KÖY ENSTİTÜLERİ ATATÜRK'ÜN UYGARLIK TASARIMININ AYRILMAZ BÖLÜMÜDÜR VE 17 ŞUBAT 1923 İZMİR İKTİSAT KONGRESİ'NDE BAŞLATILIR!

KÖY ENSTİTÜLERİ ATATÜRK'ÜN UYGARLIK TASARIMININ AYRILMAZ BÖLÜMÜDÜR VE 17 ŞUBAT 1923 İZMİR İKTİSAT KONGRESİ'NDE BAŞLATILIR!

 

Prof. Dr. Özer Ozer OzankayaADD Kurucu Üyesi, 4. Genel Başkanı

 

Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümünü kutlama tarihi  olarak 17 Nisan 1940'ın seçilmiş olması,  bu devrimsel demokratik eğitim atılımının tümüyle insnalığa örnek bir uygarlık tasarımı değerindeki  Türk Devriminin bütüncül bir parçası olduğu ve hazırlıklarının daha Cumhuriyet'in ilânından bile öncesine, 17 Şubat 1923 İzmir İktisat Kongresi'ne dayandığı, 1930'ların ilk yıllarında maddi temellere kavuşturulmaya başlandığı gerçeklerini gözlerden kaçırtmamalı, Türk Devriminin bu eğitsel boyutuyla da insanlığa örnek bir uygarlık tasarımı olduğu gerçeğinin gölgelenmesine neden yapılmamalıdır. Bu nedenle Köy Enstitülerini Türk Devriminin Eğitim  boyutuna ilişkin olarak CUMHURİYET ÇINARI: MUSTAFA KEMAL'İ "ATATÜRK" YAPAN UYGARLIK TASARIMI başlıklı kitabimda yer verdiğim  aşağıdaki çözümleme içinde ele almak zorunludur.

"Ülkenin toplumsal ve ekonomik gerçeklerine uygun bir eğitim düzeni kurmak konusu, daha İzmir İktisat Kongresi'nden başlayarak üzerinde durulan en temel konulardan biri olmuştu. Osmanlı'nın son ikiyüz yılında Türk halkı sürekli savaşlar nedeniyle zenaatlar ve ticaret etkinliklerinin dışında bırakılmıştı; ama askerlik ve devlet görevleri yapan küçük bir kesim dışında çok geniş bölümü tarımla uğraştığı halde, tarımı da çok ilkel bir biçimde yapabiliyordu. Bu nedenle İzmir İktisat Kongresi'nde nüfusumuzun %80 - 90'ı gibi en büyük bölümünü oluşturan köylülerin eğitim olanaklarına kavuşturulması, en ivedi konu olarak ele alınmıştı. Kongrede varılan kararlar şunlardı:

1- Köylülere tarımın türlü dallarını uygulamalı olarak öğretecek biçimde yazılmış kitap ve dergilerin bastırılarak ücretsiz dağıtılması;

2- İlkokullarda ve orta öğretim basamağındaki okullarda sanayi ve tarımın yine uygulamalı olarak öğretilmesi;

3- Her ilde birbirine yakın köyler için yeter toprağı olan birer yatılı ilkokul açılması ve buralarda uygulamalı ve kuramsal tarım derslerinin de öğretilmesi;

4- Her ilde büyüklüğüne göre bir ya da daha çok sayıda, uygulamalı tarım öğretimi yapılacak örnek çiftlik niteliğinde okullar açılması;

5- Köylerdeki ilkokulların hepsinin beş dönümlük bir bahçesi, iki ineklik tekniğe uygun bir ahırı, yeni yöntemlere göre bir arılığı ve öğretmenler için iki odalı bir evi bulunması.

Görüldüğü gibi bu öneriler, köylerde okulu köy ekonomisinin doğrudan bir geliştiricisi yapmayı, bunun için de yalnız bilgi verilen bir yer değil, küçük bir tarımsal işletme olarak çalıştırmayı da öngörüyordu. Böylece köy gençleri çağdaş teknikler alanında beceri sahibi olarak yetişecek, aynı zamanda öğretmen ve okul giderlerinin bir bölümü bu yolla karşılanabilecekti; bu önerilerin bir başka temel amacı da, öğretmeni bir eve ve işletmeye sahip kılmakla köyde iğreti ve geçici olmaktan çıkarmak, köy topluluğunun bütünlenmiş bir parçası, dolayısıyla doğal kanı-önderi konumuna getirmekti.

