“EGE” ve “İZMİR”

 

“EGE” ve “İZMİR”

 

Selahattin Pınar'ın, sözleri Vecdi Bingöl'e ait rast şarkısı vardır:

"Söylemek istesem gönüldekini

Dilime dolanan ıstırap olur

Yazsaydım derdimin ben bir tekini

Ciltlere sığmayan kitap olur"

Ben de Ege söylence (efsane)lerini yazmaya kalksam, kitaplara sığmayan ciltler olur. Size, insan aklının yarattığı bu tanrısal öykülerden bir tutam, bir kucak Ege kır çiçeği sunmak istiyorum.

-Nerden başlasam, nasıl anlatsam demeye kalmadan, İzmir'li Atillâ İlhan'ın iki dizesi, yol haritamı belirledi:

"ne zaman bir yaşamak düşünsem

sus deyip adınla başlıyorum"

Güzel ikliminde yaşadığımız EGE ile İZMİR adlarının kökenleriyle çıkıyorum yola:

"AEGEUS DENİZİ"nden

"EGE DENİZİ"ne...

Elada (Yunanistan)da kurulan yeni bir kente, insanlık için en yararlı armağanı getirenin adı verilecekti. Deniz tanrısı Poseidon, hem karada, hem denizde gidebilen bir at getirdi. Zekâ tanrıçası Athena ise, Ege'nin bu yakasına uçup (tanrıların ulaşım sorunu mu var?) bir zeytin fidanı ç(alıp) onu sundu seçiciler kuruluna. Görüldü ki, odunundan yaprağına, yemişinden yağına her şeyinden yararlanılıyor, bu başkente "Atina" adı verildi.

Bu başkente, Kral Aegeus hükmediyordu. O çağda her yıl, Girit labirentinde yaşayan canavar Minotauros'a altısı kız, altısı delikanlı 12 genç kurban ediliyordu. Bu töreydi, yapılan ona göreydi.

"Şu dünyada bir nesneye

Yanar içim, göynür özüm

Yiğit iken ölenlere

Gök ekini biçmiş gibi."

(Yunus Emre)

Üzülmeyin: Erken üzülmeye başlayan, daha uzun süre üzülmüş olur...

"Theseus" Adlı Bir Genç

"Dünyada Theseus'suz hiçbir şey yoktur!"

                                (Bir Antikçağ Özdeyişi)

Kral Aegrus'un oğlu Theseus, gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemeyen bir gençti. Bu olmaz olası geleneğe son vermeyi kafasına ve yüreğine koymuştu. Babasına: -Kurbanlıklarla ben de gideceğim Girit'e, dedi. Babası:

-Yapma etme oğlum dedi, "sen benimle birlikte tüm halkımızın umudu, yarının kralısın!"

Aman saman dinler miydi Prens? Kararı keskindi.

Bari oğlum, dedi babası, "gemine kara yelkenler çekeyim. İnsan etiyle beslenen insan başlı, boğa bedenli iğrenç yaratığı alt edebilirsen, dönüşte bunların yerine ak yelkenler çek de, sağ-salim dönmekte olduğunu anlayalım!"

12 kurbanlık genci taşıyan ak güvercin, uygun kıç rüzgârı itişiyle mavi sularda süzülerek Girit'e vardı; Knossos limanına palamar bağladı. Karşılayıcılar arasında Kral Minos ile güzel kızı Ariadne de vardı. Prensle prensesin gözleri kavuşunca oluşan elektrik, ikisini birden yakayazdı.

Adriadne, elde kılıç, binbir dönemeçli dehlize girerken Theseus'a bir makara vererek:

-Bu ipliği yere sererek git. Korkunç yaratığı öldürebilirsen, döktüğün ipliği izleyerek çıkış yolunu bulursun, dedi.

Delikanlı, bir elinde kılıç, ötekinde makara ipliği girdi, girildi mi çıkılmaz zulümhaneye. Minos'un boğası, gözünden dehşet, ağzından alevler saçıyordu. Amansız savaşım sonunda, Theseus, Şans Tanrıçası Tyke'nin yardımıyla canavarın başını gövdesinden ayırdı, ipliği izleyerek labirentten çıktı. O günden sonra, onulmaz dertten kurtarmaya, "Ariadne'nin ipliğini vermek" denir oldu...

