Çok sık Facebook sayfalarında gezinirim. Tanıdığım dostlar hakkında haber almak beni mutlu ediyor. Bu arada yanlı, yalan yanlış bir sürüleriyle karşılaşır insan ama seçmesini bilirsen çok değerli anılara, bilgilere de ulaşmak mümkün oluyor.
Ünlü Yazar Yaşar Kemal (1923-2016) Halet Çambel (1916-2024) Adana Karatepe'de yolları kesilmiş. 2011 Yaşar Kemal uzun bir söyleşi yapmış bunu yayınlamış. Ben bu uzun söyleşiyi iki bölüm olarak sizlere sunacağım.
YAŞAR KEMAL HALET ÇAMBELİ ANLATIYOR
Çambel'in 98 yıllık ömründe yaptıkları ne Türkiye sınırlarına sığdırılabilir ne de sadece arkeoloji içerisinde değerlendirilebilir. Çünkü bilime, sanata, kültüre, halka, Anadolu'ya ve tüm evrensel değerlere kendini adamış bir kişiliktir Çambel. 20 yaşında eskrim sporcusu olarak katıldığı Berlin Olimpiyatları'nda Hitler'le tanışmayı ve elini sıkmayı reddeden erdemli duruşu çok uzun yıllar sonra kültür miraslarının korunması adına devam etmişti. Müzikten spora, Anadolu'daki bir köy okulundan bir küçük kız çocuğuna, mimariye, edebiyata. Her şeyden öte yıllar içerisinde yetiştirdiği binlerce insana kadar bu topraklardaki her ''taşın'' altında Halet Hoca'nın bir izine rastlamaktayız.
Çok daha fazla şey yazılabilir elbette fakat 2011 yılında kaleme aldığı yazıda Yaşar Kemal bile ''Halet Çambel'i anlatmak zordur.'' diye başlıyorsa, ne söylesek zaten eksik kalacaktır diyerek Yaşar Kemal'in Halet Çambel'i anlattığı yazıyı sunuyoruz.
Halet Çambel'i ve Yaşar Kemal'i saygıyla anıyoruz.
Yaşar Kemal'in Kaleminden Halet Çambel
"Halet Çambel'i anlatmak zordur. Onu derinlemesine anlamak zaman ister. Ben onu biliyordum. Kim olduğunu Arif Dino'dan (Sanatçı 1893-1957) öğrenmiştim. Halet Çambel, Nazım Hikmet'in, birlikte şiir kitapları yazdığı genç bir şairle evlenmişti. Genç şair Nazım Hikmet'le hapishanedeydi. Nail Çakırhan (1910-2008)
Halet, Toroslarda bir Hitit kalesi bulmuştu. O kaleyi ona bizim ilkokul öğretmenimiz Ekrem Bey göstermişti. Halet atına binip Kadirli'ye gelip gidiyordu. Bir keresinde karşılaştık, atını tuttu bana bankayı sordu. Önüne düşüp onu bankaya götürdüm. Atını bağlayacak yer uzaktı, atı ben tuttum. Biraz sonra döndü, atı aldı çekmeye başladı.
"Sen burada ne yapıyorsun?" dedi.
"Öğretmen vekilliği yaptım Bahçe köyünde, sizin Hitit'e çok yakın, o yere düşmüş rüzgâr heykeli mi ne, oralarda öğrencilerimle çiğdem soğanı çıkarıyor, Cumartesi Pazar çiğdem soğanını sütle pişiriyor, öğrencilerimle yiyoruz. Böylelikle öğrencilerim hastalanmıyor."
"Başka?"
"Başka şiir, hikâye, roman yazarım"
"Başka?"
"Ağıtlar, destanlar, Karacaoğlan, Dadaloğlu toplarım. Arif Dino Beyle, Abidin Dino (1913-1993) Beyle çalışmalarımı çok severim. Onlar sizi de kocanızı da çok severler. Nazım Hikmet'le kocanızın birlikte yazdığı kitabı Abidin Bey verdi bana."
"Ne yaptın sen?"
"Okudum, kimseye de göstermedim. Öyle kitapları bizim evde saklamam, komşuda saklanır."
Tek başına atın üstünde gidip gelmesi o kadar iyi değildir, başına bir bela gelir. O kasabaya hiç olmazsa bir kişiyle gidip gelmeli. Böyle düşünerek onunla ben de o atlı ben yaya dağa yürürdük. Biraz gittikten sonra o attan indi, atı bana verdi.
"Ata biraz da sen bin" dedi.
"Ben binmem" dedim.
"Öyleyse ben de ata binmem" dedi. At, ben, o yürümeye başladık. Epeyce yürüdük.
"Ben yürümeyi çok severim, sen ata bin"
"Binemem"
"Bineceksin"
"Ben ata binecek olsam bizim evdeki taya biner seninle gelirdim. Çok güzel bir taydır. Sen ata binmezsen ben buradan kendi köyüme giderim. Kendi köyüme gitmesem de öğretmenlik yaptığım Bahçe köyüne yarım saatte giderim."
Ben böyle konuşunca atladı ata bindi, "haydi yürü bakalım" dedi. Atı eşkin sürdü bana baktı, ben de at gibi eşkin gidiyordum.
"Anladım. Atın başını çekerek yürüyüşü seviyor musun?"
"Seviyorum" dedim. "Şu koca Toros dağlarında gitmedik yer, görmedik ter koymadım. Kadınlardan ağıtlar, aşıklardan destanlar, türküler, masallar topladım. Yürüyerek de yazacağım şiirleri, hikayeleri düşündüm, ezberledim, işte böyle."
Çok çabuk vardık surların ötesine. Belki de saray surlarıydı bu surlar.
Halet gülerek, "İş bittikten sonra burada bir saray göreceksiniz" dedi. Bin pınarlı Toroslarda saray olmaz da ne olur. İnsanlar gelip de burayı mekân edince saray kurmaz da ne yapar.
Bundan sonra ben çok geldim gittim. Gittikçe ortaya çıkıyordu saray, Toroslara yakışırcasına. Sonradan rüzgâr heykelini de ayağa kaldırdı. Halet sevinç içindeydi, Toroslara uygun bir yeni dünya bulmuştu.
Devamı var