Bu öğretmende bulunması istenen nitelikler şöyle saptanmıştı:

1- Köyün inançlarına etkili olabilmek ve böylece demokrasi ilkelerinin köyde önderliğini yapabilmek;

2- Köyün toplumsal yaşamını etkiliyebilmek ve böylece Cumhuriyet'in amaçladığı çağdaş toplum ölçülerinin köyde anlaşılıp yerleşmesine çalışmak;

3- Köyün maddi ve ekonomik yaşamını etkiliyebilmek ve böylece ileri tarım teknik ve yöntemlerini, pazarla ilişki ve ticaret yollarını köye sokmak;

4- Aydın bir birey olmak ve yüksek nitelikli bir öğretmen olabilmek için mesleğin gerektirdiği deneyimleri edinmek.

Ortaçağcıl düşünce düzeyinde kalan din hocasının yerine köy topluluğunun kanı-önderliğini yerine getirebilmesi için köy öğretmeninin bu niteliklere eksiksiz sahip olması gerektiği görülmüştü.

Eğitim alanında Türkiye'nin gerçeklerine uyan bu düşünce için gerekli ortamın hazırlık çalışmaları 1930'lu yıllarda Reşit Galip ve Saffet Arıkan'ın bakanlıkları süresinde kararlılıkla yapılmış, 1939'dan başlayarak Hasan Ali Yücel'in 1946'ya değin süren bakanlığı sırasında Köy Enstitüleri olarak bilinen etkin uygulamasına geçilmiştir. Bu eğitim düzenlemesinde orta öğretimin mesleğe yöneltici nitelikte olması, genç kuşaklara meslek seçimini akılcı biçimde yapmalarını sağlayarak onları iş dünyasına açıcı özellikte olması da amaçlanmıştı.

Köy Enstitüleri bu amacın özellikle o zaman nüfusun % 90'a yaklaşan bölümünü oluşturan köylü nüfus için uyarlanmış eğitim kurumlarıydı.

"Kalkınma için eğitim" anlayışının öncüsü olan Cumhuriyet'in bu eğitim uygulaması, bir gerçeği temel alıyordu: Gelişme, tarım dışı etkinliklerin oluşup yaygınlaşmasıdır; tarımın da sürekli olarak daha verimli yöntem ve tekniklerle yapılmasıdır. O zaman daha çok tarımsal üretim, daha az işgücü ile sağlanabilecektir. Bu durumda, tarım dışı alanlara kayması kaçınılmaz olan kırsal nüfusun, hiçbir beceri sahibi olmadan, sırtına yorganını vurarak, çok elverişsiz koşullarda çalışacak düz işçiler, işportacılar, gecekondu aileleri olarak kentlere akmaması için, onlara bir an önce bir meslek, bir beceri kazandıracak nitelikte bir orta öğretim düzeni oluşturma gereği görülmüştü.

Bu yaklaşımı sistemli bir biçimde oluşturup anlatıma kavuşturan kişi, İlk Öğretim Genel Müdürlüğü'ne getirilen değerli eğitimci İsmail Hakkı Tonguç oldu. Tonguç'un eğitime böyle geniş çaplı meslek edindirici işlev tanıyan anlayışı, şu iki temel sonucu doğuracaktı:

1- Eğitim, ekonomik kalkınmanın kaldıracı olacaktı;

2- Yüzyılların bakımsız bıraktığı ülkede akılcı ve verimli biçimde iş sahibi olamayan çok sayıda yurttaşların iş ve meslek edinme çabalarına demokratik yollardan bir çözüm getirilmiş olacaktı.

Bu yolda ülke koşullarının eğitim kurumunun karşısına çıkardığı başlıca sorunlar şunlardı:

a) Eğitim kurumu, çağdaş olmayan çevre koşulları içinde, onlarla mücadele ederek işlemek durumundaydı;

b) Bulunmayan bu çağdaş koşulları yaratma görevi de bir ölçüde eğitim kurumuna düşüyordu;

c) Çağdaş yaşamın zorunluluklarına aykırı düşen davranışlarını ve özellikle eğitim kurumlarındaki geleneksel alışkanlıklarını sürdürenlerin bu davranışlarını düzeltmek ve etkisiz kılmak da yine eğitim kurumundan beklenmekteydi;

ç) Eğitim kurumu, henüz çevrede bulunmayan çağdaş toplumun özelliklerini yetişen yeni kuşaklara anlatmak üzere düşünce önderliği de yapmak zorundaydı;

d) Türk halkının, Türk ve islam mirasını, romantizme düşmeden benimsemeyi öğrenmesini sağlamak, geleneksel olmayan yol ve yordamlar kullanarak gelenekleri aşmasını ve yaratıcılığını harekete geçirmesini sağlamak yine eğitim kurumundan beklenmekteydi.

(Özer Ozankaya, Cumhuriyet Çınarı - Mustafa Kemal'i "Atatürk" Yapan Uygarlık Tasarımı, CEM Yay. )

YAZARIN DİĞER YAZILARI