ADI UMUT…

ADI UMUT…( 1960’lı ve 1970’li yıllarda Bodrum Mazı Köyü’nde geçen bir dönem öyküsü)

 

Umut ağlayarak merdivenleri çıktıktan sonra açık kapıdan içeri girdi.Babası küçük bir doğrama tahtasının üstünde Aziz marka keskin çakısıyla ağzından hiç düşürmediği ağaç lülesi ( pipo) için tütün kıymaktaydı.Annesi de ocakta sacın üstünde ekmek pişirmekteydi.

Umut’un iki gözü iki çeşme içeri girdiğini görünce ikisi de ayağa kalkarak ‘’Ne oldu ? ‘’diye tepki göstermişlerdi.

Umut bir yandan gözlerini oğuşturup,bir yandan da burnunu ve omuzlarını çekerek ,’’Hep sizin yüzünüzden ,hep sizin yüzünüzden ,arkadaşlarım benimle alay ediyorlar ‘’diye anne ve babasına bağırdı.Babası sert bir şekilde ‘’ Neden ? ‘’ diye sorunca ,Umut ‘’ Neden olacak adımla alay ediyorlar.Neden adımı Umut koydunuz.Başka ad yok muydu?Arkadaşlarım sürekli beni gördükleri her yerde beni kızdırmak için sürekli benimle ‘’ Umudumuz Ecevit’’,Umudumuz Ecevit ‘’ diye alay ediyorlar’’diye karşılık verdi.

O dönemde Aşağı Mazı ile Yukarı Mazı arasında çok büyük bir parti çekişmesi vardı.Aşağı Mazı Adalet Partili,Yukarı Mazı ise Cumhuriyet Halk Partisi taraftarıydı.Bu yüzden Aşağı Mazı’da kimse CHP ve liderini sevmezdi.Bu yüzden Umut arkadaşlarının kendisini sevmediği bir kişinin adıyla alay etmelerine çok kızmıştı.

12 Mart ara rejiminin sonrasında ilk seçimler yapılıyordu.1972 Yılında yapılan kurultayda İsmet Paşa’dan ( İnönü )CHP genel Başkanlığı’nı devralan Genel Sekreter Bülent Ecevit etkili bir seçim kampanyası ı yürütmekteydi.Bülent Ecevit’e sevenleri esmer olmasından dolayı Karaoğlan adını takmıştı.Aynı dönemde Suat Yalaz’ın yaratmış olduğu haftalık Karaoğlan adlı bir çizgi roman da bulunmaktaydı.Belki de sevenleri bu isimden esinlenmişlerdi.

1973 Seçim kampanyasında sevenleri dağları taşları ‘’Umudumuz Ecevit’’ sloganıyla donatmıştı.Umut’un arkadaşları da bunu gazeteden görmüşler ve Umut’u kızdırmaya başlamışlardı.

Umut anne ve basının beşinci ve son çocuklarıydı.Umut’un anne babası uzun yıllar çocuk sahibi olamamışlardı.Daha sonra Milas’taki doktorun yönlendirmesiyle İzmir’deki bir doktora ulaşmışlardı.Tosunlardan birini satarak İzmir’deki doktora muayene olduktan sonra doktorun verdiği ilaçları kullanıp tavsiyelerine uyarak bir yıl içinde çocuk sahibi olmuşlardı.

Böylece 12 yıl süren çocuk hasreti sona ermiş ve Mustafa ve Ayşe çiftinin ilk çocukları olan kızları dünyaya gelmişti.İlk çocukları olan kızlarının doğumu hem ailede ,hem de sülalede büyük sevinçle karşılanmıştı.

Mustafa kızlarına annesinin adı olan Zeynep adını vermişti.Daha sonra peş peşe üçü de erkek olmak üzere üç cocukları daha olan Mustafa ve Ayşe çiftinin bu çocuklarının dördü de ölmüştü.İlk çocukları olan Zeynep kalp romatizmasından,diğer çocuklardan ilk oğlu Hasan apandist patlamasından ,ikinci oğlu Cengiz zatürreden ,üçüncü oğlu Dursun Yaşar da akrep sokmasından ölmüştü.

Yol ve ulaşım aracının olmadığı 1950’li yılların Mazı’sında çocuk ölümleri sıradandı.Aşılama ve koruyucu hekimlik uygulamasının olmadığı bu ücra dağ köyünde güçlü olanın yaşabildiği bir ‘’doğal seleksiyon’’ geçerliydi.

Umut’un kendinden önceki üçüncü kardeşine şehit Pilot Cengiz Topel’in adı verilmişti.1964 Ağustos’unda Kıbrıs ‘ta Türklere yönelik saldırılar başlaması üzerine Kıbrıs üzerine uyarı amaçlı olarak gönderilen uçaklarımızdan biri Rum Uçaksavarları tarafından vurulmuştu.Paraşütle atlayarak hayatını kurtaran pilotumuz Cengiz Topel’i esir alan Rumlar daha sonra pilotumuzu şehit etmişlerdi.

