devam ettiği ada, bilhassa İtalya ve diğer Batı Akdeniz ülkelerinden Filistin’ deki kutsal topraklara giden çok sayıda Hacı ve gemilerin yol güzergahında olması ve belli Azizlerin kültlerinin bulunması nedeniyle önemli bir uğrak yeri olmuştur.  Bu bilgileri girişteki bir tabeladan aldık. Ayrıca bu tabelada adanın tahrip edilmemesi ve temiz tutulması hakkında yardım dilekleri de iletilmiştir.  Adadan ayrıldıktan sonra artık dönüşe geçmiş bulunuyoruz.  Yine şenlik/şamata içerisinde eğlenerek Belcekız(Belceğiz) limanına dönüyor ve bir turu daha böylece bitirmiş bulunuyoruz.

                180 kişilik teknede bunca kalabalık en küçük bir sıkıntı yaşamadan, bir rahatsızlık duymadan, bir sürtüşme, bir sitem etmeden bir gün boyunca gönüllerince eğlenebiliyorlar.  İnternette okuduğumuz değerlendirmelerde de buna dikkat çekiliyor ve bu kadar insanın gönül birliği içerisinde gün boyunca gülüp eğlenerek turu tamamlamaları övgüyle anlatılıyor. Ancak bir büyük eksiklik var ki değinmeden edemeyeceğiz.  Daha ilk molada denize inip de yüzdükten sonra tekneye çıkıp duş için su aradığımızda oradaki görevlinin başını iki yana sallayarak “nanay…” işareti yapması bizi hayretlere düşürdü.  Kaptana çıkıp nedenini sorduğumuzda Ölüdeniz’ deki gezi teknelerinin hiç birisinde duş suyunun olmadığını söyledi. Nedenine gelince;  duş suyunun Ovacık’taki kuyulardan alındığını, bu suların yetersiz olduğunu, ayrıca oradan tankerlerle suların teknelere taşınması sırasında trafiği felç ettiğini ve yollarda ve limanda sıkıntılar yaşandığını söyledi kaptanımız. Fethiye’ nin içinde böyle bir sorun olmadığını ama Ölüdeniz’ de maalesef bu sıkıntının var olduğunu belirtti. Bunun üzerine biz de söyleyecek bir söz bulamadık ve guşe-i  uzletimize çekildik. Bu gezimizi de böylece tamamladık. İnşallah bir dahaki haftaya Marmaris açıklarında olacağız. Esen kalın, sağlıkla kalın…

               

YAZARIN DİĞER YAZILARI
GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM haberi

GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM

GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM
GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM
TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR haberi

TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR

TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR
TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR
SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI,  ÇATACIK KAMPLARINDA EYVAHIM KALDI. haberi

SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI, ÇATACIK KAMPLARINDA EYVAHIM KALDI.

SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI,
SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI, ÇATACIK KAMPLARINDA EYVAHIM KALDI.
MERHABA BALIKÇI, MERHABA GÖKOVA, MERHABA KOCA YURT, MERHABA, MERHABA!!!... haberi

MERHABA BALIKÇI, MERHABA GÖKOVA, MERHABA KOCA YURT, MERHABA, MERHABA!!!...

            GÖKOVA GÜZELLEMESİ: < ...
MERHABA BALIKÇI, MERHABA GÖKOVA, MERHABA KOCA YURT, MERHABA, MERHABA!!!...
KELEBEKLER VADİSİNDEN ST. NİKOLAS ADASINA FETHİYE AÇIKLARI… haberi

KELEBEKLER VADİSİNDEN ST. NİKOLAS ADASINA FETHİYE AÇIKLARI…

                Değerli okurlar, bu kez de bir komşumuzu da yanımıza alarak yed ...
KELEBEKLER VADİSİNDEN ST. NİKOLAS ADASINA FETHİYE AÇIKLARI…
SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ SELÇUK/ÇAMLIK’TA LOKOMOTİF VE TREN MÜZESİ haberi

SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ SELÇUK/ÇAMLIK’TA LOKOMOTİF VE TREN MÜZESİ

SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ
SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ SELÇUK/ÇAMLIK’TA LOKOMOTİF VE TREN MÜZESİ
HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK OLMAK… haberi

HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK OLMAK…

HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK ...
HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK OLMAK…