Söylencenin finali acıklı ama, sizden gizleyecek değilim:

Theseus, Ariadne'yi de alarak, dönüş yolunu tuttu. Nedense, kendisine olağanüstü yardım eden güzel prensesi, bir adada bıraktı. Utku esrikliği (zafer sarhoşluğu) ile, kara yelkenleri indirip, ak yelkenleri çekmeyi unuttu. Kral Baba, başkenti çevreleyen surların en yüksek burcuna çıkmış, deniz ufkunu gözlüyordu:

"Yüzümü hasretine döndürdüm bekliyorum

Geri getirir diye bizi ayıran gemi

Şehrin ışıklarını söndürdüm bekliyorum

İki gözüm körfezde iki deniz feneri."

                       (Aydın YALKUT)

Karayazı gibi kara yelkenleri gören Kral Aegeus, biricik oğlunun Minotauros'a yem olduğunu düşünerek, burçtan atlayıp canına kıydı. Onun boğulduğu engin suya "Aegeus'un Denizi" denildi. Bu söz, zaman içinde en güzel biçimini bulup, "İzmir" olarak şehrimizin adı oldu...

"İZMİRİÇE" ADI

"Ben o İzmir'i severim

Gün vurdukça sularına

Terli terli gülen İzmir'i

Silemez hiçbir el

Işığını o gözlerin

Solduramaz ümidini

Ey emeğin kardeş İzmir'i

Yenilmez onurlu kenti

Güneşli günlerinle kal!"

                (Necati CUMALI)

Şehirler güzeli İzmir'imin adının öyküsünü yazarken parmaklarım, İdil Biret'in zarif parmaklarının piyano tuşlarında raksedişi gibi, bilgisayar tuşlarında sekiyor.  

Syria Kralı Theias'ın, bazı mitogarlara (mitoloji yazarlarına) göre Kıbrıs Kralı Kiniras'ın kızı Smyrna, bir günah işleyip gebe kalmış. Babası, bu lekeyi temizlemek için, elde kılıç, kızının ardına düşmüş. An gelmiş kız, zalim kovalayıcının soluğunu ensesinde duyar olmuş. Tanrı, yakarısını kabul edip, kızı bir mersin (Murtus communis) ağacına çevirmiş. Kız son sözlerini mırıldanırken, dudakları kabuk bağlamış.

Yeterli süre geçince Smyrna'nın doğurduğu oğlan, Attis adıyla Kybele'nin ya da Adonis adıyla Aphrodite'nin gözdesi, prensesin adı da dillerde dolaşa dolaşa en güzel biçimini bulup "İZMİR" olmuş.

Adı mersinden geliyor, "Mersinli" diye, "Mersincik" diye, "Mersinpınar" vb gibi semtleri var ama, bu nefis kokulu ölümsüz bitkiden İzmir'de gören varsa beri gelsin. Kendi gitti, adı kaldı yadigâr...

Bir Amazon Ecesi

Güzel gören göz güzeldir ya, güzeli güzel anlatmak kolay değildir. İzmir adının çıkışı konusunda bir yaklaşım daha var:

Karadeniz kıyısında Termedon (Terme) yakınında Themiskra (Terme) adlı bir kent varmış. Burada "Amazon" denilen, çıplak ata çıplak binen, iyi ok atabilmek için birer göğsünü dağlatan savaşçı kadınlar yaşarmış. Bu kadınlar, erkekleri zevkleri için kullanır, doğan oğullarını yok eder ya da babalarına verirmiş. (Ben, Aphrodisias Müzesindeki Penthesilea başta olmak üzere, onca Amazon yontusu gördüm; tümünün iki göğsü de yerli yerindeydi.)

Uzun savaşçılardan sonra yurda dönen Hitit ya da Phryg (Firik) savaşçıları olabileceği de düşünülen Amazonlar, kurdukları ya da fethettikleri kentlere, birer kraliçelerinin adını verirmiş. Kyme, Larissa, Aigai, Myrina, Gryneum, Leukai, Priene ve İzmir gibi kent adları birer Amazon kraliçesinden gelmeymiş.

İlkçağda dağ ve ırmaklar erkek, ova ve şehirler dişi sayıldığı için ben bu şehre, göğsümü gere gere "İZMİRİÇE" diyorum

"ECE"liğin sürekli olsun hercai İZMİR.

Güneşli günlerinle kal!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır haberi

Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır

Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır
Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır
FAZIL SAYI’IN BABASI haberi

FAZIL SAYI’IN BABASI