KENTLERİMİZ…

 KENTLERİMİZ…

Kentlerimizin yeni mahalleleri, birbirinden hiç farkı olmayan cadde ve sokaklarla dolu… Sokak numaraları ve cadde adları olmasa adres bulmak olası değil…
Bu durumda; kentlerin eski merkezleri, mahalleleri ve elde kalan özgün yapıları çok daha fazla önem kazanıyor.
Kimliksiz, kişiliksiz, tekdüze kentler: yozlaşmanın, kültürsüzlüğün, sanat ve estetikten yoksunluğun canlı birer örneği haline geliyor…
Üst yönetimden bir şey beklemek maddenin tabiatına aykırı… Tüm görev, kent halkına ve kentin aydınlarına kalıyor...

MEMUR GÜVENCESİ…
Öteden beri sağ iktidarlar, memurun “Devletin Memuru” olduğunu bir türlü kabul edemiyorlar. Onları hükümetin emrinde bir işçi gibi düşünüyor oysa işçinin de bir iş güvencesi var ama… Memurların atamasını mademki biz yapıyoruz öyleyse istediğimiz zaman görevine son verebilmeliyiz, istediğimiz yere “sürebilmeliyiz” düşüncesindeler.
Memur devletin yasalarını uygulamakla görevli bir kişidir, yasaları uygularken tüm yurttaşlara eşit mesafede durması ve bir baskı altında olmaması gerekir.
Osmanlı bile bunu düşünmüş bazı güvencelere yer vermişti. 1961 Anayasası memura idarenin işlemleri karşısında yargıya başvurma hakkı tanıdı.
Şimdi geldik gene başlangıçtaki noktaya… Hukuk devletinin ne olduğunu bazılarının anlamaları çok zor… Bu durumda yeniden yeniden anlatmaya devam edeceğiz demektir.

ULUSAL EGEMENLİK

*Ulusal egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur. Ne var ki…
*Dünyanın bütün uygar ülkelerinde parlamentoların çıkardığı yasaları hukuka uygunluk açısından denetleyen bir anayasa mahkemesi vardır ve bağımsızdır.
*Evrensel hukuk kuralları ulusal yasaların üzerinde bir norm oluşturur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirlenen kurallara aykırı yasalar çıkarılamaz.
Diğer taraftan...
*Türkiye’de anayasa mahkemesi bir yasayı iptal ederse “Hiç bir güç millet iradesinin üstünde değildir.” diyerek kınamak, Fransız anayasa mahkemesi “Ermenilerle ilgili” yasayı iptal edince alkışlamak…
* “Sizin çıkardığınız her yasa, ulusal iradenin tecellisidir. Kimse ulus iradesinin üstünde değildir” diyerek, anayasa mahkemesinin varlığını küçümsemek….
* “Odunu aday koysam milletvekili seçtirebilirim.”
* “Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz.”
* “Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz.” gibi sözler… Ulusal egemenlik kavramını hiçe saymaktır. hukukun üstünlüğü ve devlet kavramı ile çelişmektedir…
Güzel ülkemizde tutarlı bir “ulusal egemenlik” kavramının hayata geçeceği günlere bir an önce ulaşmak umuduyla…

ULUSAL BİRLİK...
Geçmiş seçimlerde iktidar ve muhalefeti destekleyen iller homojen olarak Türkiye'nin her yerine dağılmış olurdu. Halk oylamasında bakıyoruz ki dağılım bölgeler halinde... Bu can sıkıcı ve düşündürücü bir gelişme. Kapalı bir deniz olan Karadeniz kıyıları hariç, dışa açık deniz kıyıları modernlikten yana, daha özgür ve demokratik bir ülkede yaşamak istediğinin mesajını veriyor. İç kesimler daha muhafazakâr ve otoriter bir yapıdan yana görünüyor... Bu bölünme uzun vadede Türkiye'nin birlik ve beraberliğin tehdit edecek bir duruma dönüşebilir... İktidarın, iç kesimlerin oylarından aldığı destekle kıyıların yaşam biçimine müdahaleden kaçınması gerekiyor. Aksi durumda mental olarak, duygusal olarak, yaşam biçimi olarak bölgesel savrulmalar yaşanacaktır. Zaman içinde diğer bölgelerin de gelişerek kıyıların yaşamına katılması yönünde çabaların artırılması ulusal birliğin güçlendirilmesi yoluna gidilmesi gerekiyor.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI… haberi

TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…

TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…Medyada yer alan haberlere göre… Avrupa ülkeleri ve Rusya'dan sonra Arap ülkelerinden de Türkiye'den gelen tarım ürünlerinde tarımsal ilaç kalıntıları olduğu yönünde yakınmalar ...
TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…
 KENTLERİMİZ… haberi

KENTLERİMİZ…

 KENTLERİMİZ…
KENTLERİMİZ…