"Gara dağlar, gar altında galanda,
Ben gülmezem, dil bilmezem,
Şavata' dan Hakkari'ye yol bilmezem,
Gurban olam çaresi ne? Hoy baboooov?
Köyceğiz' den Hakkâri' ye iki bin km. nin üstünde bir kara yolu, git git bitmez, uyursun uyanırsın yol bitmez. Giderken özellikle geçtiğimiz yerleri tüm ayrıntısına kadar hıfzedebilmek için otobüsü seçtik, yol gece/gündüz otuz saat sürdü. Van' da birkaç gün kalıp Köyceğiz'de GÜVENLİK okuyan ve şimdi subay olan gençlerin Aşiret Düğününü yaptıktan sonra ver elini ÇUKURCA. Oy ÇUKURCA, Vay ÇUKURCA.
Sayın Kaymakamımız Mert KUMCU' nun göndermesiyle Çukurca' da doğruca Belediyeye gitmişsek de vardığımızda saat 19.30 olduğundan Belediyede kimseler yoktu. Başkan yardımcısı da o saatte bir toplantıda olduğu için kendisine ulaşamadık. Ancak minibüs kaptanına hela olsun, o binadan bu binaya, o sokaktan bu sokağa dolaşarak ilgili kişileri buldu ve bizi bir otele yönlendirdiler. Sonunda Başkan Yardımcısı Faruk Bey ile görüştük ve bizimle yakından ilgileneceğini, ilgili kişilere görev verdiğini belirtti. Otele geçer geçmez dinlenmeye çekildik. Sabah erkenden uyanıp çevreyi şöyle bir kontrol edeyim diye çıktığımda sokaklarda yüksek yüksek jandarma araçlarından başka araç ve insan yoktu. Sonunda saat 09.00' a doğru Başkan Yardımcısı Faruk Bey geldi ve kaldığımız Butik Otelde mükemmel bir ÇUKURCA kahvaltısı yaptık. O gün de Vali geleceği için Faruk Bey' i çağırdılar ve Belediyede görüşmek üzere ayrıldık. Bize tahsis edilen araçla Belediyenin karşısındaki Kale (Rum) Evlerinden ve SEYİR TEPESİ' nden başlamak üzere çevrede ne kadar kilise kalıntısı, cami, türbe, vadi, kanyon, bağ, bahçe varsa kısacası Çukurca' nın dağını-taşını, kurdunu-kuşunu, deresini-tepesini, kalesini-kulesini, Rum Evlerini, Kilise kalıntılarını, susam öğütme değirmenini gezip gördük. Hele bir de Seyir Tepesi' ne çıktığımızda orada görevli Komiser Yardımcısı Buket Hanımla tanışınca eşinin Muğla' da görevli bir Polis olduğu öğrenince şaşıp kaldık. Daha sonra bir ara Belediye binasına uğradığımızda Hakkâri Valisi, Belediyeye gelmişti, O' nunla da görüşüp fotoğraflar çekildik. Yine aynı gün Başkan Yardımcısı Faruk Bey' e KÖYCEĞİZ KİTABIMIZI takdim ettik.
Zap Vadisi ve Zap Suyu boyunca aşağılara doğru inerek Zap Suyu' nun topraklarımızı terk edip IRAK TOPRAKLARINA geçtiği yere keder ilerledik. Orada sağ yanımızdaki yalçın kayalardan oluşan yamaçtan inen çağlayanın haşmeti, gösterişi bizi hayran bıraktı, her geçen yolcular gibi biz de durup orada fotoğraflar çektik, çekildik. Biraz daha ilerleyip yolun alt kısmına indiğimizde beklemediğimiz bir sürprizle karşılaştık. Baktık ki, ZAP SUYU' nun kıyısında Kaymakamımız Mert KUMCU' nun yaptırdığı BUNGALOVLAR, yan yana sıralanmış ZAP SUYU' na yüksekten bakarak kafa tutar gibiler. ZAP SUYU ise binlerce yıldır olduğu gibi ağır ağır, boz-bulanık seller şeklinde hiçbir şeye aldırmadan akıp durur. Kıyıdaki belki her biri bin yaşındaki içleri çürümüş, başları göklerde çınar ağaçları da bütün bu olanlara kayıtsızca davranarak yeni yeni filizlenmeye çalışmaktalar. Zap Suyu' nun çevresindeki yamaçlar ve boş alanlar meşe ormanlarıyla kaplı. Burada asma, nar ve incirin bol yetiştiğini öğrendik. Ayrıca mısır, susam ve pirinç yetiştiğini de söylediler. Elma, armut, kiraz, vişne, ceviz gibi meyveler de oluyormuş. Tarlalardaki SERA ÖRTÜLERİNİ görünce bol sebze yetiştiğini de öğrenmiş olduk. Su konusunda herhangi bir sıkıntı yoktu, çünkü çevredeki başları bulutlarla sarmaş/dolaş olan, başları ala karlı dağlardan inen kar sularının tabandaki nebadata hayat verdiğini gördük. Bu zorlu hayat şartlarında çalışan insanlar, emeklerinin karşılığını alabiliyorlar. Burada hayvancılık yokmuş, yoğurdu bile marketlerden alıyorlarmış. Ancak kahvaltıda tattığımız enfes balın kaynağını sorunca hiç beklemediğimiz bir yanıt aldık. Meğer bu benim çocukluğumda kütük kovanlardan elde edip yediğimiz ballar tadında ve kıvamındaydı ve bu ballar DOĞAL KAYA BALIYMIŞ... Yani arıların kaya kovuklarına yaptıkları yuvalarından elde edilen ballarmış. ZAP VADİSİ ve ZAP SUYU ALAMETİ, bizi bizden alıp götürdü. Coğrafya, burada doğayı oluştururken ince eleyip sık dokumuş, bütün maharetini göstermiş. Yalçın dağ yamaçlarını kıvrım kıvrım, dalga dalga, şerha şerha, katman katman, tabaka tabaka katlayıp, kıvırıp, eğip, büküp öylesine üst üste, yan yana getirip düzenlemiş ki, bu görüntülere akıl sır erdiremiyorsunuz. Doğa, burada insanoğluna öylesine eşsiz ve önemli nimetler sunmuş ki, BU TERAZİ BU SIKLETİ ÇEKEMEZ hale gelmiş. Çevrede gezerken ve vatandaşla konuşurken edindiğimiz yer isimleri de bize Zap ve ÇUKURCA hakkında önemli bilgiler verdi. Şöyle: ZER (altın) DAĞI, SABIR DAĞI, NARLI, ÜZÜMLÜ, GEÇİMLİ, TAŞBAŞI, DURANKAYA, ÇİMENLİ, KENEBİZ, DEZGİN. Hakkari Belediyesi'de görevli Özel Kelam Müdürü Dinçer HANCI, "Hayatı anlamak için ZAP' anlamak gerekir!" Diyor. Daha neler neler.
ZAP VADİSİ, ZAP SUYU Boyunca yoksul ve gariban insanların umut kaynaklarının yeşerdiği yerler olmuş. Yalçın yamaçlar ile ZAP SUYU arasında kalan birkaç evlek, birkaç dönüm verimli topraklarda ekip biçerek yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hesabı, aşağı tükürsen ZAP, yukarı tükürsen YALÇIN KAYALAR ve insafsız YAMAÇLAR. ZAP SUYU birazcık yükselip kabarsa sanki hepsini sürükleyip götürecek. ZAP VADİSİNİ, ne edebiyatçılar, şairler, ne belgeselciler, ne fotoğrafçı ve filmciler yeterince anlatamazlar. Gelip görmek, çevredeki yalçın dağların zirvelerine başını çevirip uzun uzun bakmak gerekir. Öyle olsa bile o kıt aklımızla doğanın o ince nakşını kavrayamayız. Yani bu bizim kıt aklımız, o sıkleti çekemez.
Hakkari' yi, Çukurca'yı, Zap Vadisi' ni görmeyen, "BEN ÜLKEMİ VE ANADOLU İNSANINI TANIYORUM" demesin. Dünyanın değişik ülkelerine gidip de kendi öz yurdunu gezip görmüyor ve tanımıyorsa vay o insanın haline ki, vay. Tur şirketlerine tek tek sorduk, hiç biri Hakkâri' ye tur düzenlemiyor. "ORDAN ÖTESİ YOK GARİ" mantığını mı güdüyorlar? Biz de diyoruz ki, "HELE BİR GELİN DE GÖRÜN ORDAN ÖTESİ ÇOK GARİİ!". Biz, en iyisi işi ehline bırakalım:
"Bebek yaniir, bebek hasda, bebek ataş içinde,
Ben fakiro,
Ben hakiro,
Doktor, ilaç, çarşı, bazar tamtakiro.
Gurban olam bu ne işdir, hoooyyy babovv!!!
Bebek ağliir,
Bebek öliir,
Geçit vermiy ZAP SUYU
Ben halsizo, ben dilsizo, şeher uzak yolsizo
Bu ne biçim memlekettir, hoyy babovv?!!!..." ÇUKURCA YAZIMIZ SÜRECEK.