Bu konudaki birinci vaka; Rasim Ozan Kütahyalı, ikincisi de budur!.. Zati bunlar gazetecilik işine de beraber başlamışlar, aynı haltları beraber yemişler, sonuçta ikisi de şu anda layıklarını bulmuşlardır!.. Bu konuda en çok tuhafıma giden, hiç anlam veremediğim bir şey var; bu adamlara sürekli ‘Gazeteci’ denilmesine şiddetle itiraz ediyorum!.. Bunlar ‘Gazeteci’ iseler; sayın Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Rahmi Turan, Oktay Ekşi, Murat Ağırel, Deniz Zeyrek, Zülal Kalkandelen… gibi birçok saygın kişiye ne diyeceğiz o zaman!?
Uzun zamandır Gazetelerde ve TV’lerde borularını öttürüp, birçok insanı töhmet altında bırakan, işinden eden, yargılanmalarına sebep olan bu düzenbaz Cem Küçük, Savcılık belgelerinde iki konuda suçlu bulunmuştu:
1-Şantaj İddiası: Bazı iş insanlarından ve zor durumdaki kişilerden maddi menfaat (para) temin etmek karşılığında, medya köşesini, sosyal medyayı ve televizyon programlarını lehte veya aleyhte haberler yapmak için kullandığı iddia edilmiştir…
2-Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma: Kamuoyunu yanıltıcı bilgileri alenen yaymakla suçlanmıştır. Soruşturma dosyasında ayrıca bazı kişilere yönelik asılsız isnatlar ve iddialar yer almıştır. Cem Küçük, Savcılık ifadesinde yöneltilen suçlamaları ve gizli tanık beyanlarını reddetmiş; para alışverişlerinin ‘borç alıp verme veya profesyonel iş’ ilişkilerinden kaynaklandığını belirtmiştir...
Yahu kardeşim, sen gazeteci misin, iş adamı mısın, uluslararası bir organizatör müsün, nesin sen!? Bütün gelişmiş ülkelerdeki gazeteciler, sadece kendi basın işlerini yapar, başka hiçbir işe karışamazlar!.. Bu konu yasalarla da kısıtlanmıştır!.. Bir de bizim halimize bakınız; kimin ne yaptığı, kimin eli kimin cebinde, gazeteci kim, tüccar kim, iş adamı kim, belli değil!.. Bu adam kullanıldı mı? Evet kullanıldı, işi bitince de kirli bir mendil gibi bir kenara atılıverdi işte… Koca ülke bir curcunanın içinde bocalayıp duruyor!.. Sonuçta da olan oluyor, gerçek gazeteciler kenara itilip, bu düzenbaz tipler ortaya çıkıyor, olan da gelecek nesillere oluyor!..
Ben bu adamların hiçbir yazısını okumadım, TV programlarını izlemedim, ekrana çıktıkları sırada hep kanal değiştirdim!.. Çünkü çok iyi biliyordum ki; bu meymenetsiz suratlarının altındaki hayırsız ağızlarından, hiçbir olumlu sözcük çıkmayacak, kimseye bir faydası olmayacaktı… Üniversite bitirmişler ama, oradaki eğitimden ve kültürden zerre kadar nasiplerini alamamışlar bunlar!.. Bu sulu ağızlı tombişlerin nesini okuyup da, nelerini izleyecektim ki !?
Bu tipler kısa sürede çok iyi yaşarlar, bol paraları olur, herkese tepeden bakmaya başlarlar, sonları da hep böyle biter!.. Daha geride bunlara benzer birçok ‘Gazeteci Kılıklılar’ var, hepsi de sıralarını bekliyorlar, göreceksiniz!..
Mekânları Cennet, toprakları bol olsun; çocukluk ve gençlik yıllarımızda da çok saygın Gazeteciler vardı; Aziz Nesin, Mustafa Ekmekçi, Hasan Pulur, İlhan Selçuk, Oktay Akbal, Altan Öymen, Uğur Mumcu, Bekir Coşkun… gibi… Siz bu meslek büyüklerimizin bir tanesini bile ‘Parasal İşler’ içinde gördünüz mü? Hep doğruları söyledikleri için ‘Dokuz Köyden’ kovulmuşlar, ömürleri mahkeme salonlarında geçmiş, ama haysiyetlerinden ve saygınlıklarından bir milim dahi kaybettiklerini hiç gördünüz mü !? Aradan onlarca yıl geçti, kitaplarını hâlâ zevkle okuyor, hepsinin anıları ve haysiyetleri önünde yine saygıyla eğiliyoruz, değil mi? Son söz; “Sonradan gazeteci olunmaz, gazeteci olarak doğulur!..” Sakin KOŞAR…