Şehit pilot Cengiz Topel haberi radyolardan duyulunca bütün Türkiye büyük bir üzüntü yaşamıştı.Bu olaydan kısa bir süre sonra dünyaya gelen üçüncü çocukları erkek olan Mustafa ve Ayşe çifti,yeni doğan bu çocuklarına şehit Pilot Cengiz Topel’in adından esinlenerek Cengiz adını koymuşlardı.Umut bu gerçeği daha sonra babasından öğrenmişti.

Üç yılın içinde peşpeşe üç çocuklarını kaybeden Mustafa ve Ayşe çifti büyük bir travma geçirmişlerdi.Yavrularının kaybına dayanamayan Ayşe psikolojik olarak rahatsızlanmış ve köyde herkes ona deli gözüyle bakmaya başlamıştı.

Ayşe köy meydanında bulunan kuyulardan su almak için gittiğinde köyün çocukları peşinden ‘’Deli,Deli’’ diye koşturup,bazen de ayağına mantar tabancası sıkarlardı.

Hoca Dayı lakaplı köy hocasının günlerce süren okumaları,yapmış olduğu muskalar ve okumuş olduğu sular bir fayda etmeyince Mustafa eşi Ayşe’yi Milas’a doktor’a götürerek tedavi ettirmişti.Tedavi sonucunda düzelen Ayşe tekrardan sağlığına kavuştuktan sonra dördüncü çocukları dünyaya gelmişti.Dünyaya gelen çocukları erkek olunca,ölmesin ,dursun ,yaşasın düşüncesiyle Dursun Yaşar adını vermişlerdi.

Gerçi köyde iki ad pek yaygın değildi.Ahmet Ali,Mehmet Ali,Mustafa Ali ve Hasan Hüseyin adlarının dışında iki ad taşıyan kimse yoktu.

Ne yazık ki Dursun Yaşar’ı adı da kurtaramamıştı.Henüz beş aylıkken Milas Fesleğen Köyü Çukurova mevkiinde gece çardakta yatarken akrep sokması sonucu ölmüştü.Önce ne olduğunu anlayamayan anne ve babası akrebi görünce durumu anlamışlardı.Sabah’a karşı yola çıkan anne ve babası yaya üç buçuk saatlik bir yolculuktan sonra Mazı’ya ulaştıklarında çocuk çoktan ölmüştü.

Köyde herkes Mustafa ve Ayşe çiftinin evlerinde cinler olduğunu ,cinlerin bu çocuklara musallat olduğunu ve bu çocukların cinler tarafından öldürüldüğünü ileri sürmekteydiler.Bunun en büyük gerekçesi de evlerinin büyük bir kayanın dibinde yer almasıydı.

Köylülere göre bu tür kaya dipleri ve kül dökülen yerler cinlerin ve şeytanların barındığı yerlerdi.Onlara göre üzerine basılan ve rahatsız edilen cinler bu kişilere musallat olurlardı.

Son çocuklarının ölümüyle bir kez daha yıkılan aile önceki ölümlere nazaran daha çabuk toparlanırlar ve son çocukları olan Umut dünyaya gelir.Önceki çocuklarının acısını yeni doğan oğullarıyla kapatmaya çalışan Mustafa ve Ayşe çifti son çocuklarının ölmeyip , yaşaması için ‘’Allah’tan umut kesilmez ‘’ deyip yeni doğan çocuklarına ‘’Umut’’adını koymuşlardı.

Umut’un dünyaya gelmesinden kısa bir süre sonra Hoca Dayı onu sürekli okumuş ve muskalarla donatmıştı.Bunlardan biride kurşundan bir silindir içinde yer alan ve Umut’un hala boynunda yer alan küçük Enam’dı*.Arkadaşları Umut’un boynunda taşıdığı yuvarlak büyük el feneri pili boyutundaki bu muskayla sürekli dalga geçerlerdi.Umut bebekliğinden bu yana boynunda taşıdığı bu yuvarlak muskasını kendinden bir parçaymış gibi benimsediğinden bunlara bir kulak asmazdı.Sadece ilkokula başladıktan sonra bu muskasını önlüğünün içine koymaya başlamıştı.

Köyün çocuklarının hemen hepsi birbirini tanırdı.Çoğu zaman çeşitli alanlarda toplanarak bazen çelik-çomak,bazen dokuztaş,bazen dikmentaş oynarlardı.Çocuklar arasında kavga vazgeçilmeyen bir aksiyondu.

Bazen oyundan ,bazen de başka nedenlerden dolayı sık sık kavga ederlerdi.Bu tür kavgalarda en etkili araç taştı.Daha küçük yaştan itibaren elle taş atarak kuş avlamayı öğrenen çocuklar son derece isabetli atışlar yaparlardı.Bu yüzden hemen hepsinin kafasında taşın neden olduğu bir çok yara izi bulunmaktaydı. Kafalar genellikle sıfır numara traşlı olduğu için herkesin kafasındaki yara izi görünürdü.

Çocuklar için en büyük eğlencelerden biri de haftada bir seyyar sinema gelmesiydi.Hepsinin kahramanları vardı.Bu kahramanların en büyük ortak özelliği hemen hepsinin dövüşçü olmalarıydı.Şarkı-türkü filmlerinden pek hoşlanmazlardı.Favori kahramanlar arasında Yılmaz Güney,Kartal Tibet, Ayhan Işık,Eşref Kolçak,Murat Soydan gibi sanatçılar gelmekteydi.

Bu sanatçıların sakızdan çıkan fotoğraflarını biriktirirler,zaman zaman onlarla oyun oynarlardı.50 santim yükseklikten bırakılan fotoğraf üzerine düştüğü fotoğrafı alırdı.Böylece çok sayıda fotoğrafları olduğu gibi ,bazen de bunların çoğunu kaybederlerdi.
Kaybetmeyi hazmedemeyen Umut mızıkçılık çıkarır ve oyun kavga ile biterdi.

Onlar açısından güzel olan bir durum hiç kin gütmemeleriydi.Bir gün önce kavga eden çocuklar ertesi günü hiçbir şey olmamış gibi oynamaya devam ederlerdi.

Yılmaz Güney’in ‘’Umut’’ filminin köye gelmesi Umut’u hem sevindirmiş ,hem de kuşkuya düşürmüştü.hayranı olduğu bir sanatçının kendi adını taşıdığı bir film çevirmesinden içten içe sevinç duymuştu.Ama bir yandan arkadaşlarının ‘’Umudumuz Ecevit’’ gibi yine kendisini kızdıracak bir durum yaratmasından endişe ediyordu.

Anne ve babasının üzerine titremesi,ondan hiçbir şeyi esirgememesi Umut’u şımartmıştı.Bu yüzden sık sık mızıkçılık yapar ve kavga çıkarırdı.Başına bir şey geleceğinden korktukları için onu dışarıya pek salmak istemezlerdi.Ama bu konuda başarılı olamazlardı.

Bunun da nedenlerinden biri o dönemde köyde evlerin hemen hiç birinde kilit olmamasıydı.İkincisi de köy hayatının rutin iş güç koşuşturması içinde çoğunlukla dışarıda olmalarıydı..Umut da bunu fırsat bilip evden çıkar ,akşam güneş batana kadar eve gelmezdi.

Bütün bunca kollama ve üzerine titremeye rağmen Umut futbol tabiriyle iki kez direkten dönmüştü.İlki Fesleğen Yaylası Çukurova mevkii’nde gerçekleşmişti.Kemal ve İzzet adlı kendinden 4-5 yaş büyük iki çocuk taş atarak kızıl arıların yuvasını kızdırmışlardı.

O dönemde henüz 3-4 yaşlarında bir çocuk olan Umut arının ne demek olduğunu bilmiyordu.Çocukların kendisine ‘’arıların yuvasının yanına git’’ demesi üzerine önünde atılan taşlarla bir yığın oluşan yuvanın yanına giden Umut’u onlarca arı sokmuştu. 
Umut’un ağlamaya başlaması ile birlikte çocuklar kaçmıştı.Umut’un sesini duyan babası koşarak gelip Umut’u kurtarmıştı.Umut iki gün yatarak bu durumdan kurtulmuştu.

İkincisi de Ahmet adında kendinden iki yaş büyük bir çocukla yağmurun yağmasıyla birlikte gürül gürül akan dere kenarında dolaşırken bastığı taşın kopmasıyla birlikte derin su çukuruna gömülmesiydi.Henüz 4-5 yaşlarında olduğu için iyi yüzme bilmeyen Umut’u arkadaşı elbisesinden çekerek kurtarmıştı.

Ağlayarak eve giden Umut babasına kendini dereye Ahmet’in ittiğini söylemişti.Ahmet’lerin evine giden babası gerçeği Ahmet’ten öğrenmişti.Umut’u kurtardığı halde suçlanan Ahmet buna içerlemiş ve ağlayarak durumu Umut’un babasına anlatmıştı.

İlkokulda başarılı bir öğrencilik geçiren Umut ,anne ve babasının kendisine beslemiş oldukları umudu boşa çıkarmamış,Köyden üniversiteyi kazanan ve bitiren ilk öğrenci olarak tarihe geçmişti.Biricik oğullarının mürüvvetlerini gören anne ve babası torunlarını da sevdikten sonra bu dünyadan ayrılmışlardı.

24.02.2018. Yılmaz Bozkurt

 

24.02.2018.  Yılmaz Bozkurt

YAZARIN DİĞER YAZILARI