Ivır-Zıvır Bir Yazı !?

 Ivır-Zıvır Bir Yazı !?

Biliyorsunuz, aylar süren bir didişmeden sonra nihayet 16 Nisan günü sandıklara gittik de, bu referandum sancısı nihayet sona erdi, sabah oyumu kullandıktan sonra mecburen kös kös evde oturup bu yazıyı yazdım…

Mecburen’ diyorum, çünkü caddeleri arşınladım, her yer kapalıydı… Yolda ‘Merhaba’ diyecek bir eş-dosta rastlamadım, bir–iki dosta balığa gitme teklifi yaptım, çeşitli bahanelerle reddettiler, eve çöreklenmekten gayri başka ne halt edecektim ki?

Televizyonu açtım, olmadı… Gazeteleri karıştırdım, sarmadı… Olmadık bir işten ötürü hanımla ağız tadıyla bir kavga çıkarayım dedim, komşuda kahve günleri varmış, tutmadı… Acemi oğlana, “hadi Pınarbaşı’nda yemeğine Satranç oynayalım” dedim, hınzır oğlan yenileceğini anladı, yemedi!.. Pencereyi açıp, Termik Santralı’nın dumanının bugün nasıl tüttüğünü denetleyeyim dedim, rüzgâr çıkmıştı hevesim kursağımda kaldı… Sonunda mini kitaplığımdan Orhan Veli Kanık’ın şiir kitabını çekip çıkardım, rastgele çevirdiğim sayfalarında bulduğum ilginç şiirlerini okuyarak biraz kendime gelip, rahatladım…

Bunları sizlerden sakınacak değilim ya; bu neye benzediği belli olmayan ıvır-zıvır yazımda hiç olmazsa onlardan bazılarını aktarayım da, bari yazımız bir şeye benzesin…

Değil” şiiri şöyleydi:

“Bilmem ki nasıl anlatsam/ Nasıl, nasıl size derdimi/ Bir dert ki yürekler acısı/ Bir dert ki düşman başına/ Gönül yarası desem, değil…/ Ekmek parası desem, değil…/ Bir dert ki/ Dayanılır şey değil…”

Giderayak” şiirinde ise şöyle diyordu:

“Handan, hamamdan geçtik/ Gün ışığındaki hissemize razıydık…/ Saadetinden geçtik/ Ümidine razıydık/ Hiç birini bulamadık…/ Kendimize hüzünler icat ettik/ Avunamadık…/ Yoksa biz/ Biz bu dünyadan değil miydik!?”

Dedikodu” şiiri muhteşemdi:

“Kim söylemiş beni/ Süheyla’ya vurulmuşum diye?/ Kim görmüş ama, kim/ Eleni’yi öptüğümü!?/ Yüksekkaldırım’da güpegündüz/ Melahat’ı almışım da/ Sonra Alemdar’a gitmişim, öyle mi?/ Onu sonra anlatırım, fakat;/ Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?/ Güya, bir de Galata’ya dadanmışız;/ Kafaları çekip çekip/ Orada alıyormuşuz soluğu!?/ Geç bunları anam babam, geç/ Geç bunları bir kalem/ Bilirim ben yaptığımı…/ Ya o, Mualla’yı sandala atıp/ ‘Ruhumda Hicranın’ı söyletme hikâyesi?”

Aylardan Nisan ise, insan gerçekten bir tuhaf oluyor? Bahar mı başımıza vuruyor, geçim derdi mi, işsizlik mi, yoksa gün boyu mikrofon başlarında ötüp duran günümüz siyasetçileri mi? Referandum sonuçları daha akşam belli olacak ama, aman yine bu hınzır ay, bize o meşhur şakalarından birini yapmasın sakın!? Şairimiz, “Nisan” şiirinde ise şöyle döktürüyordu:

“İmkânsız şey/ Şiir yazmak/ Âşıksan eğer/ Ve yazamamak/ Aylardan Nisan’sa…”

Evet, şu 16 Nisan günü ben de aynı duygular içindeyim… “Akşama kadar ne halt ederim, nereye giderim, nasıl vakit geçiririm de, akşam oylama sonuçlarını öğrenirim?” düşüncesi beni de yiyip bitiriyor dostlar!.. Bakınız şairimiz “Misafir” şiirinde benim ve benim gibilerin durumunu ne güzel anlatmış, okuyalım ve artık bu zırva yazımıza da son noktayı koyalım:

“Dün fena sıkıldım/ Akşama kadar/ İki paket cigara ‘bana mısın’ demedi:/ Yazı yazacak oldum, sarmadı…/ Keman çaldım ömrümde ilk defa/ Dolaştım/ Tavla oynayanları seyrettim/ Bir şarkıyı başka makamla söyledim/ Sinek tuttum iki kibrit kutusu/ Allah kahretsin, en sonunda/ Kaktım buraya (misafirliğe) geldim!..”              
YAZARIN DİĞER YAZILARI