EĞİTİM TOPLUMUN GELECEĞİDİR…

EĞİTİM TOPLUMUN GELECEĞİDİR…

Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ

“Akrep gibisin kardeşim,/ korkak bir karanlık içindesin akrep gibi./ Serçe gibisin kardeşim,/serçenin telaşı içindesin./ Midye gibisin kardeşim,/  midye gibi kapalı, rahat./ Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim./ Bir değil,/ beş değil,/ yüz milyonlarlasın maalesef./Koyun gibisin kardeşim,/gocuklu celep kaldırınca sopasını/ sürüye katılıverirsin hemen/  ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye./  Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,/  hani şu derya içre olup /deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf./  Ve bu dünyada, bu zulüm/ senin sayende./  Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer /ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak/ kabahat senin,/ demeğe de dilim varmıyor ama/ kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”   Nazım HİKMET (1947)

Türkiye, 24 Haziran 2018’de adeta ülkenin geleceğinin oylanacağı  çok önemli bir seçimie gidiyor. Bu seçimde,  “barışın, demokrasinin,  demokratik hukuk devletinin” egemen olduğu bir Türkiye özlemi oylanacak. Eğitimi bir “insanlık hakkı” olarak görerek okullarımızda çocuklarımıza ulusaldan evrensele yürüyüşlerinin önünü açacak “laik, demokratik bilimsel eğitim” oylanacak. Yine bu seçimde çocuklarımızın doğuştan getirdikleri yetileri ortaya çıkaran,  onları özgürleştiren, toplumsallaştıran, onların düşlerinin, hayallerinin gerçekleştirebildikleri “demokratik okulun” yaratılması oylanacak. On altı yıllık  mevcut siyasal iktidarın eğitim alanındaki uygulamalarından sonra  bu seçimlerin yüklediği  anlamı ben böyle okuyorum.

Bu seçimlerde meydanlarda  adayların ilk kez  halkın karşısında, yeterli olmasa da  eğitimi konuşuyor olmaları önemli. Eğitim, bir ülkenin geleceğinin  projesidir. Eğitim, tüm ülkenin, tüm yurttaşların   sorunudur.  Eğitim, ülkede herkesi ilgilendirdiği gibi, barış ve demokrasi içinde bir arada  yaşamanın, bilim ve teknolojik üretimin, ekonominin  temelini oluşturan en önemli konudur.  Son on altı yıldır ülkeye dayatılan ve eğitim sistemimizin dünya ile uyumunu yok eden  “dinselleştirilmiş ve piyasalaştırılmış” eğitim sistemi, ülkeyi akıl ve bilimden, evrensel dünyadan uzaklaştırmıştır ve  çocuklarımızın genetik zenginliklerini ortaya çıkartma işlevine sahip değildir. Son on altı yıllık eğitim sistemi, Cumhuriyetin tüm kazanımlarının  yok edildiği, niteliksiz, işlevsiz bir eğitim sisteminin adıdır. OECD ülkeleri arasında, okullarından en çok kaçan öğrencilerinin olduğu ülke Türkiye’dir. Bu  anlamda mevcut siyasal iktidar, rasyonel olmayan uygulamalarıyla   ülkenin geleceği olan eğitim sisteminin dibe vurmasına neden olmuş, işlevsiz hale getirmiştir. Eğitim sistemindeki gelişme sadece  yapılan derslik sayısı, okul sayısı  ile ölçülemez.  2003 yılında PISA  sonuçları neydi, 2015 sonuçlarında ne olmuş. Ölçü budur. 2015 PISA sonuçları; çok açık bir şekilde okullarımızın çocuklarımıza kendi ana dillerini kullanma becerileri kazandıramayan, matematik ve fen bilgisi öğretemeyen, analitik düşünme becerileri kazandıramayan bir okul  fotoğrafı vermiştir. PISA-2015 başka neler söylüyor? Türkiye’de 15 yaşındaki çocukların %51’i matematikte, %45’i fende, %40’ı okumada temel becerilerden yoksun. Bu oranlar OECD ortalamasının iki katı. Bu fotoğraf değişmelidir.

            1940-1950 yıllarının öğrencilerinin eğitim ve okul algılarını bakalım. Düziçi Köy Enstitüsü çıkışlı Mehmet Yolal Öğretmen Düziçi’nde aldığı eğitimi,  Deniz gibiydi öğrenmek, içine doğru  gittikçe boyumuzun ne denli kısa olduğunu anlıyorduk… Enstitü kafa ile kol gücünün birleştirilip doğanın üzerine yürüyen bir okuldu” ifadeleriyle tanımlarken, Cılavuz Köy Enstitü çıkışlı edebiyatçı, yazar, öğretmen  Ümit Kaftancıoğlu ise “Cılavuz Köy Enstitüsü gerçekten bir cennetti, sıcak bir yuvaydı, yaşamdı. İnsan olduğumuzu orada anladık” ifadeleriyle Cılavuz’daki eğitimi tanımlıyordu. İçinde yaşadığımız yıllarda “okul öncesinden yüksek öğretime” çocuklarımızın okul memnuniyetlerini irdelesek benzer sonuçları görebiliyor muyuz? Kesinlikle hayır…

            24 Haziran seçimlerine giderken  meydanlarda eğitim sorunlarının çözümünde siyasi partilerin  bazı başlıkları ortaklaştırdığını görüyoruz.  Gelinen bu nokta  bu anlamda çok değerlidir. Meydanlarda ortaklaşılan eğitim başlıklarına bakalım;“İkili eğitimin sonlandırılması, ülke çocuklarının gelecek yaşamlarındaki eşitsizlikleri önlemek için 4-6 yaş okul öncesi eğitimin zorunlu ve parasız olması, eğitimin niteliğinin iyileştirilmesi,  YÖK’ün kaldırılması,  eğitim fakültelerine öğrenci alınırken ülkenin gereksinmelerine göre bir ihtiyaç analizi yapılması ve atanamayan öğretmenlerin atanması ve  taşımalı eğitime son verilmesi”  Bu başlıklar yetmez ama gene de başlangıç için önemli… Uzun bir süredir başkanlığını yaptığım Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nde yaptığımız çalışmalarda, ülkenin acilen okul öncesinden üniversiteye “eğitim reformu” nu tartışmasının ülkedeki tüm eğitim bileşenlerinin demokratik katılımıyla başlatılması vurgusunu  yapıyoruz. 24 Haziran sonrası ülkede gelişecek güvene dayalı demokratik bir ortamda, bu sürecin daha bütünsel yaklaşımlarla gerçekleşebileceğini umut ediyoruz.

            Ülkeyi yönetmeye aday olan siyasal yapıların eğitimle ilgili olarak   Cumhuriyetimizin 100. yılına dair bir hayali olmalı. Bu hayallerde  neler olabilir? Ülkenin tüm çocuklarının eğitim hakkına kavuşması, tüm kız öğrencilerinin okul çağında okulda olmaları, yoksulluk nedeniyle hiçbir çocuğun eğitime erişim sorunu olmaması,  tarikat ve cemaatlerin eğitim ve yurt süreçlerine katılmalarının kesinlikle önlenmesi, üniversitelere gelen öğrencilerin kamu yurtlarında barınma sorunlarının giderilmesi, okullarımızı sanat, kültür ve bilimle özgürleşmenin yaratıldığı evrensel mekanlara dönüştürülmesi    tüm  çocuklarımızın   nitelikli-işlevsel  eğitime erişmesi ve uluslararası değerlendirmelerde “akademik başarı ve  çocukların mutluluğu” bakımından olumsuzlukları aşması olarak tanımlanabilir.

            Ülkenin aydınlık geleceği, ülkenin tüm çocuklarını kucaklayarak  “siyasal irade, umut, tutku ve hayal kurmakla” kurgulanır. Köy Enstitüleri kuruluşunda Hasan-Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un ortaklaştırdıkları inanç ve aydınlık bir Türkiye tutkusu, enstitü sürecinin en önemli dinamiğidir. 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası TBMM’nde kabul edildikten sonra kürsüde teşekkür konuşması yapan Yücel, “Büyük bir bahtiyarlık duyuyorum ve şahsım uzun yıllar kalbimde sakladığım bir idealin tahakkukuna şahit oluyorum... Bütün yüreğimle bu tarihi anda en derin teşekkürlerimi arz ederim…” diyerek   özlemlerinin yaşama geçmesinden dolayı oluşan coşkusunu dile getiriyordu. Bugün yeniden ülkenin aydınlık ve demokrat geleceğini yaratmak  için, çocuklarımızı özgürleştirici, demokratik bir eğitim sistemini kurmak için sistematik kararlılığa gereksinmemiz var.  Ne dersiniz?

            Şiirimizin büyük ismi Nazım Hikmet’in aramızdan ayrılışının 55. yılında anısına saygıyla…

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI