DİŞ HEKİMLİĞİ…

DİŞ HEKİMLİĞİ…

Türkiye’de her yıl 22 Kasım “Diş Hekimliği Günü” bu günü içine alan hafta da “Ağız Diş Sağlığı Haftası” olarak kutlanıyor.

Diş hekimleri, bir diş sorunumuz olmadığında adını bile anmadığımız kişilerdir, sanırım halkımızın bilinçaltına yerleşmiş olan korkudur bunun nedeni… Bilinir ki diş sancısı, böbrek sancısı ve doğum sancısı ile birlikte anılan üç ünlü dayanılmaz ağrıdan biridir. Birgün başımıza geldiğinde işte o anımsamak bile istemediğimiz hekimin kapısını elimiz ayağımız titreyerek çalarız. Ağrı kesici ilk iğneden sonra artık o bizim kahramanımızdır.

İlk diş hekimi koltuğuna oturmam 19 yaşında iken Balıkesir’de öğrenci olduğum yıllardadır. Bir azı dişim için sinir tedavisi ve arkasından dolgu gerekiyordu. O güne kadar anlatılanlar öyle korkutucuydu ki iyice gerilmiştim. Tedavi sırasında daha kötüsüne hazır olduğum için sanırım hiç de korkulduğu kadar bir süreç değil gibi geldi bana… Tedavinin başarılı sonuçlanması da beni rahatlatan etken oldu.

Öğretmen olarak ilk görev yerim Malatya’nın Pütürge ilçesiydi. Yıl 1959… Malatya’ya vardığımda soruşturmam sonunda anladım ki ilçede diş hekimi yok ve ilçenin yolu Kasımdan Nisana kadar yaklaşık altı ay kapanıyor…

Bugünden baktığımda kendimi deneyimsiz bir genç hatta çocuk bulduğum yıllar…

Malatya’nın ana caddesinde yürürken ilk gördüğüm “Diş Hekimi” levhasının bulunduğu kata çıktım, kapıyı çalıp içeri girdim. O yıllar diş hekimlerinin sayılarının az, muayenehanelerinin ise dolup dolup boşaldığı yıllardı.

Rastlantıya bakın benden başka hasta yoktu. Tanıştıktan sonra kendisine: “Pütürge’de diş hekimi yokmuş kışın da yol kapanıyormuş. Dişlerim için gerekeni yapar mısınız?”dedim. Orta yaşlı hekim ağrı bile olmadan çıkıp geldiğimi öğrendiğinde hayretler içindeydi. Hocam  (Bana Hocam, diye seslenmesinin benim için ayrı bir anlamı vardı.) dişi neredeyse ağzında eriyecek hale geldiğinde bile bana zorla geliyorlar, doğrusu size bravo, demişti.

Pütürge’ye gittiğimde orada bir berberin bu işi yaptığını öğrendim. Elinde paslı bir kerpetenden başka da bir şey yokmuş. Doğal olarak da yaptığı tek iş ağrıyan dişi çekmek hem de bağırta bağırta…

Bir yıl sonra oraya da Denizli-Çal’ın ünlü Hançalar köyünden “pedallı” bir dişçi geldi. Kiraladığı bir dükkânda işini yapmaya başladı. Bu “çantadan” dediğimiz usta çırak ilişkisi içinde yetişen diş hekim(!)lerinden biriydi. Farkı, bıçak bileyicilerinin de kullandığı kasnaklı bir pedal makinesinin ucunda dönen törpüsüyle çürüyen dişleri temizleyip dolgu da yapıyor olmasıydı. O zamanlar morfin denilen ağrı kesici enjeksiyonu yaptıktan sonra çekiyordu dişinizi… Halk mutluydu.

Bu çıkıp gelen dişçinin durumu yasal değildi ama Memur Kulübü’nde başta doktor ve kaymakam, kasabanın bürokratları üzerine gidilmemesi, hatta böyle bir olanağa sahip olunduğu için sevinmek gerektiği konusunda hemfikirdiler.

1965’lerden beri yaz tatillerimi Kuşadası’nda yaparım. O yıllarda Kuşadası 5-6 bin nüfuslu bir kasabaydı. Şimdi galiba 110.000…

Orada da bir eczane bir hükümet tabipliği dışında sağlık hizmeti veren bir kurum yoktu. Küçük Devlet Hastanesinin sanırım başhekimi de son hekimi de o doktorumuzdu. Evet, sözü oraya getireceğim. Bir de Hançalarlı dişçimiz Eski Akdeniz Oteli’nin hemen yanındaki muayenehane(!) sinde hastalarına hizmet sunuyordu.

Benim kendi yaşam öykümde dişçilerle aramdaki günümüze kadar uzanan-modern tedavi süreçlerini ayrı tutalım- serüvenimin ana çizgileri bunlar…

Diş hekimliği eğitiminin bugünlere gelişini ayrı bir yazı konusu yapmak gerekecek. Ne var ki yazımızı bu noktaya getirmişken belirtelim. Ülkemizin ilk dişçilik yüksekokulu olan “Dişçi Mekteb-i Aliyesi” Tıp Fakültesi bünyesinde 22 Kasım 1908 tarihinde kurulmuştur. Diş hekimleri gününün başlangıcını izleyen inişli çıkışlı süreç: Kurtuluş Savaşı yıllarında gayrimüslim yurttaşlardan oluşan eğitimci kadroların ülkemizden ayrılışı ile bir ara zayıflasa da… Modern diş hekimliği eğitimi 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi “Diş Tebabeti Mektebi” kurulması ile başladı.

Büyük Atatürk’ün ülkemizi ilgilendiren her soruna el attığı gibi, bu konuya da el atması ve zamanın Alman hükümetine adeta baskı yaparak Profesör Kantorowich’i getirtmesiyle bugünkü modern diş hekimliği eğitiminin temelleri atılmış oldu. Sağlıklı bir yaşam ağız ve diş sağlığıyla başlar. Ağız ve diş sağlığını bozan faktörler vücut sağlığını da etkilemektedir.

Günümüzde “Diş Tabibleri Odası”nda örgütlenerek görev yapan hekimlerimizin biraz gecikmeli de olsa bu mutlu gününü kutlar, halkımızın diş sağlığı konusunda başarılı çalışmalarının devamını dilerim.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER… haberi

BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER…

BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER…
BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER…
TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI… haberi

TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…

TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…Medyada yer alan haberlere göre… Avrupa ülkeleri ve Rusya'dan sonra Arap ülkelerinden de Türkiye'den gelen tarım ürünlerinde tarımsal ilaç kalıntıları olduğu yönünde yakınmalar ...
TARIMSAL İLAÇ KALINTILARI…
DİŞ HEKİMLİĞİ… haberi

DİŞ HEKİMLİĞİ…

DİŞ HEKİMLİĞİ…
DİŞ HEKİMLİĞİ…
 KENTLERİMİZ… haberi

KENTLERİMİZ…

 KENTLERİMİZ…
KENTLERİMİZ…
    KANAL İSTANBUL haberi

KANAL İSTANBUL

   ...
KANAL İSTANBUL
RIFAT ILGAZ VE CİDE… haberi

RIFAT ILGAZ VE CİDE…

RIFAT ILGAZ VE CİDE… Geçtiğimiz günlerde Kastamonu Üniversitesi; ...
RIFAT ILGAZ VE CİDE…
       “KARŞI BAKICI”… haberi

“KARŞI BAKICI”…

   < ...
“KARŞI BAKICI”…
      ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ haberi

ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ

ARKADAŞIM, DOSTUM, AĞABEY’İM MUZAFFER İZGÜ