ŞİİRLERİNİN DİLİ !?
---Diyarbakır’da 1910 yılında doğup, 12 Ekim 1956 yılında, daha ’46 Yaşında’ iken yitirdiğimiz büyük şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı; “Benimsin” adlı şiirinde aynen şöyle diyordu:
“Gün, yeni doğanındır/ Kül, sönmüş ocakların/ Kılıç kahramanındır/ Köpek de sokakların!../// Gündüz, kelebeklerin/ Gece, yıldızlarındır/ Ölüler böceklerin/ Azap günahkârındır/ Sen de benimsin, benim!../// Ne olursan ol kadın; şeytan, canavar, baykuş/ Yok kurtuluş elimden, elimden yok kurtuluş!..”
Aynı şairimiz “Fikr-i Sabit” şiirinde şöyle haykırıyordu:
“Ne bileyim ben/ Kimdi Amerika’yı keşfeden/ Ne eder, beş kere beş/ Güneyden mi, Kuzeyden mi doğardı güneş/ Kaçıncı padişahtı Yavuz/ Aylardan Nisan mı, yoksa Temmuz mu/ Ne bileyim, nereye gider turnalar/ Şeftali ne zaman çıkar/ Bahçemde gül açmış, ya karanfil/ Umurumda bile değil/ Sabahlara dek kadeh elde/ Aklım, fikrim o güzelde!..”
---Uşak/Hasköy’de 1932 yılında doğup, 2012 yılında ölen Eğitimci- Şairimiz Arif Karakoç’un cenazesi Muğla/Bayır’a defnedilmiştir… Çok bilinen ironik şiirlerinden biri, “Dalaman Darısı” adlı şiiridir:
“Arılar peteklerini kurşuna dizdiler/ Itırları, kınakınayı, aysarıyı gezdiler/ Dalaman Darısına mektup yazdılar/ Dediler ki; ‘Dağa çıktık, bilesin!..’/// Kilesi beş paraya inesi darı/ Değirmen kapısından dönesi darı/ Sevgilin olacak Sarı Çavdarı/ Değirmenci un edecek, bilesin!../// Dalaman Darısını ‘kahpe’ diye dövdüler/ Çuval çuval, kalbur kalbur sövdüler/ Götürüp, döner taşın üzerine eğdiler/ Dediler ki; ‘ağzımıza göresin’!..”
---Epeyce geç bir zamanda bulup da, çok erken yaşlarda kaybettiğimiz, ülkemizde ‘Şiir’ denilince ilk akla gelen isim olan Orhan Veli Kanık; 1914 yılında doğup, 1950 yılında, daha ’36 Yaşında’ iken beyin kanamasından İstanbul’da öldü… Kısacık ömründe, en unutulmaz şiirlerini ve anılarını bırakarak gitti… Ezbere bilinen “Gangster” adlı şiiri şöyledir:
“Şiir yazdım bunca senedir/ Ne buldum?/ Eşkıyalık edeceğim bundan sonra!../// Haberi olsun yol kesenlerin/ İş yok artık kendilerine/ Dağ başlarında!../// Madem ki ekmeklerini alıyorum/ Ellerinden/ Buyursunlar, onlar da benim yerime…/ Münhal var edebiyat âleminde!..”
“Cımbızlı Şiir”i ise şöyledir: “Ne atom bombası/ Ne Londra Konferansı/ Bir elinde cımbız/ Bir elinde ayna/Umurunda mı dünya !?”
---Hiç şair ve şiirden bahseder de, yine erken kaybettiğimiz şairimiz Yusuf Hayaloğlu’ndan bahsetmezsek çok ayıp kaçmaz mıydı? Ovacık/Tunceli’de 1953’te doğup, 2009 yılında İstanbul’da, henüz 56 yaşındayken öldü… En bilinen şiiri, çocukluk arkadaşı için yazdığı “Ah Ulan Rıza” şiiridir:
“Neden hâlâ gelmedi, yoksa/ Saati mi şaşırdı bu hıyar?/ Gerçi, hiç saati olmadı ama/ En azından birine sorar!../// Cebimde bir lira desen yok/ Madara olduk meyhaneye/ Ahh eşşek kafam benim/ Nasıl da güvendim bu hergeleye!../// Gelse balığa çıkacaktık/ Ne çekersek kızartıp, birayla yutacaktık/ Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp/ Enteresan hayallere dalacaktık?../// Bu sandalı geçen hafta denk getirip/ Çalıntıdan düşürdük!../ Arkadaşlar ısrar etti/ Biz de ‘iyi olur, bize uyar’ diye düşündük?/// Saat sekizde gelecekti/ Bana birkaç Bin lira borç verecekti/ Yoksa, o ‘Nemrut’ karısı kaçtı da/ Yine onun peşinden mi gitti !?” …Aaa, yine yerimiz bitti, gerisini yarın yazarım gari… Sakin KOŞAR…