‎Ünal Şöhret Dirlik‎ - Kamuran Öztekin

Ünal Şöhret Dirlik bir gönderi paylaştı.

30 Mayıs, 23:19 ·

 

‎Ünal Şöhret Dirlik‎ - Kamuran Öztekin

30 Mayıs, 18:14

Mümtaz Boyacıoğlu Kaman’da emekli bir öğretmendir. Masal ve şiir kitapları yayınlanmıştır. Bu kez Köy Enstitülü öğretmenleri anlatıyor. Kitabın adı "Karartılamayan Işıklar - Köy Enstitüleri."

 

Çeşitli Köy Enstitülerden 26 kişiyi masaya yatırmış adı geçen kitapta. .Bir yerde on sayfa kadar kendimi buldum.Miilliyet Blog okuyucuları ile paylaşıyorum. Boyacıoğlu’na da teşekkürlerimi iletiyorum.

 

Ünal Şöhret Dirlik

 

KARARTILAMAYAN IŞIKLAR: KÖY ENSTİTÜLERİ

Yazan: Mümtaz Boyacıoğlu/ KAMAN

 

Yazarın özgeçmişi:

Mümtaz Boyacıoğlu; 1943 Kaman doğumlu.1964 yılı Kırşehir ÖğretmenOkulu mezunu.Urfa, Ağrı ve Kırşehir’de 28 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1992 yılında emekli oldu.

 

“İyi Geceler “isimli bir masal kitabı

“Ben Şiirim” isimli şiir kitabı/2005 yılında,

“Ben de Çocuktum Özlemlerimle”isimli anı kitabı 2011 yılında ,

Karartılamayan Işıklar Köy Entitüleri /Araştırma ve Söyleşi kitabı, 2018 yılında, yayınlamıştır ve Nustafa Kemal ve Temsil heyeti, Kurtuluş Yolunda Ankara’ya giderken, 25 Aralık 1919 tarihinde Kaman’a gelip bir gece kalmaları araştırılıp kitap haline getirilmesi,

 

*Dadaloğlu’nun Kaman’da son günleri,Kaman Cevizi v eLokman Avşar’ın çalışmaları, Yaşanmış Halk Fıkraları derlemelerle çalışmalarını sürdürmektedir. Boyacııoğlu’nun son kitabında aşağıdaki Köy Enstitülülere yer verilmiştir:

 

1-Hasan Sarıoğlu: Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu:1948

2-Rıza Şahin:Hasan Oğlan Köy Enstitüsü Mezunu: 1946

3-Ramazan Akdoğan:Hasan Oğlan Köy Enstitüsü:1955

4-Bekir Sarıoğlu:Hasan oğlan Köy Enstitüsü;1947

5-Hasan Yazar: Hasan Oğlan Köy Enstitüsü, 1947

6-İlyas Sürmeli:Hasanoğlan Köy Enstitüsü:1945

7-Niyazi Durmuş:Hasanoğlan Köy Enstitüsü:1945

8-Ali Baa Akdoğan:Pazarören Eğitmen Kursu mezunu:1938

9-HaydarÖzdemir:Pazarören Köy Enstitüsü Mezunu:1945

10-Kadem Akdoğan: Okulda bir yıl okuduktan sonra köyüne kaçan kız öğrenci:

11-Mustafa kutlu: ;Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu1948

12-Osman Uygar (Çobanoğlu):Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu

13-Hüsniye (Yıldıran) Özgür:Düziçi köy Enstitüsü mezunu;1945

14-Rahmi Kerem:Düziçi Köy Enstitüsü mezunu;1947

15-Ali Uysal: Aksu Köy Enstitüsü Mezunu 1956

16-Halil Dönertaş: 1944 Yılında Düziçi Köy Enstitüsü mezunu.

17-Ziya Uysal: Düziçi Köy Enstitüsü/1948 yılı mezunu

18-Doğan Atlay:1948,Hasan Oğlan Sağlık

19-Hüseyin Atalay(Tekin):Gazi Eğitim mezunu:1948

20-İbat Durmuş:1946 yılı Pazarören Köy Enstitüsü Mezunu

21-Hikmet Kara:................................................

22-Ünal Şöhret Dirlik/ Aksu Köy Enstitüsü 1956/57

23-Sabit Sağlam:Hasan Oğlan 1949

24-Abdullah Özkucur:1945,Hasan Oğlan Yüksek Köy Enstitüsü.

