BENİM SİNEMALARIM…

BENİM SİNEMALARIM…

İlimiz Muğla Türkiye’nin Güney Batı uç noktasında yer almasından dolayı ulaşım zordur. Henüz elektrik ve doğru dürüst yolun olmadığı ,yarı göçebe bir hayatın hüküm sürdüğü evlerin tamamına yakınının toprak damlı evlerden oluştuğu ; doğduğum, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Bodrum Mazı köyü konum bakımından ilimiz Muğla ile ilçemiz Bodrum’a çok benzemektedir.

Muğla, Bodrum ve Mazı’nın üçü de karayolu ulaşımı bakımından son derece sapa bir yerde yer almaktadır. Yol üstü bir yer olmadıkları için insanların ‘’ geçerken uğrama, ya da sapma ‘’ şansları yoktur. İnsanlar Muğla’ya da, Bodrum’a da ,Mazı’ya da işleri düşerse giderler. Bu üç yerleşim yeri sahip oldukları coğrafyanın bedelini ödemiş ve gelişme konusunda diğer komşularına oranla geri kalmışlardır.

Allah’tan ki son 50 yılda turizm başta Bodrum olmak üzere il bazında( o da ilçeleri sayesinde ) Muğla’nın gelişimine katkı sağlamıştır.

Uygarlıktan Ve Dünyadan Kopuk Bir Hayat.

Söz konusu olan 1960’arın ortalarında Mazı’da kadınların bir kısmı ilçe merkezini bile görmüş değillerdi.%90’ı okuma yazma bilmezdi. Bu annelerin yetiştirdikleri çocuklar olarak bizler çok zorluk çektik. Henüz okula gitmediğimiz dönemde kendi dünyamızda yaşıtlarımızla oyunlar oynar ,akşam güneş battığında evimize dönerdik.

Özellikle uzun kış gecelerinde ocak ateşinin veya gaz lambasının titrek ışığı altında büyüklerimizin anlattığı masalları ya da çoğu Kurtuluş Savaşı gazisi olan büyüklerimizin I.Dünya Savaşı sırasındaki seferberlik veya Kurtuluş Savaşı sırasında yaşadıklarının hikayelerini dinlerdik. Anlattıkları kavramları bilmediğimizden ,bize ninni gibi gelir ,ardından uykuya dalardık.

Dünyamızı Değiştiren Devrim: Sinema.

Beyaz perde ile ilk tanışmamız Mumcular İlkokulu’nda görevli öğretmen Ahmet Gündüz hocanın 1962’de satın aldığı sinema makinasını yine askerde bu işle uğraşan köyümüzün Yukarı Mazı Mahallesi’nden Sami Şaşmaz’ı makinist olarak çalıştırması sayesinde olmuştur. O dönemde insan gücüyle açılan son derece dar ,ilkel ve tehlikeli yoldan ciple Mazı’ya getirilen sinema makinası jeneratörle çalıştırılmaktaydı.( şu an ki yol 1969’da açılmıştır)Köyümüze sinema geldiğini hoporlörden gelen müzik sesinden anlar sevinçten ,’’Sinema, sinema’’ diyerek sağa sola koşuştururduk.

Mazı Köyü ilkokulu’nun bahçesinde bulunan zeytin ve keçiboynuzu ağaçları arasına gerilen beyaz perde rüzgarla sürekli dalgalanırdı. İlk defa sinemayı burada gördük. Sinema bizim çocuk dünyamızı allak bullak etti. Dünyamız değişti. ilk kez iki kattan yüksek evler gördük .Hayatımızda ilk kez otomobili sinemada gördük. İlk defa güzel giyimli kadınlar, adamlar ve çocuklar gördük. Çocuk aklımızla sinemada yaşananları gerçek sanıp hem üzüldük hem sevindik. İyi adamlar kazandıklarında alkışladık. Kaybettiklerinde üzülüp kızdık. Hatta ağladık.

Sinema Oyuncuları Ve Film Kahramanları Yeni Kahramanlarımız Olmuştu.

Artık kahramanlarımız değişmişti. O zamana kadar kahraman gibi gördüklerimiz yakın çevremizdeki büyüklerimizdi. Bu kahramanların yerini Yılmaz Güneyler, Ayhan Işıklar, Fikret Hakanlar, Sadri Alışıklar, Eşref Kolçaklar, Nuri Sesigüzeller ve onların filmlerinde canlandırdıkları karakterler almıştı… Özellikle adaşım olmasından dolayı ‘’Çirkin Kral’’ lakaplı Yılmaz Güney’e büyük hayranlık duyardım. Ağabeyim rahmetli Yılmaz Güney Adanalı olduğu için bana da ‘’ Adanalı ‘’ diye hitap ederdi.

Film kahramanları aynı zamanda bizim de kahramanlarımız olmuştu. Tarihi filmlerden esinlenerek bizler de akdarı saplarından ok, sakızlık dallarından da yay yapardık. Okların hedefine ulaşması içinde ucuna ağırlık olsun diye çivi saplardık. 60-70 yıllık, dedelerimizden kalma sadece kabza ve namlu iskeleti kalmış ,mermi koyacak toplu kısmı olmayan toplu tabancalarla kovboyculuk oynardık. Tahtadan kılıçlar yapıp birbirimizle savaşırdık. Bir keresinde Tamer Yiğit’in baş rolünü oynadığı ‘’Zorro’nun İntikamı’’ adlı filmde Zorro karakterinin kullandığı Kırbaçtan esinlenerek ben de kemeri okulda çocuklara karşı kırbaç olarak kullanınca bunun cezasını çöp kovasını elime alıp sınıf huzurunda dakikalarca tek ayak üzerinde durarak ödemiştim.

Köyümüze her hafta gelen sinema bir anda köyün çehresini değiştirdi. Sinemanın geldiğini metal hoporlörden gelen müzik sesinden anlardık.O dönemin gözde sanatçıları olan Muzaffer Akgün, Nezahat Bayram, Zekeriya Bozdağ, Ahmet Sezgin. Nuri Sesigüzel ve Yıldıray Çınar gibi sanatçıların plakları pikaptan hoporlöre verilir, ses deniz kıyısından bile duyulurdu.

 

Sinema akşamı sonrası ertesi günün konusu artık bellidir. Gün boyu sinema filmi konuşulur. Halı dokuyan kadınlar ve kızlar filmin dedikodusunu yaparlardı. Sinemaya giriş 1TL ile 50 kuruş arasıydı.biz çocuklar 25 kuruş verirdik… Film başlamadan önce para toplanana kadar okulun bahçesinde koşuşturarak oyunlar oynardık. Para toplanmaya başladığında çoğumuzda para olmadığı için okulun arka tarafına kaçarak saklanır film başladıktan sonra kaçak olarak sinemayı izlerdik.

Köyümüze Kalemoğlu da arada bir sinema getirirdi.1960’lı yılların ortasında da Ahmet Ali Yıldırım (Mazılı Ali ) ağabey sinema kiralayarak köyümüze getirmiş ve Bilal haylaz’ın eski kahvesinin önünde ücretsiz olarak köylülere izlettirmişti. Kışları ise önceleri Yağhane damında seyrettiğimiz sinemayı 1970’lerin ortasından itibaren köy kahvesinin önünde veya için de seyrederdik.1970’lerin ortalarından itibaren ”Coni ” lakaplı Mehmet Çınar’da köyümüze sinema getirmeye başlamıştır.

5 Haziran 1977 seçimleri sırasında köyümüze ilk kez televizyon geldi. Akülü olarak çalışan bu televizyon kahvenin önüne konur, özellikle sinema yayınlanan Cumartesi günleri kadınlar da biraz uzaktan sinema ya da eğlence programlarını izlerdi. İkinci televizyonu köy muhtarı amcaoğlum rahmetli Hüseyin Bozkurt, sonra diğer kahvecilerden Halil Kıran ( Dedeli ) ve Halil Karagöl ( İpekler ) izledi.
5 Ekim 1982’de köyümüze elektriğin gelmesiyle birlikte hemen her ev önce siyah beyaz, daha sonra da renkli televizyonla tanıştı.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI