1970'li yılların sonlarında, Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın yeni parlamaya başladıkları zamanda, bazı uyanık yapımcılar tarafından peş peşe Yeşilçam filmleri de çevrilmeye, sırf para kazanmak için saçma-sapan senaryolarla milleti söğüşlemeye başlamışlardı... Hatırlayan var mı bilemiyorum; bunlardan biri de; "Nereye Bakıyor Bu Adamlar?" isimli filmdi...
Konusu da şöyleydi: Bir firmanın reklâm filmi için, sanata yeni atılmış, fiyatları ucuz ve biraz da saf görünüşlü iki genç adama ihtiyaç vardır... Yapımcılar gelip Zeki ve Metin'i bulurlar... Akıllarınca, firmadan alacakları 'Bir Milyon TL' reklâm parasının, 80-100 Bin lirasını gözden çıkarıp, bu acemi ve saf sanatçılarla pazarlığa otururlar... Bu iki saftirik günlerce düşünüp, reklâm ücreti için 'Beşer Bin TL' istemeleri sonucu, memnuniyetle anlaşmalar imzalanır... Hemen reklâm panolarına asılacak fotoğraflar çekilir, büyütülür, ülkenin her sokağına asılır, panonun altında da; "Nereye Bakıyor Bu Adamlar?" yazılıdır, bunu bilenlere de ödül verileceği duyurulur...
Reklâm çalışması aziz halkımız tarafından çok beğenilir, bizimkiler hemen meşhur olurken, reklâm firması da kasasına 'Milyon TL'leri istifler, yeni yeni teklifler alırlar, bu iki enayiyi de, çok düşük ücretlerle aldatırlar... Filmin konusu budur... Panolardaki resimde biri sağa, biri yukarı doğru bakan iki adam vardır sadece... Ulan bunlar nereye bakarlarsa baksınlar, bize neydi ki !? Çok saçma, hiç anlamı olmayan işlerdi bunlar, ama Yeşilçam film yapımcıları da kısa zamanda 'Milyon TL'leri istiflemişlerdi... Aynı şeyi merhum Kemal Sunal'a da yaptılar, üç-beş saatte yazılan bayat senaryolarla, birkaç günde peş peşe ve ucuza çekilen yüzlerce filmler çevirip, bizleri söğüşlemişlerdi...
Şimdilerde de başımızda ABD-İsrail ikilisinin, durduk yerde İran'a savaş açmalarıyla uğraşıyoruz!.. Başkan Trump ve İsrail'in eli kanlı Başbakanı Netanyahu, her gün bir şeyler açıklıyor, birilerine tehditler ediyor, dünyadan ve İran'dan bir şeyler istiyorlar!.. Trump çıkıp; "Şu barış anlaşmasını imzalayın, size 10 gün süre veriyorum!.. Süreyi uzattım, 5 gün daha bekleyeceğim!.. Çarşamba günü saat 03.00'te İran cehennemi yaşayacak!.. Hürmüz'ü hemen açın terbiyesiz herifler!.. İran'daki Kürtlere bolca silah verdim, bizim yanımızdalar " diye saçma-sapan açıklamalar yapıyor!.. Kendini kim ve ne zannediyor bu adam !?
Netanyahu desen, çıkıp; "İsrail'in güvenliği için Gazze'yi bombalıyoruz!.. İsrail'in güvenliği için Filistinlilerin göç etmesini istiyoruz... 'Vaadedilmiş Topraklarımızı' bir gün alacağız!.. İsrail'in güvenliği için Lübnan'a saldırıyoruz" diyor... Ulan orada daha dün kurulmuş bir devletsiniz, kendi güvenliğiniz için saldırmadık komşu ülke bırakmadınız; peki, bu ülkelerin ve halkının güvenliği ne olacak Hitler suratlı adam, bize bir de bunu anlat bakayım !?
Yukarıda anlattığımız "Nereye Bakıyor Bu Adamlar" filmine benzer bir filmi onlar da çevirebilir, şimdi biz de diyoruz ki; "Ne Diyor Bu Adamlar!?" Tabii, bu filmi bizim Yeşilçam asla çevirmez, zati burada iş de yapmaz, ama ABD'nin Kaliforniya Eyaletindeki o meşhur 'Hollywood' bu filmi çevirip, kendi halkını söğüşleyebilir, ne dersiniz? Bir fıkrayla bu konuyu burada tatlıya bağlayalım bari: "Vereceksen, ver artık yahu!.."
---Ankara'dan otobüse binen genç ve güzel bir kadın, bir süre sonra emzirmesi için, 2 yaşlarındaki bebeğine memesini verir, çocuk bir türlü emmeyi kabul etmez!.. Bir süre sonra kadın tekrar çocuğunu emzirmek ister, çocuk yine reddeder ve çok kızan kadın; "Emeceksen em, yoksa bunu karşı koltukta oturan amcaya veririm ha!.." demiş...
Karşı koltuktaki iri-yarı ve tam bir kazma olduğu anlaşılan adam dudaklarını yalayıp, önüne bakmış... Kızılcahamam'a gelmişler, Bolu'yu geçmişler, çocuk bir türlü memeyi emmiyor, reddediyor; kadın da her seferinde; "Artık emeceksen em, yoksa onu amcaya vereceğim bak!.." diye bağırmış, Sakarya'yı geçip İstanbul'a varırken, kadın yine çocuğunu emzirmek istemiş, çocuk almayınca da aynı şeyleri söylemiş!.. Artık bu işe dayanamayan ve sürekli dudaklarını yalayan adam sonunda patlamış; "Hanım hanım, vereceksen ver artık şunu!.. Ben aslında Bolu'da inecektim, senin yüzünden bak İstanbul'a geldim; yaptığın çok ayıp yahu!.." diyerek, cama doğru dönüp, iner inmez de Bolu'ya bilet almış... Sakin KOŞAR...