MENTEŞE’DE DEMOKRASİ Mİ, ELİT UZLAŞMASI MI?
Kelime anlamıyla “halkın yönetimi” olan demokrasi kavramı uzun yıllardır coğrafyamızda olmasına rağmen içselleştirilmesi en zor kavramlardan biridir. Ancak siyaset biliminin en eski tartışmalarından biri, halkın gerçekten ne ölçüde yönetimde temsil edilebildiğidir. Pareto toplumu elitler ve kitleler üzerinden açıklarken, Mosca (1939) hemen her toplumda yöneten küçük bir azınlık ile yönetilen çoğunluğun ortaya çıktığını savunur. Marx ise siyasal gücün ekonomik güçten bağımsız düşünülemeyeceğini, servet ve kaynakları kontrol eden kesimlerin siyasal süreçler üzerinde de etkili olabileceğini ileri sürer. Robert Michels ise demokratik ideallerle kurulan örgütlerin dahi zaman içerisinde küçük bir grubun kontrolüne girebileceğini “Oligarşinin Demir Yasası” ile açıklamıştır (Eminue, 2005). Bu durumda şu soru önem kazanıyor: Siyasette kazananı sandık mı belirliyor, yoksa sandığa gelmeden önce kurulan güç ilişkileri mi? Bu soru bugün Muğla siyaseti açısından da tartışılmaya değer.
Yerel siyasette güç yalnızca seçilmiş siyasetçilerden oluşmaz. Hunter, şehirdeki gücün siyasetçiler, idareciler ve iş dünyası liderlerinden oluşan, birbirleriyle ilişkili bir sivil elit grubunda yoğunlaşabileceğini ileri sürmüştür. Yerel siyaset üzerine yapılan çalışmalar da kapalı karar alma süreçleri ve perde arkası ağların varlığına ilişkin bulgular ortaya koymuştur (Buchanan, 1982; Newton, 1978; Flyvbjerg, 1998).
Bu yaklaşım Muğla açısından önemli bir soruyu beraberinde getiriyor: Siyasi yöneticileri gerçekten seçmen mi belirliyor, yoksa seçmenin önüne gelecek isimler daha sandık kurulmadan yerel elitler arasındaki ilişkiler içerisinde mi şekilleniyor?
İdeal bir demokratik rekabette düşük tanınırlığa sahip bir kişinin tabandan örgütlenerek yerleşik adayların karşısına çıkabilmesi gerekir. Ancak siyaset güçlü aileler, ticari ilişkiler ve yerleşik siyasal ağlar üzerinden işlediğinde yarış aynı çizgiden başlamaz. Siyasal ve ekonomik kaynaklara erişebilen, örgüt içerisinde ilişki kurabilen ve belirli çevrelerin desteğini arkasına alabilen isimler daha adaylık aşamasında avantaj kazanır. Böylece sandık seçmenin önüne konulduğunda demokratik süreç işliyor görünür, fakat seçmenin tercih edeceği siyasal seçenekler çok daha önce daralmış olabilir.
Yeni Parti’nin üyelerin doğrudan karar süreçlerine katılmasını esas alan yaklaşımı bu nedenle önemli bir demokratik iddia taşıyor. Ancak asıl soru şu: Seçim yöntemini demokratikleştirmek, güç dağılımını da kendiliğinden demokratikleştiriyor mu?
Kâğıt üzerindeki sistem “her üye kendi yöneticisini seçer” diyebilir. Fakat kimlerin aday olabildiğini, kimlerin görünürlük kazandığını ve hangi adayların arkasında hangi ailelerin, ekonomik çevrelerin veya örgütlü grupların toplandığını yazılı olmayan ilişkiler belirliyorsa, biçimsel demokratikleşme tek başına yeterli olmayabilir.
Albert Hunter’ın tespiti bu noktada oldukça çarpıcıdır: Kamusal “ön sahne” yerel elitlerin gücünü yansıtsa da gücün bizzat kullanıldığı yerler “arka sahnelerdir” (Hunter, 1995, s. 154). Resmî karar alma süreçlerinin dışında düzenli olarak bir araya gelen aktörler arasında ittifaklar kurulabilir ve kararlar kamuoyu denetiminden uzakta gayriresmî görüşmeler içerisinde şekillenebilir.
Muğla’da bunun karşılığı bazen bir makam odası değil, bir akşam yemeği; bazen bir toplantı salonu değil, plaj sohbeti olabilir.
İşte demokratik görünüm ile demokratik gerçek arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Sandık kurulabilir, bütün üyeler oy kullanabilir, delegeler ortadan kaldırılabilir. Ancak aday daha sandığa ulaşmadan güçlü aileler, ticari çevreler ve yerleşik siyasal ilişkiler arasında fiilen belirleniyorsa değişen şey iktidarın yapısı değil, yalnızca meşruiyet biçimi olabilir.
Bu nedenle Muğla’da parti içi demokrasinin gerçek sınavı sandığın önümüze konulması değildir. Hiçbir güçlü aileye, ekonomik çevreye veya yerleşik siyasal ağa dayanmayan bir insanın o sandığa gerçek bir seçenek olarak ulaşabilmesidir.
Çünkü sandığı demokratikleştirmek başka, sandığa giden yolu demokratikleştirmek başkadır.
Aksi durumda değişen sistem değil, yalnızca sistemi yöneten isimler olur.