25-H. Nedim Şahin Hüseyinoğlu:malatya Akçadağ Köy Enstitüsü Mezunu:1949

26-Ali İhsan Güvenç:1942 Hasanoğlan

27-Mahmut Saral: Hasan Oğlan Mezunu

28-Ertan Aykın:!951 Düziçi Mezunu...

 

ÜNAL ŞÖHRET DİRLİK

Muğla-Fethiye-İncirköy-Antalya Aksu Kıöy Enstitüsü

Bugün 11 Aralık 2013 Çarşamba. Fethiye’deyiz.Turizm cennetindeyiz.

 

İncirköy’de doğan,FETHİYE’NİN KÜLTÜR GÜNEŞİ,KÖY ENSTİTÜSÜNÜN ULU ÇINARI, Ünal Şöhret Dirlik öğretmenimizle beraberiz.

 

Sayın öğretmenim;

 

Çocukluktan, köyümüzden, doğum tarihinden, doğum yerinden başlayalım söyleşimize.

 

*1938 yılında Fethiye’ye 23 km. Uzaklıkta olan İncirköy’de bir tütün tarlasında doğmuşum sanırım. Kendimi bildiğimden beri de tütün tarlasındaydım. Tütüncülük demirbaştı. Herkes mutlaka tütüncülük yapardı.Ekin ekilecek kadar çok tarla yoktu. Hazır tarlaları tütüne ayırınca küçük yaşta tütüncülüğü öğrendik biz. Çapa zamanına kadar, dikim sırasından itibaren tütün arklarının içinde dolaşıyor, fide yetiştiriyorsun dikicilere. Arkasından yavaşça çapaya başlıyorsun. Sonra tütün kırmaya başlıyorsun. Öğleyin eve gittiğimizde bir de dizmesi var, ttütün dizmesi..Yani biz tütünden başka bir şey yapmıyorduk. Köy Enstitüsü’nden yaz tatiline geldiğimde de tütün işlerinde çalışırdım.

 

Bizden önce okula gidenler ilkokulu Üzümlü’de bitirdi.ilkokul çağımız geldiğinde köyümüzde ilkokul açıldı. 1944/1945 ders yılında kendi köyümüzde okuma şansını yakaladık.

 

Giysileriniz nasıldı?

 

*Ailelerimizin alabildikleri kadardı. Öyle fevkalade bir şeyler değildi İlkokul kıyafetleri standarttı zaten. Çarığı da bilirim ama bizim köyümüzde okula çarıkla gelen hiç yoktu.Ucuzundan ayakkabılarımız falan vardı.Lstik ayakkabılar da yeni çıkmıştı o yıllarda.Sağlıklı bir ayakkabı değildi, fakat bir kurtuluş oldu.

 

İlkokulu bitirdikten sonra Fethiye’de açılan özel ortaokula gittim.Burada 2 sene okudum.Köyden gelip burada okumak, ev kirası ve diğer sorunlarla zor bir meseleydi.Arkadaşlarımızla23 km.yolu hafta sonlarıyaya giderdik köye.Pazar günü akşam üzeri de yaya dönerdik şehire, sırtımızda çantalarımızla.

 

Ortaokulda ikinci sınıfa geçtiğim yıl Aksu Köy Enstitüsü imtihanlarına girerek kazandım.

 

Köy Enstitüsü yolu açıldı senin için?

 

*Evet bir ışık yakaladım.1951/1952y ders yılıydı, kazandım gittim.

 

Köy Enstitüsüne gideceğim yıl, Çalış’taki okaliptüs ağaçları ilk defa dikildi oraya. İlkönce fidanları, Günlükbaşı mezarlığının altbaşındaki tarlaya, yani Foça Burnu’na ekilmiş.Babamın bir arkadaşı vardı, Fethiye’de tüccar.O babama demiş ki;”Gelin fidanları bekleyin.Size iki tane inekvereyim. Tütünü filan boş verin, köydeki tarlalara ay çiçeği ekin, onu ben satın alırım.”demiş.Oradaki tarlalara da ne ekersen ek senin olsun, yalnız okaliptüsleri koroyun” demiş.Orada bir kış ve iki yaz oturduk.

 

Aksu Köy Enstitüsü’nü kazanınca,arkadaşlarla okula gidişimiz kolay oldu.Geminin hareket saatini öğrendikten sonra , bizim köy tarafından Karagedik’e maden çeken bir kamyona binerek Fethiye’ye, oradan da gemiye binerek Aksu’ya yollandık.

 

Ben Aksu’da okurken,okaliptüsler de epey canlandıktan sonra bizimkiler köye dönmüşler.İzne köye geldim.

 

Ünal Öğretmenim, Köy Enstitüsüne vardınız, nasıl karşılandınız?

 

*Köy Enstitüleri sıcak bir yuvaymış. Önce bizi kendi köylülerimiz, Üzümlü’lüler, hatta Muğlalılar karşıladı.Antalya,Muğla, Mersin, Mut’tan berisinin öğrencileri varmış .

 

Köylülerimiz ve görevli öğrenciler bizi alıp Eğitinbaşı rahmetli Güzide Sayın öğretmenimize götürdüler. Yavrum, evladım, kızım, oğlum sözcüklerini orada duydum.bOkul başkanı bizi birinci binanın alt katındaki revir kısmına yerleştirdi.Benim yatağımın baş ucunda . pencerenin dışında hanımeli hanımeli çiçeği vardı.Hafifçe araladım,içeri mis gibi kokusu yayıldı.Köyde öyle hanımeli falan bidiğimiz mi var?

 

Dersaneler aşağı meydanda u biçiminde sıralı. Dersanedeki pencerenin önünde bir yeni dünya var.Pencereyi açınca o güzel kokudan da içeride durulmaz.

 

Köy Enstitülerinde okuyan öğretmenlerimiz der ki,öğretmenlerimizin bizi okşayan ellerinin sıcaklığı annemizin sıcaklığından aşağı değil,fazlaydı bile.”

 

*Tabii canım, öğretmenlerimiz çok iyiydi.Yol göstermeden gayri bir şey bilmezlerdi.Biz orada yediğimizi, içtiğimizi evimizde yiyebilir miydik? Bizden öncekiler, ilk enstitüler açıldığında biraz ekmek sıkıntısı çekmişler,o kadar.

 

Okuldaki anılarınızdan neler ekleyebilirsiniz?

 

*Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil vardı.Kendisi Mersin taraflarından olur.Bize derse girmedi. Büyük sınıflara giriyordu.Ama nöbetçi olduğu günlerde mutlaka her her dersanede bir müddet kalırdı.Sabah ve akşam mütalaalarında hiç başımızdan ayrılmazdı.

 

Çine yakın bir ülkenin Türklerinden olan, Şükriye Urubay öğretmenimizleTütengil öğretmenimiz evlendiler. Bir süre sonra bakrtık ki,Tütengil öğretmenimiz yalnız iniyor. Duyduk ki ayrılmışlar. (oysa Şükriye öğretmenimiz Üniversitedeki görevi için İstanbul’a gitmiş)Tütengil çok bilgili ve öğrenci canlısı bir öğretmenimizdi.

 

Cumartesi günleri Köy Enstitülerinde bayrak merasiminden önce yeni okul başkanı seçilir. Önce geçen haaftanın oku lbaaşkanını, nöbetçi öğretmenini ve hatta müdürü eleştiren konuşmalar yapılırdı.Hiç kimse kızmazdı. Şimdi burunlarından kıl aldırmazlar. “Müdür şöyle yaptı” deyiversen yandın.O zaman öyle değildi. Demokratik eğitim işte o.Çocuğa söz hakkı vermek.

 

Bir başka cumartesi, tüm konuşmalar bitti, okul başkanı seçilecek.Kısacık boyuyla Tütengil öğretmenimiz orta yerde dimdik durdu.Herkes sustu.”Çocuklar sizin geometriniz çok zayıf”dedi.Bütün öğrenciler itiraz etti.”Hayır öğretmenim “falan diye../23 dersnede 600’ün üzerinde öğrenci vardı o zaman.”Zayıf, zayıf” dedi.Hayır hayır öğretmenim diye itirazlar yükseldi. Tütengil “Pekiyi ben söytleyeyim mi?” dedi.”Söyle öğretmenim! Diye bağırıştılar. O Zaman söyleyeyim.”Siz geometriyi bilmiyorsunuz. Hatta daireyi bile öğrenmemişsiniz” ..Biliriz öğretmenim”Yok dedi Tütengil: Eğer bilseydiniz tuvalete girdiğinizde deliğine denk getirirdiniz.Etrafını batırmazdınız” dedi.

 

Bu çekişmek, bağırmak, çağırmak değil, öğrencilerin dikkatini çekmek çekmekti.

 

Öyle güzel ilgi uyandırdı ki,1955’te anlattığını altmış sene sonra bile hatırlıyorum.Allah rahmet eylesin. Onu İstanbul’da vurdular, vurdular nedense?Böyle değerli öğretmenimiz vardı..

 

İlkokul öğretmeni olduğumuzda, sınıfa girince doğrudan doğruya derse başlarsak çocuk anlamaz.Ya bir günlük olayla, veya bir olaya dikkati çekerek, ilgi uyandırarak derse başlarız.Tütengilin verdiği ders yüz yıllık bir dersmiş meğer.

 

*Bizim bir demircilik öğretmenimiz vardı, İzzet Karakurum. Birgün aramızdan bir kaç kişi seçti.İşlikte kalanlara demir parçaları verdi,”şunu çekiç yapın”deyip bizi götürdü.Öğretmen evlerinin alt yamacından giden yolun kenarından hamama giden yolun kenarından hamama giden su borousu tıkanmış. Oradaki kapağı bularak açtık. Öğrencinin yapacağı iş değil. Boruyu açmak için kuyunun dibine bir merdiven dayamak lazım.Öğretmenimiz “Onu ben yaparım”dedi, eğildi ve “cup!” dedi suyun içine düştü.Haydi bir gülüştü millet.Tam Araptı: “Ne gülüşüyorsunuz, çıkarın beni” diye bağırmaya başladı. Elinden tutarak çıkardık. İzzet Bey’in suya düştüğünün hikâyesi işte bu.Bozuk yeri yaptı,bitti.

 

Bundan on sene evvel, Antalya gazetelerinden çıkan bir haber ulusal basına da yansıdı.”Eski Aksu Köy Enstitüsü hamamında su kesilmiş” Bunu duyan İzzet bey arabasına atladığı gibi doğruca Aksu’nun yolunu tutmuş.Müdüre “Bana iki işçi verin, ben bu işi yaparım” demiş.İki işçi almış, bir de merdiven doğru o kuyunun başına gitmişler.Kapağı bulup açmışlar, merdiveni sallayıp,inmişler arızanın yerini bilen İzzet öğretmen kısa zamanda arızayı gidermiş. Sonra gazeteler İzzet beyi yazdılar.İşte size Aksu’dan en güzel anı.

 

O sizin öğretmeniniz mi?

 

Evet bizim iş öğretmenimiz İzzet Karakurum.

 

*Ünal öğretmenim ,teorik derslerin yanında ,pratik derslerdegörüyordunuz

 

*Yanyana görüyorduk. Tarım derslerinde portakalın uç kurusunu alırdık.Arnavutluk göçmeni Ahmet Tuncer öğretmenimiz uç diyemez de uj kurusu derdi.Aşağı doğru bıyıkarı vardı. Trikopis bıyıklı derdi arkadaşlar.Çok iyiydi.Bize et ve patetesle pişen yumru bir yiyeceğin (kereviz) lezzetini ve faydasını anlatırdı.Çocuklar bu yemek “erkeği erkek yapar”derdi.Ankara’da ölmüştü yıllar önce Allah rahmet eylesin, İyi adamdı.

 

Tarımın her türlüsü , arıcılık,demircilik,marangozluk, yapıcılık öğretmenlerimiz vardı. Portakalların diplerini biz bellerdik.

 

Hafta sonu sizin bir de eğlenceniz olurmuş

 

*Cumartesi akşamları mutlaka müsamere gibi bir eğlencemiz olurdu.Sınıfın birisi müsamere hazırlar. Çeşitli eğlencelerle haftanın yorgunluğunu atardık.

 

Hiç görev aldınız mı orada?

 

Çok, çok görev aldım. Çok fıkra anlattım, şiir okudum. Mesela Orhan Şaik Gökyay ve son sınıf öğrencileri bizim okula 1956’da gezmeye geldiler. İdare binasının yan tarafındaki yayın odasının idaresi benim elimde hoparlörden yayın yapıyoruz, şiirler, türküler vb.radyonun açılışı filan..Akşam etkinliğe katıldım şiir okudum, o guruptaki bayanlar şiir de okudular türkü de.Ertesi gün benim baktığım yayın odasına geldiler. Sohbet ettik..İdaredeki katibe NEZİHE Hanıma şiirlerimi daktilo ile çoğalttırdılar.O genç bayanlardan birisi bir kaç yıl önce öldü. Bedriye diye güzel bir kitap yayınlamıştı. Sanırım Afet Muhteremoğlu(Allah rahmet eylesin)..Bir tanesi de Şükran Çiftliği Yolu 13-14 numarada oturan M. Turan Tekdoğan’dı. Aynı ekipte matematik bölümü son sınıfta Fethiyeli Orhan Alp’te vardı.

O dönemde yazdığınız şiirleriniz var mı?Şimdi bir tanesini yazalım.

İlk kitabıma adını verdiğim şiirim şöyle:

 

SEN ŞİMDİ GÜNEYDE

 

Yollar uzun gelemem sana

 

Gelemem dağlaar aşılmaz

 

Dağlar karlı

 

Dağlar iri

 

Bir yaman tutkudur bu

 

Anlaşılmaz

 

Bunca zamandan beri.

 

Yitik seviler şehrindesin şimdi

 

Bulvarları ıslak

 

Palmiyeli Caddelerinde

 

Unutulmuşluğunca hür

 

Karaalioğlu Parkında kişi

 

Yalnızlıktan üşür.

 

Yahut bir balıkçı mahallesindesin güneyin

 

Yosun kokulu ve ılık meltemli bir deniz

 

Sarhoş gemici;lert şarkı söyler iskelede,

 

Şarkılarda sen,

 

Şarkılarda ben

 

Şarkılarda ikimiz.

 

Yaş domur domur gözlerinde;

 

Silemem

 

Köyü bilisin, uzak can

 

Dağlar aşılmaz

 

Gelemem.

 

Ü,Ş,D.

 

Antalya’da bir firma, “Sen şimdi Güneyde”şiirimin altına adımı güzel bir şekilde yazarak sitelerinin başına koydular.Orada iki sene kadar kaldı, hep yayındaydı. Bir serzenişte bile bulunmadım, hem de benim reklamım oluyordu.Ama kuru bir teşekkür bile etmediler.

 

*Köy Enstitüsünde kaç yıl okdunuz

 

1951/1952 öğretim yılında okula başladım.1956/57 yılında mezun oldum.Son iki yılı İlköğretmen Okulunda okumuş oldum.

 

Ünal öğretmenim Okulu bitirdiniz,Çiçeği burnunda bir öğretmensiniz,

 

Mezun olunca Deizli ili Tavas ilçesi Kayaca köyü İlkokulu öğretmenliğine atandım.Çameli üzerinden Kayaca köyüne gitmek için Cankurtaran Sapağında vasıtadan indim. Bir açık araba geldi,işareti alınca durdu. Tavas’a gideceğimi anlattım. Arabanın kasasına çıktım. Beş altı kişi vardı. Nereye gitiğimi anlatım, yanımdaki adam ben oranın muhtarıyım dedi.Tavas’ı geçeceğiz dedi, geçtik. Bir çeşmenin başında durdu vasıtamız ve muhtarla beraber indik.Üç çeyrek kadar beraberce yürüdük. Büyücek samanlık gibi bir damın önünde durup saptık.Muhtar beni orada göreve başlattı. Aynı yoldan geri dönüp Tavas’a geri geldm..

 

O zaman birleştirilmiş sınfları okutacaksınız?

 

Hayır, orada öğretmenlik yapmadım. Doğru Çameli’ne gittim.. İncirköy’lü Dr. Avni Özdemir var orada. Onu buldum.Birlikte Kaymakama çıktık.”Çameli’nde çalışmak istediğimi anlattım, fikrimi beğendi.Tavas’a göre İncirköy’e çok yakındı.Kaymakam notları arasına aldı. Ben İncirköy’e yollandım. Bir hafta sonra Denizli Milli Eğitim Müdürlüğünden bir yazı geldi,Yazı; Çameli’n[i]in Emecik köyüne atandığımı bildiriyordu.

 

[i]Emecik köyü Kızılyer Mahallesi İlkokulunda kırk öğrenci var.İlk dört sınıftan öğrenci var. Birleştirilmiş sınıf okutacağım.Benden önce hep vekil çalışmış.. Göreve başladım. Acıpayamlı bir bir müfettiş geldi ilk günlerde.

 

Okulun etrafı çevrilecek, çiçeklikler yapılacak, meyva ağaçları dikilecek.

 

Orada harman yeri kadar bir düzlük var oraya da çayır döşeyeceğiz çocuklarla, en acil olanı çit...Müfettişle bahçe düzenini de konuştuk, neler yapılacağını anlattım.Pek beğendi.

 

Haydi sana başarılar dedi, Sünnetçiler köyüne doğru sürdü atını.

 

Hangi sınıflar var1,2,3 ve 4. Sınıflar var .

