HACI BABA

 

HACI BABA

 

"Leyleğe taş atmamış kul olmak..." (Türk halk sözü)

***

Gökova'da, babadan kalma tarlaya limon bahçesi kuracaktım. Bahçe, traktörümle araziyi sürerken, ardım sıra leylekler geliyor; sabanın çıkardığı kurtları hallediyorlardı.    Ayşe Ablam, durup durup; "Şadan, senin şu motor damının çatısına veya kıyıdaki kavak (çınar) ağacına yuva yapsak olmaz mı? deyip duruyordu.

Sulama arığı açarken, Muhtar Mustafa Yasakçı, yanında sırtı çantalı biri ile geldi.

"Hoşgeldiniz", "kolay gelsin"leştikten sonra Muhtar:

-Şadan ağabey, bu cavır (gavur),  İdima (İdyma) diye bir yer sorup duru... Bilsen bilsen sen bilirsin!

Kafamı kaldırdım,  köylümün "Goca Asar" dediği kaleyi gösterdim.

Mustafa'nın şaşkınlığı görülmeye değerdi:

-Alllaa... Bizim Eski Asar mıymış  İdima?

Gelen, Willy Shönster adında yakışıklı bir Alman genciydi.

Yanına yeğenim Mustafa'yı verdim; iki-üç saatte, sevimli Karia kenti îdyma'yı gezip fotoğraflayıp geldiler.

Willy,  maden bulmuştu.    İşte,  antikiteyi bilen Şadan,  dil bilen yeğen vardı. Ayrılmak istemedi bizden. O da "arık açma tozluğu" geçirip postallarının üstüne, bizimle işe girişti.

Bir ara, bizim Gökova’nIn -o zamanlar- meşhur kadın buru karpuzu kestik; kabuğun içinde dilimledik.

Willy:

-Karpuz kabuğunun tabak olduğunu da gördüm, diyerek beş-on poz daha harcadı.

Ondan öğrendik: 1979-1980 yılları Almanya'da "Leyleklere Yardım Yılları" imiş. Okaliptüslü yolun güney ucundaki Akçapınar'ın leyleklerinden söz ettim. Fırsat yaratıp o köye gittik.   

Tek tek saydık!

60'ı aşkın leylek yuvası vardı. Akçapınar'da. Her bir yuvayı görüntüledi.

Birçok leylek öyküsü,  inancı da öğrenmiş oldu meraklı Alman genci.

Ben de kendisini"öykü"lendirdim:

X) Memleketin birinin bir yerinde (bizim Gökova'ya termik santral kurdukları gibi) bir tesis kurmuşlar. Birkaç yıl sonra o yörede, öldürücü uyku hastalığı salgını baş göstermiş. Aramış taramış,  sormuş soruşturmuşlar: Tesiste kaçak veya kaçık yok. Sonunda oralı bir yaşlı:

-Bu mübarek yapıldıktan sonra bizim buralara leylekler gelmez oldu, demez mi?

Araştırmayı bu yönde derinleştirmişler ve sonunda anlaşılmış ki: O tesis kurulduktan sonra leylekler gelmez olmuş.

Leylekler gelmez olunca yılanlar çoğalmış.   (Malûm,leylek yılanla besleniyor.) Yılan çoğalınca kurbağa kalmamış. (Malûm, yılanın başlıca gıdası kurbağa.)  Kurbağa kalmayınca da,  öldürücü uyku hastalığı yapan çeçe sinekleri almış yürümüş.

Biliyorsunuz ki; doğadaki tüm varlıklar arasında, bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan kan gibi,  ortaklık vardır.)

XX)  Mart - Ağustos arasını Türkiye'de geçiren leylekle Hicaz'a; Fransa'da geçirenler ise Mısır'a gidiyor. Ama siz eğer, mesela Mısır'a giden leyleklerin yumurtasını, Hicaz'a giden leylek yuvasına koyarsanız; leylek yavrusu,  o aileyle birlikte büyür,  kanat alıştırmasını tamamlayıp,  onlarla birlikte Mısır'a değil,  atavizm (soya çekim veya yumurtadaki programlama gereği), ataları gibi Hicaz'a göç ediyor.

