KULA’DA İZ BIRAKAN KAMU GÖREVLİLERİNDEN FETHİYELİ AHMET HULUSİ EFENDİ

KULA’DA İZ BIRAKAN KAMU GÖREVLİLERİNDEN FETHİYELİ AHMET HULUSİ EFENDİ

                                                                                                                         Ünal Şöhret Dirlik

İşgal yıllarında Kula’da Kadı olarak, Fethiyeli  Ahmet Hulusi Kestepli bulunmaktadır. Kula ile iki kitap yayınlayan Kula’nın değerli evladı Hüseyin  Şahin yazdığı “Tarihin Güzel Mirası Kula” ve “Kula Efeleri” isimli iki güzide kitapta İstiklal Savaşı sırasında  ve bilhassa işgal yıllarında Kula’ya hizmet edenlerden sitayişle söz etmektedir.

Adı geeçen kitabın 96. Sayfasında Kula’da kurulan Cemiyeti İslamiye’nin üyeleri şöyle sayılıyor:

1-Müftü Mehmet Rasih Efendi (Cemiyet Reisi)

2-Müftü Hakkı Yiğit

3-Hakim Ahmet Hulusi

4-Avukat Haşim Gör

5-İsmail çubukçu

6-Giritli Osman Bey

7-Saracalı oğlu Ali Efendi

8-Mehmet Ali Dede’nin Emin Efendi

9-Yahyazade Süleyman Bey

10-Kerim Tosun

Tarihin Güzel Mirası Kula isimli eserin 345. Sayfasında “Kula’da İz Bırakan Kamu Görevlileri” içinde ; hemşehrimiz Kadı Ahmet Hulusu kestepli’den şöyle söz etmektedir:

Kula’nın işgalinde Kula kadısı olarak bulunan Ahmet Kestepli Hocva’nın işgal yıllarında Kuvayı Milliye’ye destek verdiğini, topladığı paraları emin ellerle Ankara’ya gönderdiği Kula’nın Kurtuluş günü 1. Ordu komutanı Nurettin Paşa tarafından halkın huzurunda tebrik ettiğini, elini öptüğünü ve kılıç armağan etmek istediğini, zaferden sonra yıllarca memleketi olan Fethiye’de müftülük yaptığını, emekliliğinde de avukatlık yaptığı…”

AHMET KESTEPLİ HOCA(KULA EFELERİ Sayfa:sayfa:240-241

“Kula’nın işgal yılları “Cemaat-ı İslami” cemiyeti kurulmuş, faaliyetlerini yürütmektedir.Cemiyetin önde gelen isimlerinden biri de Kula’da kadılık yapan Fethiye’nin( Meğri) Eşen nahiyesinden Ahmet Hulusi Efendidir.

1302 doğumlu Hüseyin Hüsnü Efendinin oğlu oaln Ahmet Hulusi, İşgal yıllarında Kula kadısıdır.İşgal yıllarında sürdürdüğü cemiyet faaliyetleri  ile işgal altındaki vatan toprağında memlekete nasıl hizmet edileceğini göstermiş, ispatlamış ender kişilerden biridir.

Cemaat-i İslamiye Gürhane medresesinde toplantı halindedir.Kuvayı milliyeye ilçedeki işgal kuvvetleri hakkında bilgi ulaştırılacaktır.

Ahmet Hulusi Efendi, Müftü Rasih Efendi ile birlikte haberci çerçilerden Emin Efendi de toplantıdadır.

Emin Efendi Kuvayı Milliyecilere, İhsan oğlu Meehmet Efeye ulaştıracağı bilgileri dinleemektedir.

Ahmet Hulusu Efendi, Emin Efendiye dönerek:

-Emin İhsanpğlu Meehmet Efendiye söyle kış mevsimi gibi sabırlı olsunlar. Kış karın altında dinlenme vaktidir. Yeni bir diriliş için. Zira bahara veya yaza büyük bir taarruz başlatılacak işgal altındaki yöremizde onlara bu sefer büyük işler düşecek, buna hazırlıklı olsunlar.

Emin Efendi İhsan oğlu Mehmet Efeye götüreceği yiyecek, para ve giyecekleri alacağı yeri öğrenip yoplantıdan ayrıldıktan sonra , oradakilere Ahmet hUlusi Efendi:

