AKBELEN DIRENIŞI VE KORUMACILIK.

AKBELEN DIRENIŞI VE KORUMACILIK.

 

Geçtiğimiz ay Türkiye'nin en sıcak gündemi haline gelen Akbelen direnişi Türkiye'de doğa korumacılığın ve çevre  (doğa)  korumacılığın unutulmayacak örneklerinden biri .

Dünya'da  doğa korumacılık fikrinin "kutsal" mekanların koruma altına alınması  ile ortaya çıkmış.  Ancak, modern doğa korumacılık  19.yüzyılın başlarında iskoç kökenli Amerikalı doğa düşünürü J. Muir öncülüğünde doğmuş ve yayılmıştır. J. Muir, orman varlığının "asil halleriyle" korunması anlayışını savunnmuş ve bunun mücadelesini kısa sürede Dünya'da büyük yankı yaratan "Sierra Club" isimli çevre hareketi ile hayata geçirmeye çalışmıştır. Onun verdiği çaba sayesinde "koruma statüsü" kavramı doğmuş ve Dünya'da bir çok yer koruma statüsü içine alınmıştır.

Yaşam alanlarının koruma altına alınması yönünde Türkiye uzun zamandır Birleşmiş Milletler öncülüğünde alınan kararlara katılmış ve bunun gereği olarak bir çok yer farklı statülerde koruma altına alınmıştır. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının  ve kamu oyunun baskısıyla koruma statülerindeki yerlerin korunması belli ölçülerde sağlanabilmiştir.

Ancak, özellikle yaklaşık son yirmi yıldır Türkiye'de yaşam alanları HES, madencilik vb. faaliyetlerin tahribatına maaruz kalmıştır. Buna karşı STK'ler ve yerel halk öncülüğünde ciddi bir mücadele verilmiş ve bunların çoğu hukuken başarıyla sonuçlanmıştır.

Bergama, Kaz Dağları, HES'ler Türkiye'de çevre mücadelesinde iz bırakan örneklerdir.

Muğla Ören'de termik santral alanının genişletilmesi için orman kesimine karşı yaklaşık dört yıldır sürdürülen Akbelen direnişi Türkiye'de doğa korumacılığının en güncel örneği.

Doğal süreçleri gözetmeyen kalkınma anlayışı insanlığı sürdürülemez bir noktaya getirdi. Günümüzde, insanlık yüz yüze kalınan bu sürdürülemez durumdan çıkış yolu aramakta ve bu doğrultuda karbon emisyonlarını azaltma yönünde ciddi adımlar atılmakta.

Akbelen direnişi sürdürülebilirliğe geçişin karbon emisyonunu azaltmaktan ibaret olmadığını haykırıyor bize. Ne dersiniz!!!

 

Prof. Dr. Oğuz ÖZDEMİR

[email protected]

 

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI