EFENDİLİKTEN SEFALETE…

EFENDİLİKTEN SEFALETE…

‘’KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR’’.MUSTAFA KEAMAL ATATÜRK.

Cumhuriyet Osmanlıdan bir köylü toplum devraldı.Cumhuriyet ilan edildiğinde nüfusumuzun %80’nine yakını köylerde yaşamaktaydı.Geçim kaynakları da çiftçilikti.Köylü ürettiği ürünün %10’nu ‘’Aşar’’ vergisi (Öşür) olarak devlete vermek zorundaydı.İlkel şekillerde tarım yapıldığı için üretim düşük olduğundan bu vergi köylünün belini bükmekteydi.

O dönemde köylüden ürettiği ürün üzerinden peşin alınan  aşar vergisi ,vergi gelirlerinin %40’ını oluşturmaktaydı.Buna rağmen ,yanmış yıkılmış bir ülke ve sıtma,trahom,frengi,tifo gibi salgın hastalıklardan kırılan bir halk devralan Cumhuriyet Hükümeti 1925’de Aşar vergisini kaldırarak köylünün rahatlamasını sağlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında ,zaten az olan üretici erkek nüfusunun önemli bir kısmının askere alınması ve 1942 yılında yaşanan büyük kuraklığın neden olduğu kıtlık dışında Cumhuriyet tarımsal üretim bakımından kendi kendine yeterli ülkelerden biri olmuştur.1980’lerin başında Türkiye tarımsal üretim ve gıda bakımından dünyada kendi kendine yeterli yedi ülkeden biriydi.

GÜNÜMÜZDEKİ DURUM.

1980’lerden itibaren uygulanan yanlış politikalar sonucunda Türkiye’nin küresel kapitalizmin bir pazarı haline gelmesi sağlanmıştır.Ardından Türkiye hızlı bir şekilde ithalata yönelmiştir.İthalat ile birlikte Türkiye’nin dış borcu büyümüş ve yanlış tarım politikalarının uygulanması sonucunda köylünün ürettiği ürünler para etmez olmuş ve tarımsal girdiler hızlı bir şekilde artmıştır.Bunun sonucu olarak ,bir yandan 1960’lardan itibaren yoğun bir şekilde yaşanan köyden şehre göç ,giderek artmış ve günümüzde bu durumun  %80’lere yaklaşmasına neden olmuştur.Böylece bir yandan üretici köylü nüfus azalırken bir yandan da verimli tarım arazileri imara açılarak ekilebilir alanlar azalmıştır.

YATLARA 1 TL,KÖYLÜYE 5 TL’DEN MAZOT.

Günümüzde köylünün belini büken tarımsal girdilerde yaşanan yüksek artıştır.Bunun da başında mazot fiyatının yüksekliği gelmektedir.Bir depoyu 500 TL’ye dolduran köylü tarımsal ilaçlar,gübre ve işçilik gibi diğer girdilerle birlikte ;ürünlerini yeterince değerlendiremediği için zarar etmektedir.Bunun sonucunda da tarlasını,traktörünü ve ineklerini satıp şehre göç etmektedir.

SAMAN,BUĞDAY,NOHUT,MERCİMEK,KURUFASULYE,PİRİNÇ ,CANLI SIĞIR VE  İTHAL ETTEN SONRA ŞİMDİ DE ZEYTİNYAĞI İTHAL EDİYORUZ.

Bu durum Türkiye’de yeterli üretim olmadığından iç piyasada fiyatların yükselmesinden dolayı ülkemizi kendi kenedine yeterli durumdan dışarıdan saman,buğday,mercimek,nohut,kurufasulye,canlı sığır  ve  et  ithal eder bir hale getirmiştir.Bunun dışında benim aklımın almadığı konu dünyanın en büyük zeytinyağı üreticilerinin başında yer alan ve 189 milyon zeytin ağacına sahip Türkiye’nin 90 milyon zeytin ağacına sahip Tunus’tan zeytin yağı ithal etmesidir.15tl’den elindeki zeytinyağını satamayan köylümüze böyle mi sahip çıkılır?

ÇÖZÜM.

Bu konunun temel çözümü köylüye tıpkı ‘’gariban ‘’ yat sahiplerine verildiği gibi belirli kota üzerinden  ucuz mazot verilmesi ve tarımsal girdilerin belli oranlarda sübvanse edilmesidir.Gerçek zenginlik üretime dayalı zenginliktir.Köylü ürettikçe kazanır.Bunun sonucunda tarımsal rekolte yükselir fiyatlar düşer .Bu halkımıza ucuzluk olarak yansır.

Tarımsal girdilerin fiyatlarının düşmesi aynı zamanda hayvancılığımızında gelişmesine katkı sağlar.Böylece et fiyatları ucuzlar.Köylümüz ancak bu şekilde toprağına sahip çıkar.Sonuçta Türkiye kazanır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI