ŞİMDİ SIRA 'YILMAZ GÜNEY'E Mİ GELDİ !?

TV dizi ve Sinema oyuncuları 'Farah Zeynep Abdullah' ile 'İlyas Salman'ın sosyal medya iletileriyle eleştirilerinden sonra, kendine 'Durumdan Vazife Çıkartarak' olsa gerek, yandaşlığı bilinen Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarlarından İsmail Kılıçarslan da hemen Yılmaz Güney hakkında zehir-zemberek bir yazı yazmış... Bunları okudukça, inanın ki içim eridi !.. Sizler, Yılmaz Güney'in kısa sürede yarattığı eserlerin önce 'yüzde/ biri' kadarını bir başarın da, onu öyle eleştirmeye kalkışın, olur mu? O, yıllarca 'umutsuzların umudu' olmuştu!..

Yılmaz Güney, 1937 yılında Adana'nın Yenice Köyünde doğdu... 13 yaşlarına geldiğinde, bisikletiyle film bobinlerini taşıyarak bir Türk Sineması neferi olacağını gösterdi... Gençlik yıllarında bütün kitaplarını okuduğu ve ülkemizin en meşhur Roman Yazarı olan 'Yaşar Kemal' ile tanıştı... Görüşmelerinde bu gençteki beceriyi ve hevesi gören Yaşar Kemal de, arkadaşı olan ünlü Sinema Yönetmeni Atıf Yılmaz ile onu tanıştırdı... Bir süre yanında Yönetmen Yardımcısı olarak çalıştırarak sinemacılığı öğretti, gerisi de Türk Sinemasındaki her alanda yaptığı işlerle geldi: Tam 114 filmde oynadı, 26 filmi yönetti, 15 filmin yapımcılığını üstlendi, 64 tane de film senaryosu yazdı, genç yaşta "Altın Portakal Film Ödülü" sahibi oldu... "Umut" ile "Yol" filmleri birçok yabancı ülkede oynadı ve çok beğenildi, 09 Eylül 1984 yılında da, daha 47 yaşındayken Fransa'da sürgündeyken kanserden öldü...

Bu kısa yaşamında, bu kadar başarıyı ve eseri bırakabilmek kaç insana nasip olabilir!? Öleli tam 39 yıl oluyor, o ünlü sanatçıyı eleştirmek için bu kadar yıl bekleyip de, şimdiyi mi buldunuz!? Daha önceleri nerelerdeydiniz bakayım!? Evet, biraz asabî ve agresif bir yapısı vardı, üzerine çok gelenler olduğu için onu iyice bunaltmışlar, zıvanadan çıkartmışlar, özellikle de 'Sol Görüşlü' olması nedeniyle, tıpkı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Mahir Çayan gibi, Sağcı kalemlerin olur-olmaz suçlamalarına maruz kalmış, hâlâ da bu yüzden saldırılmaktadır!.. Ben de şimdi kendilerine soruyorum: Hani ölen insanların arkasından konuşulmazdı? Hani bunu Yüce Dinimiz de yasak etmişti!?

Yandaş ve yalakaları anlarım da, şu sinema sanatçıları Farah Zeynep Abdullah ile İlyas Salman'a ne oluyor? Öleli 39 yıl olmuş bir meslektaşınızı eleştirmekle ne yapmaya çalışıyorsunuz? Yoksa şu sıralar işleriniz biraz kesat da, siz de bazı 'dönekler' gibi birilerine mesaj göndererek, siz de iktidar gücünden yana olduğunuzu filân mı imâ etmeye çalışıyorsunuz, ha!? Maşallah, daha önce birileri iktidardan Milletvekili oldu, birileri onların TV ve gazetelerine köşe yazarı atandı, bazıları da Devlet Tiyatroları gibi yerlere yönetici filân oldular ya, siz de mi onlara heveslendiniz yoksa!? Eğer öyleyse, hepinize 'hayırlı işler, bol kazançlar dilerim' benim sanatçı görünüşlü aslanlarıma, yolunuz açık olur inşallah!..

Farah Zeynep Abdullah, Yılmaz Güney'in ailesinin bu sosyal medya iletisi için dava açacağını duyunca şöyle demiş; "Tamam, bana davayı açın da, sakın o davanın Hâkimini vurmayın!" demiş, iyi mi? Lâf sokmak güzel de, sen o günleri bilmezsin kardeşim, ama bizler bugünkü gibi hatırlıyoruz o günün haberlerini!.. Yılmaz Güney, durduk yerde, keyfî şekilde yapmadı bu işi !.. Yumurtalık İlçesi'nde film çevirdiği sırada, o vurulan Hâkim, Yılmaz Güney'e tüm zorlukları çıkartmış, bütün ricalarına rağmen de bu baskılardan bir türlü vazgeçmemiş!.. O gün lokantadaki kavga sonucu, Adana Belediye Başkanı da var, Hâkim Beyi sahile indirmişler, yine geri gelip, Yılmaz Güney'e sandalye fırlatmış!.. Dedik ya, asabî bir ruha sahip olan Yılmaz Güney de, sinirlerine hakim olamayıp, onu gözünden vurmuştu!.. Yaptığı büyük hataydı ama, buna esas sebep olanları da araştırmak gerekmiyor muydu? 'Hukuk' denilen şey de, aslında bu demek değil mi? 39 yıl önce bunlar yapılmadı, şimdi kolayca suçlamak niye? Çoğunuz bilmez ama, işte o Yılmaz Güney tam 400 tane fakir gencimizi üniversitede okutuyordu, yazık oldu!.. Ya şu eleştirenlerin bu ülkeye ve insanlarına katkıları neler? Hepsini ayıplıyorum!..

Ne Yılmaz Güney, ne yeni yetme bu TV ve Sinema Oyuncularını tanımam, babamın evlâtları da değiller!.. Ama böyle lüzumsuz suçlamalar gündeme gelince, bildiğimiz ve duyduğumuz bilgiler ışığında insan kayıtsız kalamıyor!.. Hukuka inanıyorsak eğer, işin doğrusu neyse, onu savunmak durumundayız!.. Bugünkü yazı o sebeple yazılmıştır, hepsi bu !..    Sakin KOŞAR...

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI