ACELE KAMULAŞTIRILSIN! ANCAK KÖYLÜNÜN ARAZİSİ DEĞİL, SANTRAL VE MADENLER KAMULAŞTIRILSIN!

ACELE KAMULAŞTIRILSIN!

ANCAK KÖYLÜNÜN ARAZİSİ DEĞİL, SANTRAL VE MADENLER KAMULAŞTIRILSIN!

 

Özelleştirerek kamu zararına sebep olanlar şirketler için kamu yararı icat ettiler.

 

- Muğla sınırları içerisinde, Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri olmak üzere üç termik santral bulunmaktadır. Bu santrallerin toplam kurulu gücü 630+420+630=1680 MW tır.

- 2025 yılı Kasım ayı sonu itibarıyla ülkemiz kurulu gücü 121.782 MW'tır.

Üç termik santral ülkemizin toplam kurulu gücünün yaklaşık % 1,4'ünü oluşturmakla birlikte, yerli kömürle çalışan termik santraller içinde ise yaklaşık % 15'e yakın bir kurulu gücü oluşturur.

- Yatağan Termik Santrali 1984, Yeniköy Termik Santrali 1986, Kemerköy Termik Santrali 1993 yılından bu yana çalışmaktadır. Ruhsat 1993 öncesi olduğu için ÇED muafiyeti vardır.

Ruhsat sahası yaklaşık 17.000 hektarlık bir alanı kapsıyor. Hüsamlar, Sekköy, İkizköy, Işıkdere, Akbelen, Karacahisar sahalarının tamamı aynı ruhsat içinde kalmaktadır.

- Madencilik yapılırken ekoloji, çevre ve beşeri dinamikler de göz önüne alınmalıdır. Her üç santral ve santrali besleyen kömür sahaları 2015 yılbaşı itibari ile özelleştirilmiştir.

- Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin kömür ihtiyacının Sekköy, İkizköy, Işıkdere, Akbelen Karacahisar ve Hüsamlar sahalarından karşılanması planlanmıştır.

Sekköy, İkizköy, Işıkdere ve Hüsamlar sahalarındaki kömürler bitmiştir.

Akbelen panosunun tamamında 35 milyon ton, devamındaki Karacahisar sahasında da yaklaşık 90 milyon ton rezerv vardır.

- Akbelen sahasının kalan rezervi ve Karacahisar sahasının rezervlerinin üretilmesi, zeytincilik kanununda değişiklik yapılmasına ya da devletin bu yönde bir kamulaştırma yoluna gidip gitmemesine bağlıdır.

- 10 Ocak 2026 tarih ve 10848 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, Milas sınırları içinde yer alan ve ruhsatlı maden sahasına ekli taşınmazların 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca "kamu yararı" gerekçesiyle acele kamulaştırılmasına hükmedildi.

Karar doğrultusunda kamulaştırma işlemleri Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek.

- Kemerköy 5,5 milyon ton, Yeniköy 3,75 milyon ton olmak üzere iki santral yılda toplam 9 milyon 250 bin ton kömür yakmaktadır. Her iki sahada kalan rezervin tamamının üretileceğini varsayarsak iki santral bu rezervler ile 12-13 yıl daha çalıştırılabilir.

- İki santral yılda toplam yaklaşık 7 milyar KWh elektrik üretmektedir.

- Bununla birlikte, 2024'ten itibaren her iki santralin de kömür ihtiyacı Akbelen, kısmen Sekköy düşük kalorili pano ve % 50 si dışardan tedarikle karşılanmaktadır. Dışardan tedarik oranı her geçen gün artarak devam etmektedir.

Akbelen ve Karacahisar sahalarında, 1 ton kömür için ortalama 13 metreküp dekapaj-hafriyat yapılacaktır. Bu, yılda yaklaşık en az 100 milyon metreküp hafriyat demektir.

- Bu faaliyetlerden en az 15 milyon metrekarelik devasa bir alan etkilenecek ve fiziki coğrafyası değişecektir. On binlerce çam ve zeytin ağacı yok olacak, bölgedeki tarımsal faaliyetler sona erecektir.

- Bu faaliyetler sonucunda bölgedeki yeraltı sularının yok olma riski vardır. Milas, Bodrum ve çevresinin hem tarımsal hem içme suyu ihtiyacını karşılayan su kaynaklarının yok olmaması için gerekli çalışmalar yapılmalı, buna göre alınması gereken önlemler alınmalıdır. Böyle bir çalışma var mıdır?

- TKİ döneminde Çamköy ve Karacahisar bölgesindeki su havzalarını korumak için kömürün 10-15 milyon tonluk kısmının topuk olarak bırakılması ve su havzasına zarar verilmemesi için Hacettepe Üniversitesi'ne çalışma yaptırılmıştı. Bu plan uygulanacak mı?

- Akbelen ve Karacahisar sahaları, Akbelen'den başlayıp Çamköy, Alaçam, Ağaçlıhöyük, Gökçeler, Çamovası, Karacahisar, Çiftlik, Söğütçük gibi köyleri içine alan bölgenin neredeyse % 70'i tarım alanı ve önemli bir su havzasıdır. Bu havzada yaşayan köylülerin geçim kaynağı yok olacağından köylerden kente göç artacak, köyler boşalacaktır.

Özelleştirme hem çalışanlara hem de bölge halkına ciddi zararlar veriyor ve bunu özelleştirilen tüm santral ve maden ocaklarından biliyoruz.

Derdi imanı para olan anlayışla, yok "kapasite düştü", yok "kömür yetersiz" denilerek ilk darbeyi işçi yiyor  ve işçiler işten çıkartılıyor. Yetmiyor, kömür çıkartılması için sendikasız Afgan göçmeni işçiler çalıştırılmaya başlanıyor.

Sendikalı işçi sayısı özellikle maden kısmında giderek azaltılıyor.

- Oysa kamuda iken hem çevre ve insan sağlığı bakımından hem kamunun önceliği kâr değil kamu hizmeti olduğundan halka da güven veren, gerektiğinde kapasite düşüren, hatta devre dışı bırakılan, kurumlar ve yöreyle barışık,sosyal tesislerini kamuoyuna açan, istihdam için önceliği de yöre halkına veren bir anlayış hakimdi.

Enerjinin kamusal bir hak olduğu, gerek çevre ve insan sağlığı bakımından, gerek enerji sektörünün ülke güvenliği ve kamu yararı açısından özel sektörün insafına terk edilemeyeceği, özelleştirilince enerjinin de ucuzlamayacağını söyleyerek kendileri için değil bu ülke için ve halkın çıkarı için enerji ve maden işçileri binbir emekle ve halkla beraber bu talana karşı şanlı direnişler ortaya koymuştu.

Geldiğimiz noktada ise işçilerin, sendikaların ve özelleştirme karşıtlarının tüm öngörüleri maalesef doğru çıktı. Özelleştirme politikaları vatandaşa pahalılık, zam ve enerji yoksulluğu olarak dönmüştür. Vatandaş resmen soyuluyor.Ancak şirketler kazanmaya devam ediyor.

Sonuç olarak;

- Maden Mühendisleri Odası'nın ısrarla dile getirdiği ve çağdaş madencilik ilkelerinden biri olan "Yöre Halkının Onayı" ilkesi göz ardı edilmemeli, yöre halkına rağmen madencilik yapılmamalı, madencilik faaliyetleri nedeniyle yerel halkın yaşam alanlarının ve yaşam standartlarının olumsuz yönde etkilenmesine izin verilmemeli, sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşamlarını sürdürebilme hakları korunmalıdır.

- Ülkemiz madenciliğinin ihtiyacı; zeytin ağaçlarının sökülüp, ormanın kesilip, sınırlı rezerv alındıktan sonra cürufun bölgeye kalacağı, ekosistemin alt üst olacağı, şirketin kârını alıp gideceği, piyasacı günü kurtarma anlayışı değildir.

