Ben, devlette sorumluluk üstlenmeye aday herkesin koltuğunu altına iliştirilecek kitaplardan birinin Balasagunlu Yusuf Has Hacip'in bundan 954 yıl önce devrin hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunduğu Kutadgu Bilig olduğuna inanırım.
Hani günümüzde iktidarın bir türlü vazgeçemediği mülakat var ya, inanın yurtdışına göndereceği her temsilciyi, o kitabın "elçi"nin özellikleri bölümünde anlattığı vasıflarla mülakata alırım.
Sözünü anlatabilmek için bilgili
Akıllı, tedbirli biri olmalı elçi
Elçi gözü gönlü tok ve candan bağlı
Tam güvenilir ve dürüst biri olmalı
Elçi nazik olmalı, sakin ve edepli
Nezaketle birlikte türlü bilgi bilmeli
Hem çok kitap okumalı hem söz bilmeli
Hem şiir okumalı hem kendisi yazmalı
Bütün dilleri konuşmalı
Yazarken bütün yazıları yazmalı
Tavla ve satrancı iyi oynamalı
Rakiplerini iyice sıkıştırmalı
Her türlü insanın sözünü dinlemeli
Anlayıp bilse de dinlediğini gizlemeli
Elçinin sözü anlaması gerekir, olmalı hazır cevap
Sorulan soruya verebilmek için doğru cevap
Belleği güçlü olup söz unutmamalı
Ne söz işitirse onu içinde tutmalı
Yüzü ve görünümü güzel olmalı
Boylu poslu ve düzgün olmalı saçı sakalı
..
Uzar gider bu özellikler. Bilge şairin elçisi, adeta "üstün insan" olmalıdır.
Peki haksız mıdır?
Bence hiç değil.
Ben her hariciyecinin çalıştığı ülkede tek başına "Türkiye" olduğunu iyi bilirim.
İnsanlar ona bakar, Türkiye ile ilgili önyargılar oluştururlar; onu dinler, Türkiye ile ilgili fikir üretirler.
Onlar giyimi kuşamı, oturuşu kalkışı, tavrı, dünyaya bakışı, insan ilişkileri, söz ustalığıyla her zaman göz önündedirler.
Söyledikleri her sözcük, bazen bir senet, bazen okunan bir niyettir. Ne söylediği kadar sözünün art alanları tahlil edilir. Gün gelir, ısıtılıp sofraya konur.
Zordur hariciyecilik.
Omuzlarında koca bir ülkenin çıkar yüküyle yaşamak herkesin harcı değildir.
Bilmek.. Sözünü bilip pişirmek, bin düşünüp bir söylemek.sürçü lisan bilmemek.
Günbatımı Söyleşilerinin dün akşamki konuğu, emekli büyükelçi Sayın A. Süha Umar'dı.
Süha Bey, günümüzde örnekleri neredeyse kalmayan hariciyecilerimizden. Ömrü ülke çıkarlarını korumak adına dışişleri bakanlığının her basamağında kafa yorarak, emek harcayarak geçmiş. Ortadoğu'dan Balkanlar'a, ABD'den AB'ye, Rusya'dan Çin'e müzakere masalarında her biri kendi ülkesinin çıkarları için birer söz ustası olan diplomatları dinlemiş, onlara meram anlatmış.
O bir söz ustası.
Gerçekten de Yusuf has Hacip'in olması gerek dediği elçilerden. O müzakere masalarında, kürsülerde söz söylemekle yetinmemiş, oturup düşüncelerini yazıya dökmüş, gelecek de yararlansın diye; "Belgrad: 500 Yıl Sonra", "Çöl Devriyesi", "Ürdün Anıları", "Büyük Beyaz Adam", "Bir Doğa Savaşçısının anıları", "Kanal İstanbul ve Montreux Sözleşmesi - Neredeeen Nereye!" kitaplarını yazmış.
Süha Bey, dünden bugüne uluslararası ilişkilerin seyir defterini anlatarak başladığı söyleyişine yıkılan; ama hâlâ tasfiyesi tamamlanmamış Osmanlı gerçekliğini, kanımızla canımızla kurduğumuz ve kökleştirmeye çalıştığımız ulus devletin başına örülmek istenen çorapları Türkiye merkezli bir çemberle yakın- uzak uluslarla ilişkilerimizi bu ilişkilerdeki güç dengelerini ve diplomatların bu dengeleri kurmadaki rollerini çarpıcı örneklerle anlattı. Geleceğin güvenli Türkiye'si için güçlü, çok iyi yetişmiş diplomatlara ne çok gereksinimimiz olduğunu düşündürdü.
O elbette "monşerler" den tüccar, bakara makaracı, kardeş, oğul bizden büyükelçilere, işçi tekmeleyen ataşelere, hatta al satçılığa hazırlanan bir bakanlıktan açıkta açığa söz etmedi; ne var ki konuları öylesine ince sözlerle anlattı ki daha derinden etkilendik.
Ne saklayayım zaman zaman kendimi çıvgın yağmuru altında çaresiz hissettim.
Acı; ama Dağlarca'nın Kızılırmak Kıyıları şiirinin;
Geçmiş zamanlar gelecek zamanlardan parlak değil."
dizesini "geçmiş" ve "gelecek" sözcüklerinin yerini değiştirerek mırıldandım. Oysa ben, umutsuzluğu hiç sevmem. Üstelik "Umud"u besleyenin "akıl" olduğunu çok iyi bilirim.
Ne var ki 954 yıl önce devlet yönetiminde ve temsilinde aklı savunan bir ulusun, bugün aklı kovup nakli hayatın her zerresine işlemek için her yolu geçerli görenlerce yönetilmesi, umut kırıcı olduğu da bir gerçek.
Sayın büyükelçiyi dinlerken devletimizin tez zamanda aklı rehber edinenlerin yönetimine kavuşması gerektiği düşüncemizi yeniden tazeledik.
Bu ülke, önünü görmek istiyorsa Süha Beylerden daha çok yararlanmalı...