HİTLER’İN YAHUDİ DÜŞMANLIĞINDAN TÜRKİYE NASIL YARARLANDI?

HİTLER’İN YAHUDİ DÜŞMANLIĞINDAN TÜRKİYE NASIL YARARLANDI?

 

Bahattin Uyar

 

 (Dünden Devam)

 

Yahudi düşmanlığı hakkında lise yıllarında kendisine yapılan telkinler ,Hitler üzerinde öylesine etkili olmuştur ki  intihar etmeden  önce  yazdığı vasiyetnamesinde  Yahudilerin almanlar için en  büyük  düşman olduğunu özellikle vurgulama gereği duymuştur.

 

Hitler, iktidara gelir gelmez ilk iş olarak,  7 Nisan 1933’te yeni “Devlet Memurları Yasasını” çıkartıp onayladıktan sonra,  söz konusu tarihten itibaren tüm Yahudi asıllı devlet memurlarını ve Yahudi bilim adamlarını vatandaşlıktan çıkarmış, Almanya’ya dönmelerini  de yasaklamıştır. Böylece Almanya’da  bilim, faşist ideolojiye teslim edilmiş olur.

 

Hitler,.1 Nisan 1933 tarihini Tüm Almanya’da “Yahudileri Boykot” günü ilan eder. Alman halkının  Yahudilerle her türlü ilişkiyi kesmesini  zorunlu hale getirir. 11 Mayıs 1933’te Almanya’nın her yerinde yayınlanmış olan  tüm kitaplar  “muzır neşriyat” olarak sıfatlandırılıp törenle yaktırr.

 

Yurt   dışına çıkarılan   Yahudi asıllı bilim insanları, ABD, Hollanda ,Fransa  gibi ülkelere gitme olanağı bulamamış, hiç    bir yere  gidememiş, bir bölümü, ancak  İsviçre’ye yerleşerek orada “Akademik Mülteciler Kolonisi” kurma  olanağı  bulabilmiştir.

 

         Bu sırada Türkiye,  olayları özellikle Almanya’yı iyi izlemektedir. Ülkesinde Batılı anlamda bir eğitim reformu için yeterli eleman bulunmayan Türkiye Cumhuriyeti devleti, Cumhuriyeti kurduktan  sonra  Çağdaş bir üniversitenin temelini atma planları içindedir. Tesadüfe bakın ki tam bu sırada Hitler Yahudi asıllı tüm vatandaşlarını, özellikle bilim insanlarını yurt dışına kovar. Bunların içinde  çok değerli elemanlar vardır. Profesörler ,doçentler…

 

Mustafa Kemal Atatürk Başkanlığındaki Türkiye, bu insanlara Türkiye’de görev verme fikri  üzerinde yoğunlaşmaya başlar. Eğer bu yoğunlaşmalar uygulamaya geçerse,  Hitlerin yaptığı sürgünler, Türkiye için  bulunmaz bir fırsat olacaktır.(Devamı arın)

 

 

 

  O sırada İstanbul Üniversitesi henüz kurulmamıştır. Darülfünun(fenlerevi demektir)) adı verilen bir kurum, Osmanlı döneminden beri faaliyettedir. Büyük Selçuklu İmparatorluğundan beri   Medrese niteliğinde  hizmet veren bu kurum,  1900 yıllarında Almanların katkısıyla  ufak tefek bazı değişiklikler  yapılarak yarı modern bir nitelikle   Cumhuriyete kadar ulaşmıştır. Ne var ki Darülfünun, eğitim görevini çağdaş gereksinmeleri karşılayacak   düzeyde yürütememektedir. Cumhuriyet rejimine de pek yakın durduğu söylemez.

 

 Atatürk, Milli Eğitim Bakanlığına   getirdiği Reşit Galip’e,  Almanya dışına  sürülmüş olan Alman Yahudisi bilim adamlarıyla temasa geçmesi, görevini verir.

 

Reşit Galip,  söz konusu  bilim insanlarıyla temasa geçer. Ord. Prof. mertebesindeki  30  ilim adamı Türkiye’ye getirilerek hepsiyle teker teker   birer anlaşma imzalanır.  Anlaşmaya göre her bilim insanı, yardımcılarını   kendisi getirecek, Türkiye bunların her  türlü masrafını üstlenecekti. Bu elemanların özlük hakları ve maaşlarını da Türkiye ödeyecekti. Keza bu  profesörlerin özlük hakları da T.C tarafından aynen ödenecektir. Yapılan sözleşmelerin bir de gizli maddesi vardır. Bu maddeye göre “Almanya’dan gelen bu bilim insanları, burada kaldıkları sürece T.C. Vatandaşı sayılacaktır.” Alman devletinin hapse attığı elemanlar hapisten ya da toplama kampından T.C. Tarafından çıkarılarak İstanbul’a getirilecekti. Profesörlerin yanında yerlerini alacaklardır.

 

  Almanya’nın sürgün ettiği bilim insanlarından yararlanma düşüncesi, isabetli bir görüş olarak Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü tarafından hemen uygulamaya geçirilmiş 1933  yılının sonlarına doğru da 38’i ordunaryüs olmak üzere 42 si profesör, doçent ,asistan, okutman ve  yardımcları olmak 500’den fazla bilim insanı, aileleriyle birlikte Türkiye‘ye getirilmiştir.1933 Yılı sonuna kadar 300’e yakın bilim insanı daha, İstanbul’a getirilmekle kalınmamış, hepsine bilimsel dallarına uygun görevler  verilmiştir. Bunlardan 70 kadarı Ankara’da yeni açılan  Numune hastanesinde görevlendirildi.1933-1938 arasında Türkiye’ye getirilip işe başlayan bir çok aydın, sanatçı, tiyatrocu, müzisyen, müzik öğretmeni, Opera sanatçısı, araştırmacı, mimar, mühendis, sosyolog Ankara ve İstanbul’da değerli hizmetlerde bulundular

 

Bu bilim insanlarından en önde geleni, Frankfurt Üniversitesi  Tıp Fakültesi Patalojik anatomi profesörü Phlipp Schwartz’dır .Evini barkını Almanya’da bırakarak Cenevre’ye  gelmiş daha sonra Türkiye’nin davetine uyarak Türkiye ‘ye gelmiştir.. Almanya’dan çıkarılan Yahudi bilim adamlarına iş sahası bulma organizasyonu kurmuştur.

 

 Atatürk ve İnönü,  üniversitede reform yapmak kararını 1931’de  almışlardı. Milli eğitim Bakanı Reşit Galip , 1932’de Türkiye’ye çağrılan Alman Yahudisi  Albert Malche ile temasa geçti .Kurulacak üniversitenin alt yapısı içinde yer alacak işler hakkında anlaştılar. .Bu anlaşma İnönü ve Atatürk’e iletildi. Prof Albert Malche İstanbul Üniversitesini kurma konusunda sorumlu müşavirlik yapmak üzere işe başladı.31 Mayıs 1933’te T.C. Üniversite  reformu yapmak için 252 sayılı yasayı çıkardı. Bu yasaya göre .31 Temmuz 1933 tarihinde İstanbul Dar-ülftünunu  kapatılıp yerine  İstanbul Üniversitesi açıldı (1 Ağustos 1933).

 

Böylece Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhurbaşkanlığı  ve İsmet Paşanın Başbakanlığı döneminde Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş n bir bilim kurumu olarak kurulan  İstanbul Üniversitesine  kavuşmuş oldu.

 

Umarız bugünkü “Tek Adam Yönetimi” İstanbul Üniversitesini yeniden  Medreseye döndürmeye kalkışmaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI