ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ

      ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ

       En az yirmi beş yıl çok yakın arkadaşlık yaptığımız; Arkadaşım, dostum, ağabeyim Ünlü gülmece ve çocuk kitapları yazarı Muzaffer İzgü’yü kaybettik. Hakkında yazacağım yazıyı tasarlarken bir de baktım ki geçenlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden emekli olan Oğlum Prof. Dr. Tuğrul Dereli Muzaffer Amcası ile ilgili çok güzel bir yazı yazmış ve Facebook sayfasında paylaşmış. Okurken o günleri yaşar gibi oldum. Gözlerim yaşardı. Onun yazısını köşemde sizlerle paylaşmaya karar verdim.

       İzgü, en acıklı olayları bile gülmece konusu yapabilen tam bir kara mizah ustasıydı. Ruhu şad olsun. Işıklar içinde uyusun. (Turgut Dereli)

     “Muzaffer İzgü’yü, benim için çok özel bir yeri olan insanı yitirdim. Çocukluğum ve ilk gençliğimin şekillenmesinde çok önemli bir yeri olan insan: Muzaffer Amca ( Aslında içimden ona hep Muzipfer Amca diye seslenmek gelirdi). Aslında muzip de değildi. Çocukluğunun Adana’sını, gecekondu mahallesi Hürriyet Mahallesi’ni, yoksulluğu, açlığı, çaresizliği öyle bir acıklı anlatırdı ki gözlerimizden yaşlar fışkırırdı (Ağlamaktan değil gülmekten!). Sonra kendi de gülerdi ve gülmesi o kadar güzeldi ki bir daha gülerdik onunla…

       Tam bir kara mizah ustasıydı… Seyhan nehri kıyısında babasının teneke ve mukavva parçalarından yaptığı gecekondudaki yaşamı; yatağının tavanına babasının astığı kükreyen aslan resimli film afişinden her gece korkusundan nasıl uyuyamadığını, babasına bu durumu şikayet ettiğinde Adana şivesi ile nasıl küfrettiğini; gece gelen sel taşkını ile derme-çatma evleri suda yüzüp giderken elinde sadece yastığı ile evin ve dolayısıyla aslanlı posterin suda sürüklenmesini ve batmasını nasıl izlediğini (hatta battığına sevindiğini !!!) anlatmasını dün olmuş gibi yaşıyorum… Sokakta haşlanmış mısır satarken zabıtaların onları nasıl yakaladığını, mısırları ellerinden alırken yalvarma ve küfürleşmeleri öyle de komik anlatırdı ki… Bunun gibi daha yüzlerce hikâye… Birçoğunu öykülerinde ölümsüzleştirdi sonraları…
          Çok azimli bir adamdı. Zamanının Akbaba mizah dergisine onlarca kez yazı gönderdiğini, hepsinin reddedildiğini ama yılmadan göndermeye devam ettiğinde o sert duvarı yıkıp nasıl muvaffak olduğunu da anlatmıştı. Müthiş çalışkandı. Kuşadası'ndaki yazlıkta saatlerce ama saatlerce (8-10 saat en az) daktilo tuşlarını adeta ezerek döverek yazar, hızla balkona çıkıp beni çağırır “Tuğrul koş, elini kelime koy, bak bakalım ısınmış mı?” derdi. Bir insanın başının çalışma ile bu kadar ısınabileceğine hala hayret ederim, resmen kızgın yağa değmiş gibi olurdu elim.
           Sanıyorum çocuk sevgisi onun kadar fazla olan bir erişkin tanımadım. Çocukluğumda birkaç aile neredeyse her hafta sonu pikniğe giderdik (babamın lakabı Tarzan Turgut idi, Aydın ve civarındaki her dere kenarı, piknik yeri, ören yeri, gezilebilecek her yeri hissi kablel vuku ile bulduğu için lakabı buydu). Önde bizim eğri bacaklı Skoda (sonradan ekmek arabası olmuştu https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/fa5/1.5/16/1f642.png:)), arkada İzgülerin önceleri siyah (eskisi) sonra sarı(yenisi) Vosvos’u takip eder, en güzel su kenarında park edilir, hanımlar sofra kurarken, Muzaffer Amca mangal başında kömür yellerdi. Çok hızlı hareket eden elleri ile mangalı bir çırpıda yakmasını, küçük tükürük köftelerini maşa ile hızla çevirmesini, ilk pişen köfteleri ekmek arasına sıkıştırıp, o sırada açlığın son kertesindeki bizlere –ama tek tek ve gizlice çağırıp- bizlere servis eder, kendimizi çok özel çocuklar olarak hissetmemizi sağlardı.
           Eşi Günsel teyze ile çok özel bir ilişkisi vardı. Birlikte yaşayan iki kişiye “eş” denmesinin en anlamlı haliydiler sanırım. Günsel teyzenin ben çocukken de hep sağlık sorunları vardı ama son yıllarda iyice kötülemişti. Birkaç yıl önce ayağındaki bası yarasının tedavisi için evlerine gidip geldim. Her seferinde hem yara pansumanı yaptım hem eski günlerden bahsederek birkaç saat geçirdim. İyi ki o duygulu zamanları yaşamışım. Günsel teyzeyi kaybettiğimizde Muzaffer Amca’nın gözlerindeki acıyı unutamam: “Tuğrul artık fazla yaşayamam, en değerli varlığım, vücudumun parçası öldü, benim de ölümüm çok yakın” demişti. Gerçekten öyle oldu. Eşinin hemen arkasında o bilinmeyen yere, arzulayarak, isteyerek gitti. İnşallah kavuşmuşlardır… TUĞRUL DERELİ”

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER… haberi

BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER…

BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER…
BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER…
TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI… haberi

TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…

TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…Medyada yer alan haberlere göre… Avrupa ülkeleri ve Rusya'dan sonra Arap ülkelerinden de Türkiye'den gelen tarım ürünlerinde tarımsal ilaç kalıntıları olduğu yönünde yakınmalar ...
TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…
 KENTLERİMİZ… haberi

KENTLERİMİZ…

 KENTLERİMİZ…
KENTLERİMİZ…
RIFAT ILGAZ VE CİDE… haberi

RIFAT ILGAZ VE CİDE…

RIFAT ILGAZ VE CİDE… Geçtiğimiz günlerde Kastamonu Üniversitesi; ...
RIFAT ILGAZ VE CİDE…
       “KARŞI BAKICI”… haberi

“KARŞI BAKICI”…

   < ...
“KARŞI BAKICI”…
      ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ haberi

ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ

ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