ADNAN BİNYAZAR VE DİCLE KÖY ENSTİTÜSÜ

ADNAN BİNYAZAR VE DİCLE KÖY ENSTİTÜSÜ

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

            2026 Nisan ayında yayımladığım “Dicle Aydınlığı” ile  19. enstitü olan Ergani-Dicle Köy Enstitüsünün ve ardılı ilköğretmen okulunun bölgede yarattığı farkındalığı tanıklıklarla okurlara aktarmıştık. Haziran 1944’te temeli atılan, kurucu  müdür Nazif Evren ve sekiz farklı enstitüden gelen imece ekiplerinin emeği ile kurulan Dicle Köy Enstitüsü,  Güney Doğu Anadolu’daki yoksulluğun ve feodal kültürün  yarattığı olumsuz koşullarda bölge insanının eğitim hakkına kavuştuğu bir aydınlanma merkezi işlevi görmüştü.

            Dicle’den mezun olmuş  pek çok sanatçı, yazar, akademisyen, eğitimci sonraki yıllarda ülkemizin eğitim ve kültür dünyasında onurla yer almışlardır. Kitabın hazırlanma sürecinde Sayın Adnan Binyazar ile çok yakın iletişim içinde bulundum. Berlin’de yaşayan, sağlık sorunları ve ilerleyen yaşına rağmen  zaman zaman telefon ve zaman zaman elektonik posta ile haberleşerek Dicle ile ilgili değerlendirmelerini bana ileten  Adnan Binyazar, 7 mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da dünyaya gelir. Çok zor geçen çocukluk yılları  sonunda 14 yaşında Elazığ Ağın ilçesinde ilkokul üçüncü sınıf öğrencisi  ve daha sonra da Dicle Köy Enstitüsünde  öğrenci  olarak eğitim hakkını gerçekleştirir.

            Adnan  Binyazar 13 ve 26 Ekim 2026 tarihlerinde Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde  belleğini zorlayarak Dicle anılarını kaleme aldı (1).  Adnan Binyazar’ın Dicle’ye gitmesinde Dicle’de öğrenci olan yakın arkadaşı İbrahim’in anlatıları  etkili olur. İbrahim,  enstitüde yemeklerden, spordan, disiplinden söz edip   enstitünün  çok çalışmayı, her alanda becerikli olmayı gerektirdiğine vurgu yaparak: “Orada duvar öreceksin, demir bükeceksin, mandolin çalacaksın, çukur kazacaksın, inşaattan anlayacaksın, keyfin yerinde olsun olmasın, sabahları ulusal oyunlara katılacaksın. Ayrıca disiplini de çok ağırdır enstitünün. Ama çalışmayı sevenler için buradan iyi okul yoktur. Sen çalışkansın, elinden kitap düşmüyor. Vallahi orası tam sana göre!” der… Binyazar enstitüye yolculuğunu şöyle anlatır:  “Annemin doğduğu Elazığ’ın ilçesi Ağın’da bulunduğum sırada Malatya/Akçadağ Köy Enstitüsü öğretmenlerinden komşumuz Latif Yurtçu’nun, enstitülerine öğrenci topladığını duydum. Ona başvurdum. Birkaç gün sonra da toplanan çocukların bulunduğu bir kamyonla yola koyulduk. Ama kamyonda olanlar, Akçadağ’a değil, Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki Dicle Köy Enstitüsüne gidiyorlardı. Ne şans! Kamyonun şoför basamağına oturuverdim. Enstitüye indiğimde toprak renkli pudraya belenmiştim. Enstitüde öğrenci ağabeyler karşıladı bizi. Önce hamama götürdüler. Orada toz topraktan arındık. O akşam, üstümüzdeki yırtık pırtık giysileri, ayağımızdaki yemenileri atıp yeni ayakkabı verdiler bize” … Binyazar hamamla ilk kez Dicle’de tanışır. O günü Dicle Aydınlığı kitabındaki söyleşide: “Belki on yıldır yıkanma bilmeyen gövdemin kokusunu almıştım. Bir ağabey bizi meydanda topladı, enstitüye özgü giysilerin, potinlerin olduğu yere götürdü. Osman Şahin’i o akşamüstü tanımıştım. On yaşındaki Osman Şahin’in ayağına uyacak bulunamayışına güldüğümü anımsıyorum.” diyerek anlatır. Osman Şahin de anılarında arkadaşı Binyazar’ı: “Adnan oraya geldiği zaman da çok kültürlüydü. Shakespeare’i ben ilk kez Adnan Binyazar’dan duymuştum 1950 yılında” der.

            Binyazar, ertesi gün yapılan sınavı kazanır. O günü ve duygularını: “Tam istedikleri öğrenciydim. Ama enstitüye yazılmak için köy nüfusuna kayıtlı olmak gerekiyormuş. Benim doğum yerim ise Diyarbakır’dı. Hayalim bir anda balon gibi sönmüştü. Ülkemin güzel ama şanssız insanları! Bir iş göz açıp kapatmaya kadar olumluyken bir anda olumsuza, olumsuzken olumluya dönüşüveriyor! O beni de bulmuştu. İçimdeki umut, bir anda tepemdeki gün ortası güneşini zindana çevirmişti. Birden içine iğne gözü kadar ışığın sızmadığı bir karanlığa tıkılmıştım. Sınavda bulunan öğretmenlerden biri beni yolda durdurup kutlamak istemişti. Ağlamaklı oluşumu görünce durumu anladı, gülümseyerek bana bunun önemli olmadığını, bir belgeyle engelin aşılacağını söyledi. Cebinden çıkardığı bir kâğıda iki satır yazıp elime verdi: “Yarın Kılleş köyüne gideceksin, muhtardan imzalı belgeni alıp geleceksin.” Ergani ilçesine yakın o köye gidip ertesi sabah, dilimde sevinç ezgileri dolaştırarak kuşlar gibi, Dicle Köy Enstitüsü’ne koşmuştum.” İfadeleriyle aktarır.

            Binyazar, Dicle Köy Enstitündeki 10 Şubat 1950 gününü: “Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde kurulan Dicle Köy Enstitüsü’nde öğrenciyken kışın ortasında günlerce kar yağdı. Ortada kar dağları oluştu. Enstitünün ilçeyle bağlantısı kesilmişti. Hepimiz sınıflardan dışarının karını izliyorduk. Bir gün eğitimbaşı İbrahim Oymak  Bey bizi okulun bahçesinde topladı. Her zamanki okşayıcı sesiyle, ‘Çocuklar, sınıflarda hep böyle titreşip duracak mısınız? Hemen kalkıp dışarıya fırlayın, elinize kürekleri alarak bu kar dağlarını yıkıp dağıtın’ dedi. İbrahim Bey sesini çıkarsın da öğrenci dışarıya fırlamasın, görülmemiştir! Hepimiz dışarıya fırlayıp üç beş dakikada kürekleri ellerimize alıp işe başlamıştık. Üç dört saat içinde de ilçeye varmıştık. Eğitimbaşı, büyük bir savaş kazanmış komutan gibi gülümseyerek dolaşıyordu.O günden sonra insanın aklına koyunca aşamayacağı engelin olmadığına inandım.”  ifadeleriyle anlatır. Adnan Binyazar’ın bu anlatısını okuyunca Talip Apaydın’ın “Bayramlarda Çalışırız Bayramlar için” adlı  yaşanmış öyküde Çifteler Köy Enstitüsünde soğuk bir kış günü öğrencilerin müdürleri Rauf İnan ile birlikte gerçekleştirdikleri kahramanlığı anımsadım. Enstitüler toplumsal yararı öne çıkaran, sorunlarını kendilerinin çözdüğü imece kurumlarıydı.

            Adnan Binyazar, Dicle sonrası Fakir Baykurt’un “Yoksullar Üniversitesi” olarak tanımladığı Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ni bitirir. Burada Fakir Baykurt ve Dursun Akçam çok yakın arkadaşlarıdır. Çorum ve Maraş İlköğretmen Okulları, Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksek Okulu; Gazi Eğitim Enstitüsü, Kültür Bakanlığı, Türk Dil Kurumu ve pek çok eğitim kurumunda görev yapar. Eğitim ve kültür dünyasına pek çok kitap kazandıran  Binyazar, 2019 yılında yayımladığı “Masalını Yitiren Dev” adlı eserinde kendi  yaşam öyküsünü, direnişini ve bir halk çocuğunun  Dicle ile yaşadığı değişim  öyküsünü  anlatır.

            Adnan Binyazar enstitüleri ve önemini: “Köy Enstitüleri düşün ve yazın yaşamında topluma yeni bir anlayış biçiminin kapılarını aralamıştı. Devrimler toplumların anlayış ve kavrayışlarında süreklilik kazandığına göre toplumsal gelişim sürecinde Köy Enstitüleri bunu gerçekleştirmenin somut kurumları olarak Cumhuriyet tarihi içinde yerini almıştır. Daha on yılını doldurmadan ortadan kaldırılmasının, buna karşın aradan yıllar geçse de güncelliğinden hiçbir şey yitirmeden tartışılmasının nedeni budur” ifadeleriyle anlatır (2). Sayın Adnan Binyazar’a ülkemizin düşün dünyasına katkıları nedeniyle sonsuz teşekkürler. Kendisine sağlıklar ve güzellikler diliyorum. Yaşanan anti demokratik iklim, ekonomik kriz ve toplumsal çürümeye, niteliğini kaybeden eğitim sistemine  rağmen ülkenin aydınlık kazanımlarına sahip çıkarak, yazmaya devam edeceğiz.

Kaynakça:

1)Binyazar.A (2026). Cumhuriyet gazetesi 13, 26 Ekim köşe yazıları

2)Kocabaş.K (2026). Dicle Aydınlığı, Başsaray Yayınları, İzmir

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI