KADIN- EĞİTİM VE EKONOMİ

   KADIN- EĞİTİM VE EKONOMİ

 

           Genelde insan haklarından ayrı tutulmamakla birlikte, günümüzde kadınlara yönelik ayrımcılığın gelişmiş ülkelerde bile sürüyor olması, kadın haklarına özel bir önem verilmesini gerektiriyor.

Birleşmiş Milletler İnsan hakları evrensel bildirgesi ikinci maddesinde: “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.” yolundaki hükme karşın diğer ayrımcılıkların yanında cinsiyet ayrımcılığı ile ilgili sorunlar, çözümü bırakın giderek karmaşık hale geliyor.

Türkiye’de 19. Yüzyılda başlayan kadın hakları ile ilgili gelişmeler Cumhuriyetle birlikte ivme kazanmış, Şubat 1926’da medeni kanunun kabul edilmesiyle kadınlar çok önemli kazanımlar elde etmişlerdir.

Türk kadınları, dünyada medeni dediğimiz birçok ülkenin kadınından önce seçme ve seçilme hakkını elde etti. Türkiye, tüm dünyada kadın hâkim sayısı ve üniversitelerde görevli öğretim üyesi açısından önde gelen ülkeler konumuna geldi. Bu kazanımlar Cumhuriyetin ve Atatürk devrimlerinin kadınlara sağladığı destek ve özendirmeden kaynaklanıyor.

ÜRETİCİ OLMAK

Son yıllarda, kadının iş yaşamının içinde giderek daha fazla yer almaya başlaması bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Ekonomik güçlüklerin getirdiği bu durum yeni sorunlara da yol açıyor. Ailelerin daha fazla çocuk sahibi olması zorlaşıyor. Bebeğin temel gereksinimlerinin giderek daha pahalı hale gelmesi de aileleri yeterli çocuk yapmaktan alıkoyuyor. Türkiye artık ortalama 1.6 çocuk yapan ailelerden oluşmaya başladı. Bu gelişme, ülke nüfusunun giderek azalması iş alanında yetersizliklerin oluşmasına yol açacaktır. Ayrıca ülkeye dışarıdan gelecek yeni göçmenlere kapı açmak demektir ki bu durumun sakıncaları herkes tarafından bilinir.

Bazı kadınlarımızın kadın haklarını daraltan, söylem ve eylemlerin içinde yer alması daha da üzücüdür.

Kadınlara, eş seçme konusunda ailelerinden gelen baskılar trajedi düzeyinde… Evlilik kararının özgürce verilememesi, bu konuda kadına bir meta gibi bakılması, yüreklerimizi kanatmaya devam ediyor.  Bu tür evliliklerde aile içi geçimsizlikler boşanma oranlarını artırıyor. Ailenin çözülmesi, özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta, çocukları birçok kez suça itmekte…

Bu bağlamda, kadına yönelik aile içi şiddet de giderek artıyor. Genelde baba, erkek kardeşler ve evli kadınlara kocaları tarafından uygulanan şiddet birçok kez cinayetle sonuçlanıyor.

Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan istatistiklere göre, Türkiye'de kadın cinayetlerinde 2002'den 2024'e kadar yaklaşık 6 kat oranında artış olmuştur. Verilere göre 2002 yılında 66, 2003'te 83…… 2017'te 351, 2018'te 404, 2019'da 422, 2020’de 300, 2021’de 433, 2022’da 334, 2023’da 313, 2024 394 kadın yaşamını yitirmiştir.

Görsel medyada ve yazılı basında, genelde “Üçüncü Sayfa Haberi” denilen kapsamda yer alan kadına yönelik şiddet haberlerinde, aynı şablon görülmektedir. Eğitimsiz, dar gelirli ya da işsiz bir koca… Komşuların da yakından izlediği her gün süren tartışmalar ve sonunda evi terk eden; kadın sığınma evine ya da baba evine yerleşen bir kadın…Ve eve dönmesi için cinayete kadar uzanan baskılar…

EĞİTİM VE EKONOMİ

Ekonomik güçlükler kaçınılmaz olarak aileyi temelden sarsan sonuçlar doğuruyor. Başka sorunlar da olsa bile bir erkek: “Beni istemeyen kadını ben hiç istemem,” diyerek çekip gidebiliyor, belki kadını kendi haline bırakabilir. Aynı davranış kadınlar için de geçerli…

Sonuçta yalnız kalan erkek, kadının kapısına yeniden dayanıyor ve olanlar oluyor. Şiddet yalnız eşe değil ailenin diğer bireylerine de yöneliyor. Toplumda onulmaz yaralar açıyor.

Dikkat edilirse, eğitimli ve ekonomik gücü yeterli erkeğin şiddet yoluna başvurduğunu neredeyse hiç görmüyoruz.

Ne var ki: Yükselen kiralardan başlayın, Başlık parasından tutun… Kuaförden terziye, taksiciden mobilyacıya yükselen fiyatlar gençlerin evlenmelerini zorlaştırıyor. O nedenle özellikle büyük kentlerde gençler arasında birlikte yaşama yaygınlaşıyor. Ailelerde bu durumu kolay kabul eder hale geliyorlar. Dolayısıyla yeterli nüfus artışına ulaşmamız giderek daha da zorlaşıyor…

Eğitim düzeyi yüksek, sosyal desteklerin yeterli olduğu bir toplumda şiddetin giderek azalacağını var saymak gerekir.

 

TURGUT DERELİ

YAZARIN DİĞER YAZILARI