- Ülkemiz madenciliğinin ihtiyacı; ülke genelinde kamu eliyle yürütülen, planlı-programlı, havza içindeki kültürel varlıkları koruyan, işçi sağlığını temel alan, çevreyi koruyan bir maden ve enerji üretimidir. Böyle bir

madencilik anlayışı, hukuksuz düzenlemelere dayanarak halk ile karşı karşıya gelmez.

Tek cümleyle, bu ülkede madencilik ve enerji üretimi KAMU eliyle yapılmalı, doğayı ve kültürel varlıkları korumayı öncelemeli, işçi sağlını temel almalı ve tüm kömüre dayalı sanraller kamu eliyle işletilmelidir.

Ancak bu şekilde yöre insanı ve tüm canlıların yaşamından ekolojiye, tarımdan su kaynaklarına, zeytincilikten hayvancılığa, hava kalitesinden çevre kirliliğine, diğer sektörlerle etkileşimden ekonomikliğe kadar bütün parametreler dikkate alınabilir.

Aksi bir durum, iktidarın ranta ve talana dayalı, 30 defa değiştirdiği madencilik kanunları, kadim bir zanaat olan madenciliğe de zarar vermektedir.

- Madenler milli servetimiz olup, bulunduğu yerde üretilip değerlendirilebilir ve istihdamı, katma değeri çok yüksek ve diğer sektörler için de lokomotif bir sektördür.

Madencilik, kurallara uygun, insan, doğa, çevre hassasiyeti gözetilerek ve faaliyet sonrası bölge yaşamı da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu da ancak önceliği kâr ve rant olmayan kamu eliyle mümkündür.

Hele hele enerji alanı özel sektörün insafına hiç bırakılamaz, bırakılmamalı.

Çünkü enerji kamusal bir haktır.

- Termik santraller ve onları besleyen kömür ocaklarının özelleştirilmesi ile zaten kamu yararı ilkesi çiğnenmiştir.

Termik Santraller ve onları besleyen linyit ocakları kamu yararı gereği acilen kamulaştırılmalı, maden ve enerji alanında ulusal bir politika oluşturulmalıdır.

İşçi ile köylüyü, işçi ile çevreciyi karşı karşıya getiren sermayenin ve onun iktidarının oyunlarına karşı  da dikkatli olunmalıdır.

"Biz işimizden olmayalım, çevre sağlığı ve köylünün yaşam alanları bizi ilgilendirmez" diyen bir işçi olmadı bu yörede şimdiye kadar. Hiç bir çevreci ve hiçbir köylü de, "İşçiler bizi ilgilendirmez" demedi.Tam tersi özelleştirmeye karşı mücadele birlikte verildi.

İşçi, işsiz kalırsam evime nasıl ekmek götüreceğim, çocuğumu nasıl okutacağım derdinde; köylü de yerim yurdum, evim barkım, diktiğim ağaçlar ve yaşam alanım yok oluyor derdinde.

Sonuçta İşçi-Köylü-Çevreci hepsi birbirinin rakibi değil müttefikidir.

Bu birliktelik sağlanırsa, ki eninde sonunda sağlanacak, işçiye de, köylüye de çevreye de zarar vermeyecek bir çözüm mümkün olacak.

Bu çözüme giden yolda, köylü vatandaşlarımızın tarım arazilerinin, zeytinliklerinin acele kamulaştırılmasına ilişkin karar acilen iptal edilmeli, verimli topraklarımızın, su kaynaklarımızın, temiz havamızın korunması ve bu anlamda kamu yararının sağlanması için santral ve madenler kamulaştırılmalıdır. Hem de 'acele' olarak!

Özelleştirmeyle birlikte ortaya çıkan 'kamu zararı'nın tüm olumsuz etkileriyle birlikte tamamen ortadan kaldırılabilmesi ancak ve ancak böyle mümkün olabilecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI