DİN ELDEN GİDİYOR…
Naçizane 37 yıldır tarih bilimiyle uğraşan bir fani olarak benim ne ecdadımız olan Osmanlı Devleti ile ne de bugünümüz olan Cumhuriyet dönemi ile en ufak alıp veremediğim bir şey yok.Tam tersine birisini baş tacı yapıp,diğerini yerden yere vurmanın yanlış olduğunu defalarca yazılarımda ifade ettim.
Şu gerçek iyi bilinsin ki; Osmanlı bizim dünümüz, Cumhuriyet ise bugünümüz. Cumhuriyet’e küfredip,90 yıllık reklam arası olarak nitelemek ne kadar yanlış ise,Osmanlıyı da yerden yere vurmak yanlıştır.Bu torunun dedesini,deninde torununu kötülemesi gibidir.
HEPİMİZ OSMANLI DEVLETİ TEBASININ ( UYRUKLARININ ) ÇOCUKLARIYIZ.
1836 Doğumlu olan dedem rahmetli Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’den 5, II.Abdülhamit’ten 6 yaş büyüktür.II.Mahmut’tan itibaren 7 padişah dönemi yaşamış.Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923’te ölmüştür. Babam rahmetli de 17 Yıl Osmanlı vatandaşı olarak yaşadıktan sonra Cumhuriyetin ilanı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuştur. Atatürk de dahil olmak üzere Cumhuriyeti kuran kadroların büyük kısmı Osmanlı subayı, hepsi de Osmanlı vatandaşıydı. Bu açıdan bizler şu an Osmanlı torunu Cumhuriyet çocuğuyuz.
Bu doğrultuda Osmanlı hayali kuranlara sözüm, Osmanlı Ocakları ve Osmanlıspor gibi kuruluşlarla Osmanlı geri gelmez. Şayet gelirse Osmanlı vatandaşı olarak ölen dedem rahmetli de geri gelir.
I.Dünya savaşı klasik imparatorlukların sonu olmuştur. Osmanlı tıpkı Avusturya –Macaristan, Rus Çarlığı, Alman İmparatorluğu gibi miadını tamamlamıştı. Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti yeşermiştir.
Gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet döneminde çok büyük yanlışlıklar yapılmıştır. Sonuç olarak doğrularıyla, yanlışlarıyla bu bizim tarihimiz. Her iki dönemin doğrularını kabullenip, yanlışlarını eleştirebilmeliyiz. Bir tarafı görmezden gelip, bir tarafı yerden yere vurmak tarihçilik değil cahilliktir.
DİN ELDEN GİDİYOR.
‘’Din elden gidiyor ‘’ söylemi, Osmanlının son dört yüzyılına damgasını vuran bir söylemdir. Burada gitmekte olan ‘’din‘’ değil, ’’çıkarlardır’. Bir kaç kişinin ‘’Din elden gidiyor’’ demesiyle gidecek olan din zaten din değildir.
İslam dünyasına en büyük kötülüğü İmam Gazali yapmıştır. “Akıl’ın yerine ‘’nakil’’i koyarak insan düşüncesinin, aklın ve mantığın önünü kesmiştir. Her şey Kur’an’da var deyip yeni gelişmelerin ve düşüncelerin önünü tıkamıştır. Gazali’den bu yana Sünni İslam dünyasında geçerli olan görüş budur.
Kanuni döneminin ünlü şeyhülislamı Ebusuud Efendi’nin düzenlemelerinin ardından tam bir din devletine dönüşen Osmanlı Devleti’nde İlmiye sınıfı oluşturan din adamları toplumsal gelişmenin önünde hep takoz olmuşlardır. Her türlü bilimsel gelişmelere ve yeniliklere ‘’gavur icadı’’ ya da ‘’ küfür ‘’ diye karşı çıkarak Osmanlı Devleti’nin batının yaşadığı, Rönesans, Reform, Akıl çağı, Aydınlanma ve sanayi Devrimi süreçlerini yaşamasına engel olmuştur.
KARANLIĞA KARŞI DİRENİŞ
Osmanlı Devleti II.Viyana kuşatması bozunu sonrasında yaşanan sürecin sonunda imzalamak zorunda kaldığı Karlofça Antlaşması’nı içine sindirememiş, Rusya, Venedik ve Avusturya ile yeniden savaşmıştır.Rusya ve Venedik’e karşı başarı elde etmiş olmasına rağmen Avusturya karşısında alınan ağır yenilgi üzerine Pasarofça Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır.
1718 Tarihli Pasarofça Antlaşması tarihimiz açısından kırılma noktasıdır. Osmanlı ilk kez bu antlaşama ile askeri ve teknolojik bakımdan geri kaldığını, bu konuda Batı’nın üstünlüğünü kabul etmiştir. Bunun sonucu olarak başta askeri kurumlarda olmak üzere batının yöntemleri kullanılmaya başlanmış, Avrupa ülkelerine geçici elçiler gönderilmiştir.
Bunu yine ‘’Din elden gidiyor’’ diyen güruhun düzenlediği Patrona Halil ayaklanması izler. Sonrasında III.Mustafa, I.Abdülhamit ve III.Selim döneminde peş peşe yenilik ve reformlar yapılr. III.Selim’in Nizam-ı Cedit askeri ocağını kurmasını kendi gelecekleri açısından tehdit olarak algılayan Yeniçeriler ayaklanarak III.Selim’i öldürürler. Yeni çeriler tarihsel süreçte ‘’Din elden gidiyor’’diyen tutucu, yenilik karşıtı yobaz çevrelerin vurucu gücü olmuştur.
GAVUR PADİŞAH.
Yapmış olduğu reform ve yenilikler açısından Atatürk devrimlerine en çok yaklaşan Osmanlı padişahı II.Mahmut’tur. Genç denileblecek bir yaşta (54) vefat etmesi 31 yılda yapmak istediklerinin bir kısmını tamamlayamamasına neden olmuştur. En önemli reformları arsında Osmanlı Devleti’nin gelişimine karşı takoz vazifesi gören orta çağ zihniyetinin savunucusu ilmiye sınıfının vurucu gücü olan Yeniçeri Ocağı’nı kaldırması, Divan teşkilatını kaldırıp günümüzdeki bakanlıkları oluşturması, Devlet memurlarına karşı bir takım düzenlemeler yapması vd. Devlet memurlarına ceket ve pantolon ve fes giymeyi zorunlu hale getirip, devlet dairelerine kendi resmini astırması tutucu çevreler tarafından ‘’gavur padişah‘’olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Şayet II.Mahmut 20 yıl daha yaşama şansına sahip olsaydı, Osmanlı Devleti’nin kaderi değişirdi.
II.Mahmut’tan sonra Abdülmecit’te yenilik ve düzenlemelere devam edip,Tanzimat Fermanı’nı yayınlamıştır. Sonrasında padişah olan Abdülaziz ilk kez Avrupa ülkelerine resmi gezi düzenleyip oraları gören padişah olmasına rağmen Meşrutiyete karşı çıkması en büyük hatası olmuştur.
‘’KIZIL SULTAN MI, ULU HAKAN MI?’’
Bence her ikisi de değil. Doğrularıyla, yanlışlarıyla Osmanlı Devleti’ni 33 yıl yöneten bir Osmanlı padişahıdır. Meşrutiyet isteyen aydınlara karşı baskı kurup, güçlü bir hafiye teşkilatı oluşturduğu doğrudur. Ama bu ‘’Kızıl Sultan ‘’ olarak nitelendirilmesini gerektirmez. ’’ Ulu Hakan ‘’ olarak nitelendiren çevrelerin en büyük argümanı İmparatorluğu 33 yıl dağılmaktan kurtardığı söylemidir ki bu söylem yanlıştır.
Tarihimizin en ağır yenilgilerinden biri olan 1877-1878 Osmanlı –Rus harbi sonunda Ruslar İstanbul’da Yeşilköy’e kadar gelmişler ve tarihimizin en büyük toprak kaybına uğradığımız antlaşmalardan biri olan Önce Ayastefanos, sonrasında da İngilizlerin itirazı üzerine Berlin antlaşmasını imzalamamızdır.
II.Abdülhamit döneminde Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Bosna-Hersek, Tunus ve Mısır elimizden çıkmıştır. ‘’Din elden gidiyor’’ diyen ortaçağ zihniyetine sahip tutucu çevrelerin II.Abdülhamit’i baş tacı etmelerinin en büyük dayanağı Osmanlıcılık düşüncesinin fos çıkmasının ardından panislamizmi (İslam birliğini ) savunmasıdır. Biz İslamiyet’i koruyalım diye Araplara yaklaştıkça kendi ayağımıza pranga vurduk. Bu konuda Araplar bize en iyi dersi I.Dünya savaşı sırasında Hristiyan İngilizlerle işbirliği edip, Müslüman din kardeşleri olan Türkleri arkadan vurarak verdi. Kavm-i necip (peygamber kavmi) olarak gördükleri Arapların durumu ortada. Bu konuda Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize hedefi göstermiştir. Hedef ‘’ çağdaş uygarlık düzeyinin üstüdür.’’ Ortaçağ karanlığını ve zihniyetini yaşayan İslam dünyasına bizim yönelmemiz tenzili rütbedir. Tam tersi olarak gelişmiş bir Müslüman ülke olarak bizim İslam dünyasına rehberlik etmemiz gerekmektedir. Unutmayalım Osmanlıyı ‘’Din elden gidiyor ‘’ diyen ortaçağ zihniyeti yıktı. Dilerim bu zihniyette olanların çabaları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de yıkılmasına neden olmaz.
Bu vesileyle ölümünün 100.yıl dönümünde 34. Osmanlı padişahı II.Abdülhamit’i saygı ve rahmetle anıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
13.02.2018.Yılmaz Bozkurt