AĞUSTOS AYINDA, AĞUSTOS BÖCEKLERİNİN SENFONİSİ


Ağustos ayını sevmek için denizi ya da tatili beklemenize gerek yok. Şehirden biraz uzaklaşıp bir ağacın gölgesine oturmanız yeterlidir. İlk anda sizi karşılayan ne bunaltıcı sıcak olur ne de durgun hava… Önce kulaklarınızı dolduran o tanıdık ses yükselir. Ritmik, kesintisiz ve bütün doğaya yayılmış bir senfoni…

Ağustos böceklerinin şarkısı.

Ne gariptir ki çoğumuz bu sesi yıllardır yanlış tanıyoruz. Çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz La Fontaine'in "Karınca ile Ağustos Böceği" masalı, zihnimize tek bir yargı yerleştirdi: Çalışan karınca erdemliydi, şarkı söyleyen ağustos böceği ise tembeldi. Yaz boyunca saz çalıp eğlenmiş, kış gelince de hak ettiği cezayı çekmişti.

Masallar güzeldir ama gerçekler bazen çok daha etkileyicidir.

Bilim insanlarının sikada adını verdiği ağustos böcekleri, belki de doğanın en sabırlı canlılarından biridir. Dişi böcek yumurtalarını ağaç kabuklarına bırakır. Yumurtadan çıkan yavrular ise doğruca toprağın altına iner. Ve asıl hikâye orada başlar.

Karanlığın içinde…

Ağaç köklerinden beslenerek tam 3, 7, 13, hatta 17 yıl boyunca sessizce yaşarlar. Düşünün; bir çocuğun doğup yetişkinliğe adım atacağı kadar uzun bir süreyi toprağın altında geçiriyorlar. Ne alkış var ne seyirci… Sadece sabır.

Sonra bir gün…

Toprak yeterince ısınır.

Zaman gelir. Ay Ağustos ayı..

Kabuklarını kırar ve yeryüzüne çıkarlar.

İşte bizim duyduğumuz o güçlü ses, aslında yıllarca süren sessizliğin ardından başlayan kısa bir yaşamın ilanıdır.

Çünkü yeryüzündeki ömürleri yalnızca birkaç haftadır.

O birkaç haftada erkek ağustos böcekleri bütün güçleriyle şarkı söyler. Eğlenmek için değil… Türlerinin devamını sağlayacak eşi bulabilmek için. Bizim "gürültü" dediğimiz şey, aslında yaşamın en güçlü çağrılarından biridir.

Şimdi düşünün…

On yedi yıl karanlıkta bekleyip sadece birkaç hafta yaşayacak bir canlıya "tembel" demek ne kadar adildir?

Belki de yıllardır yanlış kahramanı alkışlıyor, yanlış canlıyı suçluyoruz.

Aslında ağustos böceği bize hayatın önemli bir gerçeğini anlatıyor.

Biz insanlar çoğu zaman yalnızca sonucu görüyoruz. Bir sanatçının başarısını, bir sporcunun madalyasını, bir bilim insanının keşfini ya da bir yazarın kitabını görüyoruz. Ama o başarının altında geçen sessiz yılları, görünmeyen emeği, yalnızlığı ve sabrı göremiyoruz.

Çünkü başarı her zaman sahnede başlar sanıyoruz.

Oysa gerçek hazırlık, kimsenin alkışlamadığı yerlerde yapılır.

Belki de bu yüzden ağustos böceğinin sesi bana hiçbir zaman tembelliği çağrıştırmıyor. Tam tersine, yıllarca beklemiş bir hayatın cesaretini anlatıyor. Kısa ömrüne sığdırmaya çalıştığı büyük bir tutkuyu…

Bu Ağustos ayında yolunuz bir ağacın gölgesine düşerse, kulaklarınızı o senfoniye kapatmayın.

Belki o ses, doğanın bize fısıldadığı en güzel cümledir:

"Sabret… Zamanın geldiğinde sen de kendi şarkını söyleyeceksin."

Zaman kısa…

GÜNÜN SÖZÜ İNSAN, BİLDİKLERİNİN DEĞİL; DOĞRU SANDIĞI YANLIŞLARIN ESİRİDİR.

Ceylin ŞENER

YAZARIN DİĞER YAZILARI