Vatanımızı Kimse Çalamaz !..

 Vatanımızı Kimse Çalamaz !..

Bir ülkenin parası, pulu, doğal ve yeraltı zenginlikleri, hatta sandıktaki oyları çalınabilir? Bir ülkenin emeği, teknolojisi, sanatı, edebiyatı, eğitimi, gelenek ve görenekleri sömürülebilir? Demokratik yolları kullanarak, ileride her şeylerini ellerinden almak için; “Yasakları, Yoksulluğu ve Yolsuzlukları Biz Kaldıracağız!” diye diye, bir ülke insanları aldatılarak, onların siyasi tercihleri bile çalınabilir?

Ama biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti insanlarının vatanını böyle çalamazsınız!.. Yüzlerce yıllık uğraşlardan sonra, 1919 yılında da bunu yapmaya kalkıştılar!.. Başımızdaki basiretsiz ve hain “İstanbul Hükümeti” yüzünden işgallere de başladılar!.. Ama Anadolu insanı, sık sık işgallere uğrayıp da; “Gelen Ağam, Giden Paşam” diyen bazı Ortadoğu ülkelerine benzemiyordu!.. Şanlı tarihi geçmişinde böyle bir vaka hiç yoktu!.. Binlerce yıllık ilk ata geleneği şuydu: “Kanımızla sulanmış ve üzerinde yaşadığımız her toprak parçası ‘VATAN’ dır!.. Bu Vatanın bir karışı bile, üzerinde yaşayan son Türk insanı ölmeden kimselere verilmez!..”

Son yıllarda iktidara gelenler; bu ata yadigârı bazı gelenekleri, Kurtarıcı ve Kurucu atalarımızı unutturmak için bazı çabalar içine girdiler, bazılarını küçümsemeye yeltendiler… Milli Kurtuluş Günleri’nin törenleri birer birer iptal edilmeye, unutturulmaya başlandı… Cumhuriyet kazanımları teker teker satıldı, hukukun içi boşaltılıp, üzerine yemin ettikleri Anayasa’ya uymayan uygulamalar içine girdiler!..

Muhalefetin sesi her yerde kesilmeye çalışıldı, basın susturuldu, yargı sisteminde öyle değişiklikler yapıldı ki, çoğu insanımızın hukuka saygısı kalmadı!.. Birer birer konulan yasaklarla, özgürlüklerin önü tıkandı!.. En sonunda da, dünyanın hiçbir yerinde görülmedik şekilde, OHAL gölgesinde “16 Nisan Referandumu”na gidilerek, hiç ulusal hukuk kuruluşlarına danışılmadan, Meclis’ten TRT-3 naklen yayını yapılmadan hazırlanan 18 maddelik bir Anayasa değişikliği oylandı… Ve işte ülkede yaşananlar:

--Yüksek Seçim Kurulu (YSK); 12 Nisan 2017 tarih ve 135/1 Sayılı Genelgesinde; “Üzerinde İlçe Seçim Kurulu ve Sandık Kurulu Mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır” demesine rağmen, aradan geçen dört gün sonra kendi kararına uymayarak, aynı YSK bu mühürsüz zarfları “Geçerli” saymış, referanduma ve tarafsızlığına gölge düşürmüştür…

--İktidar partisi AKP yöneticileri, 16 Nisan 2017 öncesinde bütün üyelerine şu mesajı göndermişti: “Oy kullanırken, oy pusulalarınızın arka taraflarında Mühür var mı dikkat edin! Eğer yoksa oyunuz geçersiz sayılır, Mühürlü olan pusulaları kullanın…” Bu mesaja rağmen, YSK’nın AKP’li üyesi sayın Recep Özel, seçim ve sayım devam ederken YSK’ya bir dilekçe vererek; “Mühürsüz oy pusulaları ve zarflar geçerli sayılsın” demiş, YSK tam 40 dakika sonra bu dilekçeyi dikkate alıp, mühürsüz zarf ve oyları ‘GEÇERLİ’  saymıştır…

--Halbuki aynı YSK; 2014 yılındaki seçimde Bitlis’te, bizzat AKP’nin ve Ardahan’da MHP’nin itirazları sonucu, oy zarflarının üzerinde mühür olmadığı için, oyları iptal etmişti…

 --Ülkemizde referandumu izleyen “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı (AGİK)” in, “Sınırlı Referandum Gözlem Heyeti”, 18 Nisan 2017 Salı günü “Mühürsüz zarflar geçerli sayıldı, oylamada hile şüphesi var” şeklindeki raporunu YSK’ya sundu…

Gerçek sonuç şu: YSK, bu referandumu resmi olarak da geçerli sayabilir? Bu dejenere durumu fırsat bilen bazı iç ve dış mihraklar, ileride elimizden Cennet Vatanımızı almaya da kalkışabilirler? Hiç unutmasınlar ki; bu laik ve hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi ve aziz vatanımızı, cesetlerimizi çiğnemeden asla alamayacaklardır!.. Hukuksuz ortamdan palazlanan ve “Milletin A’..na koyacağız!” lâfını bile diyebilen bazıları, kirli paralarına güvenerek yurt dışına tüyebilirler? Ama şunu asla unutmasınlar; bizim bu aziz vatandan başka gidecek yerimiz yok, ölümüne buradayız çünkü!..    
YAZARIN DİĞER YAZILARI