 “Beyler dağlar yeşillenirse  bahar geldi demektir. Artık yUnanlıların gideceğine inanıyorum. İlahi bir ezan sesi duyuyorum Kurşunlu Camiinin minarelerinden. Bu ilahi ses bizi birleştiren. Dağalarda kendini feda eden Yabaayak efeyi ve şehit olan kızanlarını, hâlâ bizim için savaşanİhsanoğlu efe ve arkadaşlarını bir düşünün. Yürekleri kocaman ama imkanları yok denilebilecek kadar az olan avuç içi kadar insanın  emsalsiz cesaretini sıcak tutmalıyız. Onlar dağlarda, biz burada bir milletini Türk Ulusunu tek bir ses haline getireceğiz. Milli mücadeelemiz belleklerden bir harfin bile silinmeyeceği bir destan yazıyor  yurdun  her köşesine. Bu yaşadığımız eli silah tutan tutmayan, geç, yaşlı, kadın erkek herkesin elinden geleni yaptığı bir süreçtir. Dağdaki bir avuç insanımızın yaptıkları ise onların ileride efsaneleşecekleri kahramanlıklardır. Çok destanlar yazılacak onlar için yaprak yaprak. Evet bu topraklarda düşman barınmaz zira bu topraklar mübarektir. Yabaayak efe’nin Çavur köyünde bir ağaçaltında bulunan mezarını şimdi yağmur ve kar bir ziyaretçi gibi dolaşıyor, rüzgar sanki onun saçlarını okşuyor, her bir damlasını meleklerin indirdiği yağmur taneleri farklı kristal yapıya sahip kar taneleri onu alnından öpmek ister gibi mezarının üstüne düşüyor.Ne mutlu o kahraman insana ki bizim için,vatan için, kurtuluşumuz için, kurtuluşumuz için Halep’te eşini-çocuğunu bırakıp buraya koştu ve şehadet şerbetini içti.

 

Zaman ilerlemişti. Konuşulacak o kadar çok şey vardı ama yürekler hazanı yaşıyordu.Ama mevsim kış ta olsa, hazan da oldsa yüreklerin çiçek açacağı ilkbahar er veya geç gelecekti.

Ahmet Hulusi Efendi daha çok konuşacaktı ama Fettah’ın Ali Ulvi, Ahmet Efendiye dönüp bir-iki yutkunduktan sonra;

-Hakim Efendi. Bu işin sonu ne olacak? Yunanlılar daha bizim toprağımızda ne kadar kalacaklar? Daha neyi bekliyor milli ordumuz? Sakarya’da yenmedi,ler mi Yunanlıları? Evet  Mustafa kemal’in bir bildiği vardır ama bizlerin tahammülü kalmadı esarete.

Ali ulvi çok konuşacaktı ama konuşamadı. Sustu, içine akıttı dilinin ucuna gelip de söyleyemediği duygularını. Sonra”bana müsaade” deyip toplantıdan ayrıldı. Herkes Ali Ulvi’nin arkasından birer ikişer toplantıyı terk ettikten sonra   başbaşa kalan Ahmet Hulusi Bey ve ile Müftü Rasih Efendi:

-Ali ulvi haklı. Esaret, esaret.. Yıllarca beraber yaşadığımız insanlar ile komşularımız ile aramıza girdiler. Birbirimize düşman ettiler.Hep bunlar İngilizlerin oyunuç Bize karşı Yunanlıları kışkırttılar, onları üzerimize saldılar. Duyduğuma göre Yunanistan’da savaşın bitmesinden yana  olanlar çoğalmış. Osmanlı’dan toprak almak mıdır ki bize savaş açtılar?

 

-Müftü Efendi ölümün bile bir anlamı yok mudur?  Yabaayak Efe vazifesini yapmadı mı?Gönül yamaçlarımızda huzuru estirmediler mi?hele günahsız  o kadının Karaağaç deresinde namusunun kirletilmesine karşı nasıl intiksamını aldılar. Evet yine söylüyorum. Bu vatan toprakları son Osmanlı ferdine kadar mezar olmadan Yunan’a gülzar olmaz.

-Haklısınız Ahmet Efendi. Yunanlılar ne hayallerle ülkemizi işgale geldiler. Küçük Asya diye yeni bir dünya kuracaklardı. Ne oldu o hayallerine. Evet Ahmet Efendi hergün bir bahar olur, hergün çiçekler açar. Bizim de kurtuluş günü açacak çiçeğimiz bundan sonra hiç solmayacak.

                                                                                    (*):   Kula Efeleri Sayfa:242

…………………………………………………………………………………………………………………………….

…………………………………………………………………………………………………………………………….

 

NURETTİN PAŞA KULA’DA

4 Eylül saabahı güneşle beraber birkaç gündür uykusuz olan halkbirbirine sarmaş dolaş oldu. Pencerelerden Türk bayrakları sallanmaya başladı. Kula halkı bir baktı ki Hisarkapı’dan, kayrak’tan  şakır şakır gelen süvarüleri ve İhsanoğlu  Mehmet Efe ve kızanlarını gördüler.Süvariler saatlarca Kula’dan geçmeye devam etti. İlk geçen süvarilerimiz su, ayran gibi ikramları dahi kabul etmeyerek hızla düşmanı kovalayarak geçip gittiler. Ardından öğleye doğru piyadeler ilçeye girmeye başladı. Piyadeler yollardan o kadar hızlı geçmişlerdi ki toztoprak içindeydiler.Halk askerlerimize su, ayran ve limonata ikram ediyorlardı.

