“12 EYLÜL” Neydi, Ne Oldu !?

 

                       “12 EYLÜL” Neydi, Ne Oldu !?

Bundan tam 38 yıl önce ordu yönetime el koydu, 12 Eylül 1980 Cuma gecesi, merhum Süleyman Demirel Hükümetini indirdi, TBMM’yi ve bütün partileri kapattı, liderleri sürgüne gönderdi… Bu durum; 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 muhtırasından sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime üçüncü müdahalesi ve el koyuşu idi!..

Peki, 12 Eylül darbesi zamanında neler oldu? 650 Bin kişi gözaltına alındı, acilen kurulan darbe mahkemelerinde tam 517 kişiye idam cezası verildi, bunların 49 tanesi idam edildi, gözaltılar sırasında ve hapishanelerde akla hayale gelmeyen işkenceler yapıldı!..

İdam edilen gençlerin içinde en unutulmaz olay şuydu: Erdal Eren henüz 17 yaşında idi, reşit olmadığı için idam edilemiyordu, ama darbeciler bunun çaresini buldular; Erdal Eren’in yaşı hemen büyütülüp 18 yaşında reşit hale getirilerek idam edildi!.. Bu olayı çok eleştiren yerli ve yabancı basın mensuplarına kızan darbenin başı Kenan Evren; “Ne yani, bunları asmayıp da beslese miydik!?” diye tepki göstermişti…

Bugünkü genç nesil o günlerde yaşananları pek bilmezler… Galiba biz büyükleri de yeterince o olayları yeni nesle anlatamadık!.. Tıpkı Kurtuluş Savaşımızı, Meclis’i ne şartlarda kurup, Cumhuriyet’i hangi koşullarda ilân ettiğimizi, Köy Enstitülerinin kalkınmamız için ne kadar önemli olduğunu anlatamadığımız gibi… Bugün çektiğimiz sıkıntıların temelinde hep bu eksikliğimiz yatıyor!..

12 Eylül darbesi olduğunda yaşım 30 ve 11 yıllık öğretmendim!.. Darbenin sabahında ben ve benim gibi çok okuyan pek çok insanımızla yaptığımız ilk iş; darbeciler tarafından suç teşkil edebileceğini düşündüğümüz Aziz Nesin, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Uğur Mumcu gibi yazar ve şairlerin kitaplarını toprağa gömmek oldu…

Sokakta iki kişiden fazla sayıda toplananlar hemen gözaltına alınıp, “Darbeye Karşı Grup” olarak hemen karakollara götürülüyor, sorgulanıyordu; bu yüzden kaç yerde misafirlikten dönen “anne-baba-oğul-kız-hala-amca-dayı” olarak, aynı aileden insanlar gözaltına alınıp, günlerce sorgulanmışlardı…

12 Eylül’den bir ay sonra bir akşam köyümüzdeki ‘Zeybeklerin Kahvesinde’ oturuyorduk… Kalça kırığından aylarca yatmış olan 75 yaşındaki Demirci Abdullah amcayı, biraz hava değişimi olsun diye iki oğlu kahveye kucaklayarak getirmişler, altına minder ve paltosunu serip gitmişlerdi… Yarım saat kadar sonra kahveyi askerler kuşattı, herkesi tek tek dışarı çıkarıp kimlik kontrolü yapmaya başladılar… Yerinden kalkamayan Abdullah amcanın böğrüne dipçikle vuran bir asker; “Çabuk kalk ve dışarı çık!” dedi… Kahveci Mustafa hemen koşup, bu yaşlı adamın kalçasının kırık olduğunu söyleyecekti ki, bir çavuş gelip Abdullah amcaya tekme atarak kalkmasını söyledi!.. Dışarıdan bu durumu gören komutanları Yüzbaşı yıldırım gibi geldi, çavuşu ensesinden tutup, dışarıdaki askeri aracın arkasına götürüp, peş peşe tokatladı!.. Kimlik kontrolünü bırakıp, herkesi içeri çağırdı ve yaşlı bir adama askerlerinin yaptığı bu affedilmez saygısızlıktan dolayı özür dileyip, bu darbenin neden yapılmak zorunda kalındığını halka anlatarak gitti… Ben bu olayı asla unutamam!..

Ben 27 Mayıs 1960’ı da, 12 Mart 1971’i de, 12 Eylül’ü de bizzat yaşayarak görmüş insanlardan biriyim!.. Her üçünde de iktidarda ‘sağ partiler’ vardı, güya darbe onlara karşı yapılmıştı ama; esas tırpanlanan, hırpalananlar ise hep ‘sol düşüncedeki’ insanlarımız oldu!.. En çok okullarından ve işlerinden atılan, sicilleri bozulan, fişlenen kişiler ‘Sol veya Sosyaldemokrat’ kesimden olanlardı!.. “Atatürk, Vatan, Millet, Sakarya!” diye diye, Cumhuriyet kazanımlarının canına okudular, Atatürk devrimlerinin kökünü kazıdılar!.. “15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi” de, işte bu kafaların bir eseridir!..       Sakin KOŞAR…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI