GÜDÜK
Güdük, halk arasında yaygın kullanılan bir sözcük.
Türk Dil Kurumu Sözlüğü bu sözcüğü " Eksik yanı olan, tamamlanmamış, kısa; kuyruğu kesik ya da kopmuş; yetersiz, sonuç vermemiş" olarak açıklıyor.
Aydın Karacasulular da hileci insanları "güdük" olarak nitelerlermiş. Hileciliğin en geçerli değer olduğu günümüzde, hilecilerin kişisel gelişimini tamamlayamamış kişiler olarak görülmesi ilginç.
İnsanımızın şubata güdük demesi elbette onun diğer aylara göre daha az gün sayısına sahip olmasından. Değilse şubat, doğanın büyük değişimlerini yaşadığı bir ay.
Bu şubat, bizleri mutlu edecek yağmurları sundu. Kuraklık endişemiz bu yaz için gündemden kalktı gibi.
Ya siyaset?
Ne yazık ki siyaset ve toplumsal olaylar karabasan gibi üstümüze çökmüş durumda.
Her gün mutlaka konuşan, her şeye müdahale eden, ülkeyi kendi düşleri doğrultusunda sınır tanımaz bir hırsla dizayn eden bir iktidarımız var. Kuşkusuz bunun nedeni büyük icadımız tek adam rejimi.
Ülke artık fiilen Beştepe'den yönetiliyor.
MHP'nin lideri iktidarın Hızır'ı.
Önce milyonlarca Suriyeliyi, Afgan'ı ensar ayağına memlekete doldurduk Şimdi Türk - Kürt - Arap federasyonunun suyunu ısıtmaya çalışıyoruz.
ABD'nin Bölgedeki temsilcileri Tevrat'taki vadedilmiş topraklar masalıyla ilgili ağızlarındaki baklayı çoktan çıkardı. Suudlar bile yaygarayı basarken bizimkiler sağır sultan. Ağızlarını yalnızca CHP ve İmamoğlu için açıyorlar.
Kiminle konuşsam karamsar ve umutsuz. Toplumsal duyarlığı yüksek insanlarımız kuşatılmışlık duygusu içinde; geniş kitlelerse duyarsız.
Kadın cinayeti işlenmeyen bir gün yok. Sübyancılık hortlamış. Din adamlarımız, uçkur fetvaları peşinde. Okullarımızda, sözüm ona eğitimcilerin akılları öğrencilerin akıllarında değil, başka yerlerinde.
İş kazaları sağanak gibi.
Güdük siyaset, güdük toplum.
Bence, şubata güdük diyerek haksızlık ediyoruz. Keşke yaşadığımız ortamı şubat ayı kadar değiştirip dönüştürecek, uyandıracak gücümüz olsa; bizden sonraki zamana şubat gibi umut taşıyabilsek.
Şiir defterimi açıyor, kaldığım yerden okumaya devam ediyorum. Bu kez de Çek şair Petr Bezruc sarsıyor beni.
"Bensiz, ulusun çiçeği bensiz
Bensiz özgürlük, coşkunluk"
.
Deve dikenleri, yakıcı ısırganları
Gözyaşlarımı, dikenleri, fırtınaları hep söyledim.
Heyhat! Silezya'nın çocuğuyum ben
Öğrenemedim başka türlü konuşmayı
"Silezya" sözcüğünü çıkarıp "Türkiye" sözcüğünü koyuyor, döne döne okuyorum şiiri. Yazık ki böylesine güdüklükler karşısında şiir, bir sığınaktan başka bir şey değil.
HAT