Kalimnos, Vathi dışında kayalık tepelerden oluşan bir ada. Bu yüzden Kalimnosluların süngercilik ve balıkçılık dışında bir geçim kaynağı neredeyse hiç olmamış. Yörenin en önemli süngercilik müzesinin burada olması da boşuna değil.
Kalimnos, Bodrumlu yaşlı süngercilerin dilinden de düşmeyen bir adadır. Bodrum süngercileriyle yaptığım söyleşilerde hemen hepsinin Kalimnoslularla birlikte çalıştıklarını öğrenmiştim. Onlar “Kalimnoslular çilekeştir.” derken aslında kendi yaşamlarını da özetler gibidirler.
İsmet Cengiz, Bodrum’un ilk süngercilerinden Ali Cengiz’in oğlu. Babası zamanında burada birçok süngerciyle ticaret yapmış. Dün, tekneyi demirler demirlemez Bodrum’dan getirdiği armağanları alarak dostlarına koştu. Dostların akını ise daha o tekneye dönmeden başladı. “Kırk yıllık dost gibi” derler ya, onlarınki çok daha eski; Babadan gelen bir dostluk.
Rumca’yı çok iyi bilen İsmet Cengiz’le dostlarının sohbetini insan tek kelime anlamasa da saatlerce dinlemekten sıkılmıyor. İçten, özlem dolu, çıkarsız bir dostluk bu.
İsmet Cengiz:
“Ee! Anılar dolu. Birini anlatsak ötekini anımsıyoruz.” diyor.
Bodrum’da ve bu adalarda insanların çoğu mübadele ile yer değiştirmiş. Birinin evi barkı, sevdikleri adada, kalmış ötekinin Bodrum’da.
İsmet Cengiz köken olarak Giritli. Önce Spiros ve eşi Maria geliyorlar. İkisi de güler yüzlü candan. Onlar da köken olarak Bodrumlu. İsmet Cengiz’in anneannesinin Kumbahçe’deki evi mübadele öncesi Spiros’un dedesine aitmiş. Yıllar önce Spiros köklerini aramaya Bodrum’a geldiğinde tanışmışlar. Yıllardır da böyle fırsat buldukça görüşürlermiş. Bilmesem, araya serpiştirdikleri Rumca şarkılarla söyleşirken onları biri yıllardır birbirine hasret öz kardeş sanırdım
Sonra Popi ve oğlu Nikodino geldi. Popi bebek demekmiş.
Popi çocuklar gibi sevinçli. Denizden yenice çıkmış barbun almış.
“Babası Popi'yi çok severdi.” diyor İsmet Cengiz. Sonra da zorlu bir yaşamı birkaç cümleyle özetliyor:
“Kocası süngerciydi. Genç yaşta öldü. Popi, özürlü kızı ve üç oğluyla yapayalnız kaldı. Yıllarca kocasının mezarında gözyaşı döktü. Ama üç oğlunu da okuttu. Hepsi doktor oldu.”
Onlar geçmişe, çocukluklarına, babalarına dair anılara dalınca geçen yıl tanıdığım ve kısa zaman önce kaybettiğimiz Erkan Dülgeroğlu ‘nu anımsıyorum.
Erkan Bey geçen yıl bu zamanlarda Bodrum Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu’ndan birkaç dostla birlikte bizi, Turgutreis’teki bir mandalina bahçesine çağırmıştı.
Bizi, önce bir ahırı, küçük dokunuşlarla imrenilecek bir konuta dönüştürdüğü binanın verandasında ağırlamış ve coşkuyla :
“Dostlar, artık eskisi gibi sıkı dostluklar ne yazık ki kalmadı. Hele babadan atadan gelen dostluklar neredeyse yok. Biz geldik gidiyoruz. Bu gördüğünüz bahçe bir mezbelelikti. Aldım bakımını yaptırdım. Şimdi şu gördüğünüz mandalina ağaçlarının her birini dostlarımın çocuklarına, torunlarına armağan ediyorum. Dileğim yılda bir iki kez burada buluşsunlar, tanışsınlar. Ben bu mandalinaların bakımı için gerekli düzeni kurdum. Onlar da bu ağaçların gölgesinde bizleri yad etsinler. Bu yüzden bu bahçeye "Baba Dostu", bu projeye de "Baba Dostu" projesi adı verdim. “ demişti.
Onun kurada çektiğimiz ve numaralandırılmış ağaçları, çocuklarımıza veya torunlarımıza armağan ederken yaşadığı duyguların derinliğini onu tanıdıkça daha çok kavradım. Ne yazık ki Erkan Bey 27. 05. 2014 tarihinde aramızdan ayrıldı.
Fırtına nedeniyle çok sevdiğim Leros’a gidemediğim bir günde bu baba dostlarını izlerken Erkan Dülgeroğlu’nun " Baba Dostu" projesi gönlümde daha bir değer kazandı.
İlişkilerimizin iyice sığlaştığı günümüzde böylesine derin dostluklar insana çölde açmış çiçekler gibi geliyor. Galiba geleceğe umutla bakabilmemiz için yalnız bize ait değil, bizden sonrakilere miras bırakabileceğimiz dostluklar kurmanın yollarını aramamız gerek.
3.11.2014
Hamdi Topçuoğlu Daha azını gör