Çok sık Facebook sayfalarında gezinirim. Tanıdığım dostlar hakkında haber almak beni mutlu ediyor. Bu arada yanlı, yalan yanlış bir sürüleriyle karşılaşır insan ama seçmesini bilirsen çok değerli anılara, bilgilere de ulaşmak mümkün oluyor.
Ünlü Yazar Yaşar Kemal (1923-2016) Halet Çambel (1916-2024) Adana Karatepe'de yolları kesilmiş. 2011 Yaşar Kemal uzun bir söyleşi yapmış bunu yayınlamış. Ben bu uzun söyleşiyi ikini bölümünü sunacağım
Halet büyük bir ailedendi. Soyunda sadrazamlar vardı. Babası Kurtuluş Savaşı'na katılmış, büyük elçilik yapmış, Avrupa'da çok kalmıştı. Halet, Avrupa'da okumuştu da,
İstanbul dilini de en güzel konuşanlardandı.
Birkaç zaman sonra bir baktım Halet'in dili değişmiş, Halet Toros, Çukurova diliyle konuşuyordu. Sanki Torosların bir köyünde doğmuş büyümüş. Bir de baktım ki Halet bütün köylüleri Halet ablası olmuş. Durumu bozulan, başı belada olan kadınlar geliyorlar. O bölgenin en iyi insanı, en güvenilen insanı, en sevilen insanı.
Arkeolojide hep toprak altına bakıyorlar. Bunun bir de üstü var. Genellikle arkeologlar toprakların üstlerini görmüyorlar. Halet toprağın üstünü bir insanın gücü yettiği kadar öğrendi, sevdi. Dünyayı anlamak, sevmek nasıl olmalıdır, öğrenmek isteyene onu da öğretti.
Selçuklulardan bu yana kilim, halı bütün halkın işidir. Nasıl ekin ekiyorlarsa, koyunlara, keçilere, ineklere nasıl bakıyorlarsa kilime de halıya da böyle. Orta Asya'dan gelen Türkmenler kilimlerini de halılarını da birlikte getirdiler. Kadın ustalar boyalarını da birlikte getirmişlerdi. Cumhuriyete kadar kadınlar kök boyalarını yapıyorlardı. Kendi kök boyalarını yapmayan kadınlar kök boyalarını o işin ustalarında alırlardı.
Anilin boyalar az bir zamanda çabucak dökülür, kök boyalarsa sonuna kadar solmaz. Selçuklulardan kalan kilimler parça parça olsa da solmaz. Bunun için İran anilin boyayı yasaklamıştır. Bizde de Doğu Anadolu'da kadınlar sici denilen otu bulmuşlar. Bu ot uzunca sarı bir ottur. Bu sarı otu önce kazanda kaynatırlar, suyun içinde belli belirsiz bir sarı kalır. O kazana anilin boyayla boyanmış yünleri teker teker atarlar. Bu yünlerle dokunmuş kilimler, halılar da hiç solmaz.
Hitit sarayının karşısında Ceyhan'ın öte yanında Humarlı diye bir köy var, kıyısında da bir aslan heykeli. O aslan heykelini görmeye Ceyhan'ı yüzerek karşıya gittim. Humarlı'ya öğretmenlik yaptığım yıllarda orada bir aşığı görmeye birkaç kez gitmiştim. Bizim oralarda köylerin adı değişiyor, Humarlı'nın adı şimdi ne bilmiyorum. Orada da birkaç yaşlı kadın kilim dokuyordu, bunu gördüm. O bölgedeki köylerde kilim dokuyanlar vardı.
Eskiden her evde birkaç kadın kilim, halı dokurdu. Cığcık köyünde aşağı yukarı her kız her kadın kilim dokurdu. Cığcıklılar anilin boya da kullanmazlar, kök boyalarını kendileri yaparlardı. Bir onların kilimlerinin nakışları Türkmen nakışları değildi. Onların yepyeni nakışları dillere destandı. Onların nakışları nerden geliyor kimse bilemiyordu.
Yıllar sonra İstanbul'da bir kilim sergisi gördüm, Beyoğlu'nda. Ben kilim meraklısıydım. . Bu kilimler kök boya kilimlerdi. Bu nereden çıkıyor onu da öğrendim. Bu da Halet Çambel'in eseriydi.
Yer altını güne çıkarmak Halet'in büyük hüneriydi. Yer üstündeki insanlar da ondan yepyeni bir dünya öğreniyordu. Okuldan kaçan, gönderilmeyen kızları okula gönderiyordu. Halkın içinde o bir büyüydü.
Kadirli'ye geldiği zaman beni aradı, onu buldum. Kadirli'de park gibi bir bahçe vardı.
"Haydi orada oturalım, konuşalım". Dedi.
Parka gittik.
"Biliyor musun", dedi, "Nail (Çakırhan)hapishaneden çıktı."
"Biliyorum" dedim.
"Nereden biliyorsun?"
"Biliyordum. Onun hapishaneye girdiği günleri de biliyordum ya kimseye söylemiyordum. Sana da söylemedim."
"Nereden biliyorsun?"
"Arif Dino söyledi"
Gülerek "Amma bela adammışsın" dedi. "Hani bana hikâye okuyacaktın"
O günlerde 'Beyaz Pantolon'u yazmıştım, okudum. Güzelce dinledi, sevindim.
"Çok güzel" dedi. "Kimseye okudun mu?"
"Okumadım"
"Arif Dino Beye, Naile okusana"
"Sonra, ötekileri yazınca okuyacağım".
"Ne bala çocuksun sen" dedi. "Nail'in hapsini de bana söylememiştin" "
Yaşar KEMAL