Hocam, seninle konuşmamız/anlaşmamız gereken birçok konu var. Geçenlerde yazdığım yazıya aynı gün içinde öfkeyle kaleme sarılıp hemen cevap yazmışsın. Hem de “Nail’ e Mektup!” diyerek başlamışsın!... Bunu senin kişisel yapına! bırakıyorum… Ben Yurdakul ya da Nadir gibi Bağırıp/ çağıracak, hakaret/küfür edecek bir yapıda değilim. Kişiliğim de, terbiyem de basitleşmeye müsait değil. Bu mektup üzerinden bir ay bir zaman geçti. Hala yeni yeni yanıt yazmayı uygun bulabiliyorum. Aslında altına bir kırmızıçizgi çekip seninle tüm ilgilerimi ve iletişimi kesebilirdim. Ancak biz aydın insanlarız. Tartışıp konuşarak konuları aşabiliriz. İnsanız, yanlışlarımız olabilir. Hiç birimiz mükemmel değiliz. Hocam, eleştiriye ne kadar tahammüllüsün bilemiyorum. Geçenlerde yaptığımız telefon konuşmasında tahammül mülkünü aştığını düşündüm. Eğer kalıcı olacaksa bir “tanıdık” olarak sende gördüğüm olumsuzlukları tek tek yazıyorum. Sen de benimkileri yazabilirsin!. Hiç gocunmam. Aksine teşekkür etmem gerekir. İnsanlık/olgunluk bunu gerektirir. Hocam, seninle “KÖYCEĞİZ” kitabının alan çalışmasını yaparken günlerce adım adım çevreyi dolaştık. Sana yardımcı olmaya çalıştım ve bunu da zevkle yaptım, hiçbir çıkar gözetmeden. O kitabı bana parayla sattın!... İkincisi Dalyan’ da beş yıl kaldım ve Dalyan ve çevresiyle ilgili binlerce fotoğrafım ve birkaç da doğal çevre yazısı yazdım. Bunları görmezden geldin!... Üçüncüsü “SANDIRASLAR” kitabını birlikte çıkaracağız dedin!. Sonra vazgeçtin!... Dördüncüsü “Mehmet Amca ile telefon görüşmesi yapma, zaten kulakları da duymuyor!” dedin… Mehmet Amca’nın kulakları zil gibi!… Beşincisi “SANDIRASLAR’ ın editörlüğünü benim yapmamı istemiştin!... Aynı Mehmet Amca’ nın kitabında olduğu gibi bu kitapta da benim editörlüğüm, kitabın özüne çok şey katacaktı!.. Çünkü ben Sandraslar’ a 16-17 yılımı vermişim. Dağını/taşını, kurdunu/kuşunu, deresini/tepesini gezerek, fotoğraflayarak, yazarak sindirmişim. Zaten bekliyordum, “acaba Günür Hoca, buna nasıl bir bahane bulup da editörlüğü bir başkasına verecek” diye düşünüyordum!... Geçenlerdeki telefon konuşmamızda bunun da neredeyse ipuçlarını görmeye/duymaya başladım!... Ben, senden bin lira alsam ne olur, almasam ne olur. Seninle bir konuda anlaşma yapmak istiyorum. Çıkardığın kitaplardan birisini seçip bana adını söyle. Ben de o kitabı baştan sona ince ince okuyup doğruları/yanlışları bulup gazetedeki köşemde irdeleyeyim. Doğrusuyla, yanlışıyla… (Çünkü senin kitaplarda yazım yanlışları dolu!...). Bu kitap, Yadigar SARI’ nın editörlüğünü yaptığı kitap olamaz. Çünkü orada yanlış bulsam bile adamcağızın yanıt verme şansı yok. Bu önerim hala geçerli!... Konuşuruz. Seninle bağlantıyı tamamen kesmek istemememin nedenleri var. İyi/kötü bir geçmişimiz var, ortak çalışmalarımız oldu. Benim de birkaç kitap hazırlığım var. Onları Muğla Belediyesi basacak, ama önce bir alt yapı çalışması gerekiyor. Köyceğiz kitabında benim biyografi kısaltılmış, karmakarışık bir hale gelmiş, benim verdiğim gibi değil, yani kısacası rezil bir biyografi olmuş. Bunlar çok önemli… Konuşmalarımız/tartışmalarımız olacaksa belirli usuller çerçevesinde olmalı. Öyle bağırıp çağırarak, birbirimize hakaretler ederek değil. Hocam, önce de söylediğim gibi eleştiriye hazırlıklı/tahammüllü olmalısın. Bu bir erdem işidir, seni alçaltmaz, yükseltir, varsa hatalarınızı görüp düzeltme imkânı verir. Aslında Mehmet Amca’ nın kitabı konusuna girmek istemezdim. Bunu özellikle söylüyor/yazıyorum: “BENİM YAZDIKLARIMI KESİNLİKLE MEHMET AMCA ve AYHAN’ a açma. Bu garantiyi senden istiyorum. Mehmet Amca, kitabı tamamen senden almayı düşünüyor, almış zaten. Bunu sen de biliyorsun. Ancak son bir şansın var. Bu kitap için çok emek verdin, bunu sonlandırman gerek. Mehmet Amca’ nın çok bozulduğu kısımlar: Özellikle “Ben şu kadar kitap yazdım, bu kadar eve kitap soktum, ben bunlardan bir kazanç elde etmiyorum, bunları bir sevda uğruna yapıyorum, Köyceğiz konusunu SANDIRAZLAR ve KAYBOLAN KÜLTÜR DEĞERLERİMİZ kitaplarıyla tamamlamış oluyorum. Maaşımın yarısını buralara harcıyorum, “ gibi kitaba yazdığın “sunum” bölümü yazıları… (Amca’nın kitabını ne de çabuk kendine maletmişsin!” Amca, diyor ki; “Hoca, beni konuşturmuyor, laf kalabalığı ile beni boğuyor, kitapların yarısı onun olacak, üstelik şimdiye kadar kooperatiften aldığımız beş bin lirayı da masraflar için O’ na verdik!.” Benim tavsiyem Mehmet Amca’ nın yanına git, halini/hatırını sor. Söylediklerini dinle, çıkar dediği yerleri çıkar. Yoksa senin de bildiğin gibi Mehmet Amca, çoktan kitabı senden almış. Ben burada Burak ERBAY’ la da görüştüm. “Tamam, kitap bende” dedi. Hocam, özellikle bir kez daha söylüyorum bunlar lütfen aramızda kalsın. Tüm bunlar için bana kızmadan önce iyice bir düşünüp karar vermen gerekiyor. Hemen de kaleme sarılıp yanıt vermeye kalkma. Bak, ben bir aydan fazla bekledim. Anlaşılan şimdiye kadar hiç kimse sana “yanlış yaptın!” dememiş, herkes seni pohpohlamış. Tamam, doğru bu yöre için çok yararlı işler yapmış, 20’ den fazla tuğla gibi kitaplar yapmışsın. Ama kime yarandın, kaç kişi onları okuyor, tüm bunları sana seni kaybetmek istemediğim için yüzüne söylüyor ve yazıyorum. Biz, hanımla dobra insanlarız, çok da alınganız, birçok dost/arkadaş sandığımız insanları silip attık, bir daha da yüzlerine bakmadık. Yeri geldiğinde köşemizde yazarak kendimizi böyle teskin etmeye çalıştık. Bizim topumuz/tüfeğimiz, silahımız yok. Bildiğiniz üzere bizim silahımız da kalemimiz… Başarı dileklerimle Nail HOCA… Bu yazdıklarımı da vazgeçmeden hemen sana atıyorum. Özellikle Mehmet Amca konusu aramızda kalsın. Böyle yazdığım halde altı yıldır bu yazıyı Hoca’ ya atmayıp bekletmişim!...)
Değerli okurlar, biz bu yazıyı 2020 yılında yazmış ve bekletiyorduk. Nedenini de söyleyeyim; SANDRAS kitabının basımını bekledik. Sonunda bu kitap çıktı ve benim elime 6 ay sonra(yeni) geçti. Biz, bu kitabı hocamla birlikte çıkaracağımız üzerine sözleşmiştik. O’nu çok iyi tanıdığım için “Hocam, kitaba koyduğun bana ait fotoğrafların altına adımı yazacaksın!” Demiştim, “Olmaz!” Dedi. “Öyleyse bana ait kaç fotoğraf koyarsan şu kadar fotoğraf Nail DUMAN’ a ait” Diye not düşeceksin!” Dedim. Ona da “ Olmaz!” dedi… Hatta daha da ileri giderek “Sen de kendini ARA GÜLER Mİ SANIYORSUN?...) Demişti. Ben de kendisine Ara Güler’in bir yazısında “Ben fotoğrafçı değilim, çok erken bir zamanda elime bir kamera geçti, çok gezip çok şey gördüğüm için fotoğrafladım ve bu fotoğraflar, çok konuşuldu, meşhur oldu!” Diyerek tevazu gösteriyor. Kendisine bunu söyledim… Tabi, kitaba koyduğu fotoğraflar için ikimizin adını yazacak ve benim fotoğrafları da sahiplenecekti!… Böylece bu kitabı ikimizin yazması konusu suya düştü… Şimdi altı yıl sonra görüyorum ki, yine bana ait üç-beş fotoğrafı bu kitabına da benim iznim olmadan koymuş. Ayrıca kitabına birkaç fotoğrafını koyduğu Nihat DAŞ’ ın adını da fotoğrafların altına yazmış. Bu ne perhiz ne lahana turşusu!… Hocam, ben şimdi seninle ilgili tazminat davası mı açayım, yoksa bir şekilde bu sorunu halledecek misin? Selamlar… (Sen deyişime de alınma, ben haddimi bilirim çünkü ben, yaşça senden büyüğüm!”
Mehmet Amca’ nın kitabını da tamamlayıp yayınlamak bize nasip oldu…
Sayın Hocam, kitabınızı daha açmadan arka sayfadaki özgeçmiş yazılarında geçen birkaç yazım yanlışını belirtmem gerek. Daha ilk satır, ilk sözcükte “1955 de” değil; “1955’te” olacak. Buradaki “de” dahi anlamındaki “de” değil, ayrı yazılmaz; bulunma durumundaki “de” dir, birleşik yazılır. Hem ayrı yazılmaz, hem de “te” ile birleşik yazılır, üstten apostrof ile ayrılır. Çünkü Türkçe’ de sert sessizle biten sözcükler, sonlarına bir ek aldıklarında bu ek de sert sessizle başlar. Baylan’ın özgeçmişinde ise “Günür Karaağaçla değil; Karaağaç’la olacak”. “2020 de” değil; “2020’de” olacak. “Yansıma a” nedir? Anlaşılmadı. Baylan Hocam, hem “ yaptım, ettim, çalıştım…” Diye 1. Şahısla anlatıyor”. Sonunda da sanki bir başkası anlatıyormuş gibi “Dedi!” Diye bitiriyor?. Acet’ in özgeçmişinde ise Zeytinalanı Köyünde, “Köyü’nde” olmalıydı. Köyceğiz de değil; Buradaki “de” ayrı yazılan “de değil; ismin “de” halidir, birleşik yazılır ve özel ismin sonuna gelirse de burada olduğu gibi üstten apostrofla ayrılır. (Köyceğiz’de” biçiminde…” Odabaşı köyünde” derken de bu tamlama halinde özel isimdir, “Odabaşı Köyü’nde” olmalıydı. Gelen ek de apostrofla üstten ayrılmalıydı… Ayrıca birçok özneden sonra virgül olmalıydı… Onlara da dikkat edilmeli… Hocam, kitabı açınca devam edeceğim…