 

Hemen velilerle bir toplantı yaptım,okulun büyük odasında.Çit işini olumlu buldular. Ağaç dikmeye biz de yardımcı olalım dediler.Harmanyerini de çimen döşemeye söz verdiler. Çok kısa zamanda dediklerini yaptılar.Çitin uzunluğu 400 metre, yüksekliği bir buçuk metre. Güzel bir giriş kapısı yapıldı. Çok sevindiğimi gördüler.Okul kapanmadan müfettiş bir daha geldi, bahçeyi yemyeşil ve çitle çevrili görünce beni kutladı, okuma yazma bilenleri atın üstünden konrol etti.Bu kadar kısa zamanda okul bahçesinin bilinçli bir şekilde düzenlenmesine çok sevindiği belliydi.Bu kadar kısa zamanda böyle başaracağın aklıma gelmezdi, sizin buralarda kalmanız bile yeterlidir dedi. İsmet Kural’dı rahmetlinin adı.

 

Çameli’nin Emecik köyü Kızılyer mahallesinde 2 sene,Fethiye’nin Söğütlüdere köyünde 5 sene, Fethiye’nin Eldirek köyünde 5 sene ve Patlangıç köyünde 18 sene çalıştım. Bir de baktım ki ihtiyarlamışım. Ama bu arada folklor araştırmalarıma devam ettim. Kitaplarım folklor ağırlıklı oldu.2000 yılında Folklor Araştırma Kurumu’ndan Türk Folkloruna Hizmet ödülü aldım. Ayıca Muğla Gazeteciler Cemiyeti her yıl bir ödül verdi.”Fethiye Folklorunu Kitaplaştıran Yazar”ödülü anlamlıydı. Salihli Sevgi Yolu Dergisi de Folklor çalışmalarımdan dolayı ödüllendirdi. Bu arada Egeli Yazarlar Birliği de her yıl yapılan Sempozyumlarda sunduğum bildirilerden dolayı plaketlerle ödüllendirdi.

 

Çalıştığınız köylerde halkla iç içesiniz. Onlardan derlediniz tüm bunları

 

*Atasözleri,deyimler,Yayla Göçleri kitaplarım da var.Türk Dil Kurumuna söz,Atasözü ve deyimler derlemelerine katıldım. Yıllarca çalıştım. Kurumun Halk Ağzından Atatsözleri ve Deyimler kitapları yayınlandı.Ömer Asım Aksoy bana değil valiye göndermiş.Çalışmalarımı anlatmış, Turizmci Vali Özer Türk’ten bu konuda gönderilmiş takdirnamem vardır.Ayrıca Patlangıç’ki adresime bir koli kitap göndermiş vali Özer Türk..

 

Şimdi araştırmacılar ödülleri yazarken benim Vali tarafından aldığım ödülü es geçiyorlar. Kendileri alsa KİTAPLARINA FOTOĞRAFLARINI KOYARLARDI. Bu arada bana 50. Sanat Yılı ve 60. Sanat Yılı kutlamalarımda plaketler veren kurum ve kuruluşlara (FETAV,ADD, Rotarry Kulübü, Kaymakamlık ve Fethiye Belediyesine teşekkür ederim.Ayrıca Fethiye Kültür Merkezi Kütüphanesine “Ünal Şöhret Dirlik Kütüphanesi” adını veren Fethiye belediye başkanı Behcet Saatcı ve Belediye Meclisi üyelelerine teşekkür ederim.

 

Öğretmenliğe başladığımın ikinci yılında (1959) Isparta’da Yayınevi vardı. Göller Bölgesi Öğretmenler Derneğinin Demet isimli dergisinde yazarken Türk Köyü Yayınevi Sahibi Mustafa Koç”Senin Keloğlan masalını kitaplaştırayım mı?”diye sordu. Ben be olur dedim. Bir formalık “Keloğlan” ve 1962 yılında da yine bir formalık Kelkız isimli masal kitaplarımı yayınladı. Bu masalları anam rahmetli anlatmıştı. Kelkız ben Söğütlüdere’de çalışırken geldi.

 

Fethiye Öğretmenler Derneği “Beşkaza” diye bir sanat dergisi yayınlamaya başladı yıl 1962.Sorumlu müdürümüz Fethiye’de Orman avukatı idi, sonra savcı oldu Kale’ye atandı. Benim çalıştığım köy şehire yakın olduğu için yönetim sorumlu md. olarak benim çalışmamı istedi. Bu dergiyi 56 sayı yayınladık, hayli isim yaptı..

 

Kitaplarım:1-Keloğlan(1959),2-Kelkız(1962) 3-Sen Şimdi Güneyde(Şiirler(1965) 4-Çocuklara şiirli Bilmeceler(1969),5_Fethiye Bilmeceleri(1996),6-Sen Şimdi Güneyde I.II.(1996, 7-Fethiye’de Halk İnanışları(1997),)8-Fethiyeli Gülüyor (Gülmeceler-1998)9-İncirköy İncirköy(1999),10-Fethiye Atasözü ve Deyimlerinde Hayvancılık ve Yayla Göçleri,11-Fethiye’de Söylenen Maniler(2001), 12-Fethiye’de İlenmeler, Hayırlı Sözler ve Dualar(2002),13-Ey Fethiye Fethiye(2003),14-Fethiye Bilmeceleri/2004/ (İlaveli II.Baskı-,15-Mezartaşı Edebiyatı-2004/ 16-Masallarımız/2005,17-Çocuklara Atatürk Şiirleri-2005,18-Güney Havaları/Şiirler/2006,19-Şiirlerde Fethiye,2006 20-Yüz Gülümlüğü/Gülmeceler/2007, 21-Fethiye Dedikleri/2007/ 22-Halk Nelere İnanıyor/2007 23-Ramazan Manileri/2009, 24-Turizmin Işığı Fethiye,Ortak Kitap/Hasan Keçici, İlhankoyuncu-Ünal Ş.Dirlik-2002,25-Hakkımda yazılmış Tez(Halil Dirmilli,Ünal Şöhret Dirlik: 50. Sanat Yılı), Selçuk Üniversitesi, Bitirme yezi,2004,2004,26-Anılarda Tahir Kutsi Makal-2012,27-60. Sanat Yılında Ünal Şöhret Dirlik İçin yazılmış Şiirler/2012,28-Fethiye Yazıları/Recai Şahin’le Ortak kitap(2016) ..

 

İlk şiiriniz ne zaman yayınlandı?

 

1952’de Antalya Şelale Gazetesinde. Sordum soruşturdum.Asılları Burdurluymuş. Şimdi gazete çıkmıyor.Güler yüxzlü adamdı sahibi Sadri Tunca. Allah ramet eylesin.İlk şiir kiabım “Sen Şimdi Güneyde’dir. Arkasından 1996 yılında Sen Şimdi Güneyde I.II. şiir kitabım,2006 yılında Güney Havaları isimli şiir kiabım yayınlandı.Ayrıca “Çocuklara Atatürk Şiirlerimi ayrı kitap olarak yayınladım.

 

Evet, öğretmenim Köy enstitüsü sizlere neler verdi, neler hissettiniz?

 

*Vallahi ben Köy Enstitülü olmaktan gurur duyan biriyim.”Benim iki elime dört tane alet vermiş, yetenek vermiş. Beni anlayan ve seven hocalar vermiş.Okulun camı kırılır. Ben kendim takarım.Yukarıda kiremit kırılır, aşağıda su akar, ben yukarı çıkar bir çocukla kırık kiremiti değiştiririm.Sana fevkalade usta gerektiğinde alırsın. Diğer işlerin hepsini çocuklarla kendimiz yapardık. Okuduğumuz okulda atölyeler vardı, oralarda yetiştik, çalıştığımız okullarda yoktu.Yarattık.

 

Benim çalıştığım Söğütlüdere köyünde benden iki dönem önce Aksu Köy Enstitüsü mezunu Hasan Yılmaz öğretmenimiz çalışmış.Enstitüde demircilik bölümünü bitirmiş.Öğretmen odasında bir kasa vardı, içinde demircilikle ilgili aletler vardı. Örs,çekiçler,kıskaç gibi.Giderken okulda bırakıp gitmiş ,gelen öğretmenlere lazım olur duyarlılığı ile. Ben de bu aletleri gerektiğinde kullandım.

 

Okuma yazma kursu da açtınız mı?

 

Açtık açtık tabii.Açılmaz olunur mu?Kadınlara ayrı, erkeklere ayrı açtık.Cumhuriyetin bilmem kaçıncı yılında 80 yaşından aşağı bir kadın, “Bu minibüsFethiye’ye varıyor mu? Patlangıç’a varyor mu?”diye soruyorsa biz vazifemizi iyi yapmamışız demektir.Okuma-yazma biliyorsa minibüsün ön kısmında büyük harflerle yazıyor.O yazıyı okuyarak gideceği yeri bulur.

 

Okulda kitap okumanız nasıldı?

 

Aksu Köy enstitüsü’nün kitaplığı benim rüyalarıma girer.Belki 300 kişi alan bir okuma salonu vardı. Her masada 6-7 işi otururduk.Gazeteler bir bölümde, dergiler bir yerde. Ders çalışma yeri değil. Kitap okuma yeri.

 

Girişte sağ tarafta memurun bulunduğu ana kitaplığın bulunduğu yer vardı.Orada ben imtiyazlı bir öğrenci idim.İmtiyazım iki kitap alabilmekti.İzzet Karakurum’un küçük kardeşi Emine Hanım görevliydi ana kitaplıkta.Karamozof kardeşler kalın ciltli (2 Cilt) bir kitaptı.Yatakhaneye götürmüşüm.Ranzanın üst katında yatıyorum. Işığı kendime göre ayarlayıp okurdum.Birgün akşam okurken uyumuşum.Kitap kucağıma düşmüş, elimde ama ..Biri yavaşça asılıyor.Baktım bizim okul müdürmüz Tahsin Aygün. “Gözün bozulur çocuğum” dedi.Şimdi Karamozof Kardeşler kitabını bir İmam Hatip öğrencisinin elinde görseler , o çocuğu okuldan kovarlar.Aldı müdür kitabı yastığımın altına yerleştirdi. Okumaya karşı çok duyarlı bir müdürdü.Allah rahmet eylesin.

 

Araştırma alışkanlığınız orada bı başladı?

 

*Çok okurduk. Evet kitap okuma aşkı olmasa araştırma olmaz.Kitapları ciltlemeyi öğrendik orada. Yalnız kitapları kaplamadan önce kesmek için bıçak yoktu.Elimizle bıçağı çevirrek keserdik.Gücünüz azalınca kitabın o bölümü iyi kesilmezdi.İnce ağızlı törpü ile düzeltirdik.Sonra idare motorlu bir bıçak aldı, işimiz kolaylaştı. 2011’de Karanlık Sokağı Ay dınlatanlar kitabının tanıtımı için beni de davet ettiler. Ozaman gördüm kullanılan eski aletlerden bir müze yapmışlar. O bıçak da oradaydı.

 

Türk Milli Eğitiminin ;adı Köy Enstitüsü olmasa da o tip okullara ihtiyacı var... Köy Enstitüleri gibi okul açacak,eğitim olarak ,sistem olarak,

 

Biçim olarak .. Çünkü oraya çocuğu alıyorsun, eğitiyorsun. Beş dakika okutupda hadi gidin evinize yok...Orada tam eğitim yapıyorsun, yaşıyorsun, herşeyi yaşıyorsun. Biz tek byulaşık yıkamadık, yemek pişirmedik. Onun dışında her şeyi yaptık.Her işi yaptık. Bizden öncekiler fırında da çalışmışlar. Okulun fırını varmış, .Sonradan ekmek dışarıdangelmye başlamış.

 

Enstitüler çok iyi düşünülmüş birer eğitim yuvasıydı.

 

Amaç zaten köyü ve köylüyü kalkındırmaktı. Bu nedenlerle de bu okullara köy çocukları alıyorlardı değil mi?

 

*Bir araya geldik mi, “Ah Aksu,ah” diyoruz. Gönen’den mezun olanlar da “Ah Gönen ah!” diyorlar.Demek ki içimizde iz bırakmış. Sonradan bir tek suçlusu olmadığı halde, bir tek mahkumu olmadığı halde bu güzel okulları kapattılar. Hasan Âli Yücel de, İsmail Hakkı Tonguç da büyük eziklik çektiler.

 

Sayın öğretmenim,Köy Enstitüsü mezunlarınıikiye ayırıyorum.Mezun olduktan sonra okumaya devam edenler, diğeri de okumayıp kitapları okulda bırakanlar.

 

*İkinci gurupta olanlar, demek ki iyi okuyup o sevdayı kapmamış. Benim misafir odam yok. Var da kitapla dolu her yeri.Yazları birkaç yıldır Üzümlü’ye gidiyorum.İlk yıl gittiğimdeHaziranın onuydu. Tam ovaya yerleştik bir deprem oldu sormayın. Fethiye’ye evi kontrol etmeye geldim raflarda, masalarda ne kadar kitap varsa yerlere yığılmış,her taraf kitap olmuş.Benim adıma açılan kitaplığa üç binin üzerinde kitap armağan ettim.

 

Teşekkür ederim. İncirköy’de doğan,

 

FFETHİYE’NİN KÜLTÜR GÜNEŞİ ÜNAL ŞÖHRET DİRLİK ÖĞRETMENİM.

 

Işığınız hiç sönmeyecek.

 

Araştırmacı yazar-emekli öğretmen-şair Mümtaz Boyacıoğlu/KAMAN-KIRŞEHİR

YAZARIN DİĞER YAZILARI