Türk halkının niçin leyleğe taş atmamayı erdem saydığı,  neden çocukları leyleğin getirdiği masalını uydurduğu ve neden niçin leyleğe "Hanı Baba" dediğimi gerçeğini açıklamaya gerek var mı?

Bizim arıkçı ve leylekçi konuğumuzla, Gökova Dörtyol'da otobüs beklerken,  oradaki büyük okaliptüs ağacının gövdesine şunu yazdı:

“Willy was here. May " 79"  (Willy buradaydı,  Mayıs '79)

Otobüste söyleştik. Sevdiğim bir şeyi yapıyor, sürekli sorular soruyordu.  Bir ara ağzımdan "Şirince" lâfını duydu. Selçuk'ta otobüsten inip, minibüsle Şirince'ye gitmeye karar verdi. "Benden selâm söyle" diye esenledim kendisini.

Birkaç hafta sonra Willy Shönster'den kalınca bir zarf aldım.

Mektupta, adımın, Şirince'de her kapıyı açan altın anahtar olduğunu yazıyordu.  

 Zarftaki gazetede ise,  kendisinin, leyleklere yardım yılları kapsamında açılan yarışmada "Akçapınar’ın Leylekleri" başlıklı yazıyla  en büyük ödülü kazandığını bildiren haber ve fotoğraflar vardı.

Biz, yaza doğru ülkemize gelip, kışa doğru Hicaz'a göçtüğü için leyleğe "Hacı Baba" şerefini veriyoruz. Biz, camilerimize, ulu yapılarımızın duvar ve çatılarına kuş evleri yapan bir milletin bireyleriyiz. Biz, belki de dünyada "Gurebahane-i laklakan"  (Leylek hastanesi)  kurmuş bir milletin ahfadıyız.

Ama gelin de üzülmeyin; Şimdilerde Atalan'da, Göllüce'de,  Selçuk'ta, Ortaca'da, Akçapınar'da ve daha birçok sulak alana yakın yerleşim yerlerinde leylek ve dolayısıyla leylek yuvası sayısı azalıyor. Bir örnek vereyim: Bizim Akçapınar'da, hayvan sever Muhtar Şükrü Kara'nın onca çabasına karşın, bu yılki leylek yuvası sayısı,  1979'dakinin yarısı kadardı. Bilinçsiz tarım ilacı kullanımı, elektrik telleri,  kısacası sefalet ve cehalet bir olmuş; kutsadığımız bu doğal dengenin aşı vazgeçilmez unsuru olan kuşların kökünü kazıyacak gibi olmuşuz,

19. Yüzyıl'da, Bursa'nın Osmangazi İlçesinde "Gurabahane-i laklakan" vardı: Orada,  başta leylekler olmak üzere,  göçmen kuşların bakım ve tedavileri yapılıyordu.

Yazık,  giderek güzel Türkiyemizin tamamı kuş veya hayvan hastanesi gibi…

Şu, "Leylek leylek havada / yumurtası tavada" şarkısı nedir?

Böylelerine halk usta cevap veriyor: "Boşan da semerini ye…"

Bir de halk adına Karac'oğlan söylemiş; görelim efendim ne söylemiş:

"Hele bakın şu leyleğin işine

Ağustosta uçar gider leylekler

Aden iskelesi sizin çölünüz

Orda kılavuzun seçer leylekler.

 

Bir millet vardır ki ağaçta biter

Kırk güne varışın vadesi yeter

Deccal Meccal o leyleğe ok atar

Ordan öte uçar gider leylekler.

 

Bir milet de tepesinde gözü var

Deve tabanına benzer izi var

Çakal derler   bir incecik yazı var

Ordan Öte uçar gider leylekler,

 

M«8tine de Karac'oğlan mestine

Dostu olan gül alıyor destine

Bir şehir var yılan yağar üstüne

onu  yer de geri döner leylekler."

Biz ki; leyleğe taş atmamış kullarımız;

Onlara dua için semaya açılsın kollarımız...

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır haberi

Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır

Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır * * * Şiirin Ege harman yerlerinde harmandalı oynadığı yıllar. Geç 1950’ler, erken 1960’lar. Gençler, anı defterlerinde çiçek kurutup şiirler saklıyor. Bir kıza aşkını mı ilan edeceksin? Tek gerecin şiir: “Aşkın ...
Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır
FAZIL SAYI’IN BABASI haberi

FAZIL SAYI’IN BABASI

FAZIL SAYI’IN BABASI“Elinde, tanrıların ölümsüz taşından yapılmış Yeryüzünün, tüm yaratıkların-sınırlarını çizen Altın pergel – Bir ayağını özeğe dayadı Öbürünü çevirdi, döndürdü –Sonsuz, sınırsız boşlukta. İşte dedi, sınırların buraya dek uzansı ...
FAZIL SAYI’IN BABASI
Okan Yüksel kaleminden Şadan Gökovalı... haberi

Okan Yüksel kaleminden Şadan Gökovalı...

Okan Yüksel kaleminden Şadan Gökovalı...   O, 'bir şiir vardır benden ileri' der ve kendini ‘Şiir sever: Şadan Gökovalı’ diye tanımlar. Gazeteciliğe başladığı tarih: 01.02.1959. Bir Latin ozanına özenerek, “Başlangıçta daima şairler ...
Okan Yüksel kaleminden Şadan Gökovalı...
Kara Balık haberi

Kara Balık

“Öykü, bir oturumluk romandır.” (Halikarnas Balıkçısı) Derslerimde, radyo-TV programlarımda, tur ve söyleşilerimde, söylencelerin yanı sıra öyküler anlattığım olur. Anlattıklarımı, yıllar sonra bana anımsatanlar çok olmuştur. Bu bağlamda bana sıkça ...
Kara Balık
 BERRİN'DEN    DİZELER Bir Kitap Okudum haberi

BERRİN'DEN DİZELER Bir Kitap Okudum

Bir Kitap Okudum  Yeni Bir Şair Tanıdım:  BERRİN'DEN    DİZELER   Okuyan:  Gökovalı Şadan   "Şiire  şair gerek Ney'e  neyzen nasılsa; Onu okuyacaklar, Şairce yaradılsa" ...
BERRİN'DEN DİZELER Bir Kitap Okudum
 Saçlarını Gazetecilikte Ağartmış HALİL EĞRİBOYUN haberi

Saçlarını Gazetecilikte Ağartmış HALİL EĞRİBOYUN

 Saçlarını Gazetecilikte Ağartmış HALİL EĞRİBOYUN   "... Al baharımı mavi dağlar Yarim gurbet elde ağlar   Lâle der ki behey Tanrı Benim boynum neden eğri Yârdan ayrı düştüm gayrı Benden alâ çiçek var mı hey!   ...
Saçlarını Gazetecilikte Ağartmış HALİL EĞRİBOYUN
Prof. Dr. Şadan GÖKOVALI (ÖZGEÇMİŞ) haberi

Prof. Dr. Şadan GÖKOVALI (ÖZGEÇMİŞ)

Prof. Dr. Şadan GÖKOVALI (ÖZGEÇMİŞ)   15 Mart 1939'da, Muğla - Gökova'da "Muhtar Mehmet'in Oğlu" olarak dünyaya geldi. Ula İlkokulunu, Muğla Ortaokulunu -o zamanlar Muğla'da lise olmadığı için- Aydın Ticaret Lisesini ...
Prof. Dr. Şadan GÖKOVALI (ÖZGEÇMİŞ)
Akyaka’mız haberi

Akyaka’mız

Akyaka’mızProf. Dr. Şadan GÖKOVALI ( Türkiye Rehberi) Övünmek gibi,  sevinmek gibi olsun: Adım - soyadım,   kartvizitim gibidir. İlkokul üçten sonra,  "Çalının ardı gurbet" diye,  ilçece,   il merke ...
Akyaka’mız
ARİSTONİKOS AYAKLANMASI haberi

ARİSTONİKOS AYAKLANMASI

ARİSTONİKOS AYAKLANMASI   “Mehmet Gönenç'e”   Bu Anadolu var ya bu Anadolu Bu üç yosma denizde üç defa ıslanan Gürbüz ırmaklar ortasında susuzluktan çatlayan Bu Anadolu var ya bu Anadolu Bu sapsarı sıtma bu masmavi gurur Ne tos ...
ARİSTONİKOS AYAKLANMASI