5 ŞUBAT 1937: ATATÜRK İLKELERİNİN ANAYASA GÜVENCESİNE ALINMASININ ANLAMI


 

5 ŞUBAT 1937: ATATÜRK İLKELERİNİN ANAYASA GÜVENCESİNE ALINMASININ ANLAMI 

Prof.Dr. Özer Ozankaya

ADD Kurucu Üyesi, 4. Genel Başkanı 

 

85 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 5 Şubat 1937 günlü Anayasa değişikliği ile "Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik,  Laiklik, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik" ilkelerinden oluşan Atatürk ilkeleri, Anayasamıza, Türkiye Cumhuriyeti devletinin değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez nitelikleri olmak üzere girdi.   

Bu ilkelerden laiklik,  ilk kez Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin   anayasal niteliği olarak saptanmış oluyordu.

Bu anayasal düzenlemenin daha çok  "LAİKLİK İLKESİNİN ANAYASAYA  GİRİŞİ" olarak anılmasının asıl nedeni, o tarihe değin adım adım gerçekleştirilen ve Atatürk'ün "TÜRK DEVRİMİ" diye adlandırdığı  tüm devrimsel atılımların "LAİK", Türkçe anlamıyla  "halkın kendi yönetimini kendi istenciyle belirlemesi, hiçbir inanç ya da öğretiye ve onu uygulama ayrıcalığına sahip olduğunu savlayan herhangi bir otoriteye bağımlı olmaması düzeni"nin zorunlu gerekleri olmalarından dolayıdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki bu   "laik ve ulusal  egemenlikçi" atılımlar sırasıyla şunlardır:

1-  21 Haziran 1919 Amasya Genelgesiyle "Ulusun geleceğini yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. Bu kararın ne olduğu da Sivas'ta toplanacak bir Genel Kongreyle saptanacaktır." denilerek ulusal egemenlik ilkesinin bayraklaştırılmaya başlanması;

2- Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde  "Ulusal güçleri etken ve ulusal istenci egemen kılmak, temel ilkedir. Millet Meclisi'nin hemen toplanması ve hükümet işlerinin Meclis denetiminde yürütülmesi" ilkesinin ilân edilmesi;

3- 20 Ocak 1921 Anayasası ile tüm ulus olarak artık açıkça ve Anayasa ilkesi olarak   "Egemenlik kısıtsız ve koşulsuz olarak ulusundur; yönetim yöntemi, halkın kendi yazgısını eylemli olarak kendisinin yönetmesi ilkesine dayanır; Türkiye Devleti Büyük Millet   Meclisince yönetilir" diye haykırılmaya başlanması;  

4- Saltanat yönetiminin 1 Kasım 1922 günlü Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla  ve "Anayasa ile, Türkiye Halkı egemenlik ve bağımsızlık haklarını, gerçek temsilcisi olan TBMM'nin mânevi kişiliğinde terkedilmez, bölünmez ve devredilmez olmak üzere, tümüyle ve edimsel olarak     kullanmaya ve ulusal istence dayanmayan hiçbir güç ve kurulu tanımamaya karar verdiğinden, ..   kişi egemenliğine dayalı olan İstanbul'daki hükümet biçimini .. geri gelmemek üzere tarihe göçmüş saymıştır." denilerek   son vermesi.

5. 3 Mart 1924 yünlü üç yasayla:

    a- Halifeliğin , "Ne dince, ne de siyasetçe hiçbir anlam ve varlık nedeni bulunmayan, Türk ulusuna içerde ve dışarıda saldırmanın gerekçesi ve aracı yapılan" bir kurum olduğu vurgulanarak kaldırılması; 

    b- Şer'iye ve Evkaf Bakanlığının, "Türkiye Cumhuriyeti'nde insan ilişkilerini düzenlemek üzere yasa koymak yetkisi, yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait olduğu" ulusal egemenlik ilkesi gereğince  kaldırılarak Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığının kurulması

    c) Eğitim ve Öğretim Birliği Yasasıyla tüm bilim  ve öğretim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığına bağlanması  ve  ulusal yaşamın "anlamsız, mantıksız, uydurmalarla dolu hastalıklı düşüncelerden", toplumsal yaşamın "akıl ve mantıktan yoksun,  yararsız ve zararlı inanç ve geleneklerden"  kurtarılması.

Görüldüğü gibi "laiklik", özgürlük  ve bağımsızlık demektir ve ancak Türk ulusunun kendi yönetimini, özgür oylarıyla seçtiği, denetlediği, değiştirebildiği ve her karar ve eyleminden kendisine karşı sorumlu tuttuğu temsilcileri eliyle yönetimini yürütmesi düzeni demektir.

Bu özgürlük düzenine düşman olanlar, laiklik düzeninin bu niteliğini Türk ulusunun  bilgisinden saklamak üzere onu "dinsizlik, din düşmanlığı" diye karalamaktadırlar. Oysa İslam dini, hiçbir kişiye, hiçbir sınıf insana "dinin gereğini anlatmakla yetkili olmak" gibi   bir ayrıcalık tanımamakta, her bireye "aklını kullanma ve dinin gereklerini kendisinin öğrenmesi" ödevini vermekte,  toplumsal düzeni de her bireyin özgürce ve eşit olarak  katılma hakkına sahip olduğu  genel oyla, yani ulusal egemenlik ilkesi gereğince yürütmeği gerektirmektedir. 

Türkiye Cumhuriyeti bu özgür insan, özgür ulus temeline dayalı olarak kurulmuştur. 

Laiklik düzeninin anayasamızla  güvenceye alınmasının 85. yıldönümü, Türk ulusuna ve tüm insanlığa kutlu olsun.

YAZARIN DİĞER YAZILARI