Fahrettin Altay Paşa, süvarileri ile Kula’da eğlenmeyip Alaşehir’e doğru geçip gitmişti.Sevinçten insanlar süvarilerin atlarının altına atlıyorlardı.

Türkler mutluluktan çılgına dönmüş, sokaklara dökülmüştü. İlçede kalan yerli Rumlar ise şaşkındılar. Komşularına sığınmışlar, akibetlerinden endişeli bir bekleyiş içindeydiler. Esir edilen Yunan askerleri  ise silaahları alınıp Taşkışla’da toplanıyorlardı. Sivillerden askere teslim olanlar da Taşkışla’ya götürülüyorlardı.Taşkışla ana baba günü gibiydi.Şimdiden iki bin kişi toplsnmıştı.

Ahmet Hulusi Efendi, Müftü Rasih Efendi, Belediye Başkanı ve kaymakam ilçede kargaşa olmaması, yağma ve talana girişilmemesi için ellerinden geleni yapıyorlardı. Ama halk sevincini sokaklarada, çarşılarda birbiri ile paylaşıyorlardı.Dükkanlar açılmamıştı.

İkindiye doğru Kulaya giren Birinci Ordu Kumandanı Nurettin Paşa hemen kaymakamlığa gitti. Yerel yöneticilerden bilgi aldıktan sonra Hükümet binasının önüne toplanan halka hitaben:

“Kulalılar! 28 Haziran 1920, yine bir pazartesi günü beraber yaşadığımız binlerce yıllık bu toprağımız işgale uğramıştı.Emperyalistler Yunanlıları donattılar, güçlendirdilerarkalarını sıvazladılarve topraklarımıza saldırttılar.

Evet bugün Kula’nın doğum günü.Yine bir pazartesi, yani 4 Eylül 1922.Zorluklar içinde geçen iki yıl bitti.Bundan sonra yine bu ülkede huzur rüzgarları dalga dalga esecek. Bir millet bayrağı nazlı nazlı dalgelenmedıkça hür olmaz. İşte bakın bayrağımız nazlı nazlı dalgalanıyor.

Şimdi sizlerin huzurunda işgal yıllarında Cemaatı İslamiye’nin bir üyesi olan Kuvayı Milliye Cephesine çeşitli kaynaklarla bilgi aktaran ve böylece düşman hareketlerini önceden haber vererek büyük yardımlarda bulunan , halktan topladığı yardımları emin ellerle Ankara’ya gönderen Hakim Ahmet Hulusi Efendi’ye kılıcımı hediye edip bu eşsiz fedakar insanın elini ve onun şahsında tüm Kulalıları öpüp kucaklamak istiyorum.

Ahmet Hulusi Efendi, Nurettin Paşa’nın yanında mahcup mahcup:

-Sayın Paşam, o kılıç bu memleket için hizmet etti, sizin elinizde hizmet etmeye devam etsin ki ufuklarımızın semalarında katar katar geçen turnalar, minareokunan ezanlar yankılansın. Hürriyetin sembolü sayılan bayrağım sonsuza kadar dalgalansın.

Nurettin Paşa kılıcını hediye etmek istediği Ahmet Hulusi efendiye dönerek:

“Kula’da milli mukavemet duygularını uyandırdınız, teşkilat kurdunuz. Moral olarak yıkılmış halkı manen güçlendirerek onları direnişe çağırdınız. Ne mutlu size ki başarılı oldunuz. Kılıcımı almadınız madem, hürmetle elinizden öpeyim.Sizin gibi kahramanların eli her zaman öpülür.haydi arkadaşlar esas işimiz bundan sonra başlıyor. Bu ülkeyi hep beraber kalkındıracağız. Hislerinize hakim olun, taşkınlık çıkarmayın, idarecilerinize sahip çıkın.

Kulalılar! Allah’a emanet olun!”

SONSÖZ

Kadı Ahmet efendi ilçe dışındaki Bürokratlardandır. Kuvayı Milliye çalışmaları kat kat üstündür.Yıllarca Fethiye’de avukatlık yaptıktan sonra ilçe müftülüğüde yapan bu değerli hemşehrimizi saygı ile anıyorum. Vatanın en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda kurdukları Cemiyet aracılığı Kuvayı Milliyeye her türlü yardımı toplayıp emin ellerler Ankara’ya ulaştırmış saygın bir kişidir. Onu çok geç tanımış olmanın üzüntüsü içindeyim. Kulalı yazar Hüseyin Şahin’i Kula’nın işgal yılarını iki güzel kitapla anlattığı için kutluyorum. O kaara günleri çocuklarımıza en güzel bir şekilde anlatalım ki, onlar da yarın mecbur kalırlarsa vatan için hiç gözlerini kırpmadan ortaya atılsınlar.

Kadı Ahmet efendi’ye tanrı’dan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsınlar.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI