ESKİDENDİ

ESKİDENDİ

Başka dünyalarda,  en az bizim kadar gelişmiş varlıklar yaşıyorsa, onlarla ancak müzik ve sayılar aracılığıyla iletişim kurabiliriz

***

"Derler salı sallanır

Her aptal bunu böyle sanır.

İşin varsa gel başla,

Başlamayan aldanır" (La Edri)

***

Antropologlara göre ilk(el)  insanlar başlangıçta dörde kadar sayabiliyordu. Sobra,  adı unutulmuş bir insanımsı bir elin beş parmağıyla saymayı akıl etti.  

İki elin parmakları hatla' hesabıyla 10'a  daha sonra da ayak parmakları hesaplamaya dahil ederek, 20’ye kadar sayma sorunu çözüldü.

İyi ama kardeşler; sayısal topluluk 20'den fazlaysa? 0 zaman da çoklukları 20'şerli kümelere ayırdı en eski atalarımız: Farz edelim ki; 63 ki adet köle veya av hayvanı vardı. Kabilenin reisi,  İki el ve iki ayak parmaklarını kullanarak,  "Birinci yirmi"yi, arkasından "ikinci yirmi"yi,  son olarak "üçüncü yirmi'yi ayırıyor; bir de bir telinin tek parmağını göstererek (Üç yirmi ve bir)  toplam sonuca varıyordu.

Pamukkaleli yurttaşımız Epiktetos buyurmuştu ya: "Bir kez sınırı aşan için,  sınır diye bir şey kalmamıştır."

Sayma eylemi de,  Georges Iprah'ın,  dokuz ciltlik  dev eseri "Rakamların Evrensel Tarihi" ne kadar ulaşmıştı.

Gel gelelim,  kimi toplum veya kişilerce,  bazı sayılar uğurlu,  hatta kutsal,  bazı sayılar ise şom ve uğursuz sayılmaya başlandı. 

Herkesin "yom"u,  "şom"u kendisine göre ama, 7  (yedi) sayısının uğurlu sayı olarak genel kabul gördüğü söylenebilir. Bunun bir çok değişik yorumları varsa da,  bunda,  Tanrı'nın  Evren'i yedinci günde yarattığı inancının etkisi ağırlıklı olasılıktır.

Şu şanssız 13 rakamına gelince... Bu -zavallı- sayı o kadar uğursuz sayılmış ki;  iş, numaratajda bu rakamın atlanılması yoluna bile gidilmiş.    Ben şahsen,  inat olsun diye,  konaklayacağım otelde, 13 numaralı odayı isterim. Seyredin siz şaşkınlığı!..

Geride,  çok gerilerde  kalan bir çıkış  öyküsü ve bu -olmaz olası- batıl inanışın:

Bir ayın dört haftadan, yani 28 gün  sayıldığı çok eski zamanlarda bir yıl; 13 ay ve bir gün oluyordu.   (Bu tek gün,  ekinoks:  gün-tün eşitliği olduğu güne denk getiriliyordu.  İşte o "mübarek" ya da "meşum" gecede, Ana Tanrıçayı temsil eden rahibe,  kabile gençleri içinden en beğendiği birisini,  tüm gece boyunca ,  kendi zevkine alet ederdi(!) Ana Tanrıça ile münasebette bulunduğu için kutsanmış sayılan zavallı genç,  ertesi gün kabilenin diğer kadınları tarafından dövülüp/parça parça edilerek,  afiyetle yenirdi(!)   (Yazının burasında, yakışıklı delikanlı okurlara sormak gerekir: O gencin yerinde olmak ister miydiniz, diye!)

Çok eski vahşet döneminde böyle yapılmakla toprağın dölleneceği, dolayısıyla bereketin artacağı sanılırdı.

Dahi tragedya yazarı Euripides'in konusu  bizim Tmolos  (Bozdag)  töresinde geçen Bakhalar piyesinde,  Tebai Kralı Pentheos'un kadınlar  tarafından parçalanarak yenmesi olayı,  bu çok eski batıl inanca dayanmaktadır. Balıkçı'nın birçok eserinde,  Kudret Emiroğlu'nun "Gündelik Hayatımızın Tarihi" kitabı,  böylesi binlerce batıl inancın öyküsüyle doludur.

İnsanlık tarihi "Büyü, Bin ve Fen diye üç bölüme ayrılır ya; bizim milletin bu üç devri bir arada yaşadığı söylenebilir mi?

İnsan bunlar için "Eskidendi" demek istiyor, Murahtan Mungan'ın yazığı gibi:

 

Eskidendi Çok Eskiden

 

Hani erken inerdi karanlık,

Hani yağmur yağardı inceden,

Hani okuldan, işten dönerken,

Işıklar yanardı evlerde,

Eskidendi, çok eskiden.

 

Hani erken inerdi karanlık

Hani yağmur yağardı inceden

Hani okuldan, işten dönerken

Işıklar yanardı evlerde

Hani ay herkese gülümserken,

Mevsimler kimseyi dinlemezken...

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,

 

Hani herkes arkadaş

Hani oyunlar sürerken

Hani çerçeveler boş

Hani körkütük sarhoş gençliğimizden

Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken

Eskidendi, eskidendi, çok eskiden

 

Şimdi ay usul, yıldızlar eski

Hatıralar gökyüzü gibi

Gitmiyor üstümüzden

Geçen geçti,

Geçen geçti,

Geceyi söndür kalbim

 

Hani herkes arkadaş

Hani oyunlar sürerken

Kimse bize ihanet etmemiş

Biz kimseyi aldatmışken

Hani biz kimseye küsmemiş

Hani kimse ölmemişken

Eskidendi, eskidendi, çok eskiden

 

 

Şair: Murathan Mungan

Müzik : Sezen Aksu, Atilla Özdemiroğlu 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır haberi

Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır

Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır
Yokluğun, Cehennem’in öbür adıdır
FAZIL SAYI’IN BABASI haberi

FAZIL SAYI’IN BABASI