NİSAN 2026'NIN ARDINDAN.


Prof. Dr. Kemal Kocabaş

 

Nisan ayını yaşanılan  ekonomik kriz ile birlikte yoğun ülke ve dünya  gündemiyle yaşadık. 1 Mayıs  Emek Bayramı ile Mayıs 2026'ya merhaba dedik. ABD ve İsrail'in İran üzerindeki emperyal senaryolarını acıyla izlerken Maraş'ta bir öğretmenimiz ve kaybettiğimiz öğrencilerimizin vefatına neden olan okulda şiddet olayıyla sarsıldık, nedenlerini tartıştık uzun süre. Nisan ayında ülkenin her köşesinde Köy Enstitülerinin 86. kuruluş yıldönümü  değişik etkinliklerle kutlandı. Bu etkinliklerde ülkenin acil bir eğitim reformuna olan gereksinimi dile getirildi ve iktidarın eğitimin dinselleştirilmesi, piyasalaştırılması politikaları eleştirilerek eğitimdeki nitelik kaybına önemle işaret edildi.

 

EMPERYALİZM KAVRAMI

Emperyalizm kavramını  üniversite yıllarında ve sonraki dönemlerde  daha çok kitaplardan anlamaya çalışmıştık. Son dönemlerde  ABD'nin İsrail ile birlikte önce Suriye sonra Dünyanın farklı köşelerinde ve  İran'da beraberce gerçekleştirdikleri operasyonları televizyonlardan naklen izleyerek emperyalizm kavramı daha somut, anlaşılır hale geldi. Özellikle ABD Başkanı Trump ve  ABD'nin Türkiye büyükelçisi Tom Barrack'ın açıklamaları  bu kavramın daha da anlaşılmasına büyük katkı yaptı.  Venezuela  Başkanı Maduro'yu eşiyle birlikta gece yarısı evinden, ülkesinden kaçıran, Grönland Adasını Kanada'dan isteyen, İran'ın teslim olmasını isteyen,  bizdeki ve dünyadaki tüm nadir elementlere göz koyan, Hürmüz Boğazını ablukaya alan ABD gerçekliği ile bir kez daha  tanıştık. Sömürge valisi gibi dolaşan ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barack'ın Orta Doğu'da ulus devletlerini istemediklerini, Türkiye'nin Osmanlı modeline dönmesi ve seçimlerin askıya alındığı, hayırsever bir Monarşi yönetimi önermesi, Orta Doğuda demokratik siyasal iktidarların olmaması gerektiğine dair sözleri ulusal bağımsızlığımız anlamında ürkütücü açıklamalardı. Bir yurttaş ve aydın olarak ülkemiz insanlarının tercihlerini, iradelerini yok sayan  bu ifadeleri kabul etmek olanaksız. Kendisini dünya efendisi sayan bu emperyalist anlayışın yaşadığımız yıllara yönelik tehditlerine hayır demek, itiraz etmek, onurlu bir duruş sergilmek  tarihsel bir öneme sahiptir. Demokartik seçimlerle iktidara gelen günümüz siyasal iktidarının  bu  söyleme karşı bir itirazlarını henüz duyamadık.

 

ESRA IŞIK'TAN KURTULUŞ PARKINDA HAK ARAYAN MADENCİLERE

 

            Akbelen'de yaşadığı toprağı, köyü, ağacı, köyün suyunu, toprağını, böcü börtüsünü, yaşam alanını  savunan Esra Işık'ın vicdanlarda karşılık bulmayan tutuklanması nisan ayının önemli başlıklarındandı. İnsanların kendi yaşam alanlarını savunması bir haktır ve Esra bu hakkı kullanmıştır. Anayasal itiraz hakkını kullanan Esra daha sonra İzmir'de bir cezaevine gönderilerek bir başka tür cezalandırma daha  yapıldı. Duruşma için Milas'a getirildiğinde Esra'nın kollarında kelepçe vardı. Yaklaşık bir aydır cezaevinde bulunan ve mahkemenin tutukluluğuna devam kararı verdiği, gerekçe olarak da  jandarmaya "görevi yaptırmamak için direnme" olarak gösterilmişti. Esra Işık "acele kamulaştırma" kararına karşı çıkmıştı. Akbelen'deki kamulaştırılacak alan Esra'nın da yaşadığı köydeki komşularına, köylülere aitti; yani halkın malıydı. Maden şirketi için yapılan kamulaşatırmaya direnmişti Esra.  Esra'ya takılan  kelepçe ve ardından tutukluğunun devam kararı alınması yargıya olan güveni iyice sarstı ve  toplumun vicdanını yaraladı. Dileğimiz bir an önce Sevgili Esra Işık'ın özgürlüğüne kavuşmasıdır.

            Nisan ayında ülke gündeminde Eskişehirli 113 maden işçilerinin Ankara Kurtuluş Parkındaki direnişlerine ve sonuç almalarına  tanıklık ettik.  Bağımsız Maden İş Sendikası  üyesi Eskişehirli maden işçileri aylardır alamadıkları ücretleri için Ankara'ya yürümeleri, Kurtuluş Parkı'ndaki aileleri ve çocuklarıyla birlikte haklı direnişleri, 9 gün süren açlık grevleri vardı.  Polis ablukası ve biber gazıyla parktan Enerji Bakanlığına yürüyüşleri  engellenen işçilerin durumu ülkeyi yönetenlerin sınıfsal tercihlerinin net bir şekilde ortaya çıkması anlamında öğreticiydi. Sendika Başkanı polis ablukası altındayken gazetecilere yaptığı açıklamada  "Patron devletten büyük mü?"sorusu iktidarın sınıfsal tercihine karşı sorulan haklı bir soruydu. Ankara Kurtuluş Parkında hak mücadelesi veren işçilerin büyük bir sorumlulukla, barışcı, sahici ve samimi açıklamalarıyla haklılıklarını topluma net bir şekilde aktardılar. Bu direniş  toplumda büyük karşılık buldu ve 10 gün sonra siyasal iktidar Doruk Madencilik sahiplerini arayarak işçilerin verilmeyen ücretlerin ödenmesi için bir ödeme takvimi yapılmasını razı oldu. Sendikanın kararlı ve haklı  tutumu ve işçilerin direngenliği kamuoyu desteği ile birleşince iktidar destekli şirket ve direnişi sonlandırmayı hedefleyen iktidarın geri adım atmak dışında bir seçeneği yoktu.

ESRA IŞIK'TAN,  HAK ARAYAN MADENCİLERDEN KÖY ENSTİTÜLERİNE

Tüm bu yaşanılan süreçlerin 86. Kuruluş yıldönümünü kutladığımız Köy Enstitüleriyle bağlantısına bakalım. Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır Ankara-Kurtuluş Parkı'nda: "Bizleri bir avuç insana köle yaptılar. Önce köylerimizden okullarımızı aldılar. Bu madenci çocukların hiçbiri lise mezunu değildir, hepsi ilkokul mezunu, köylü çocuklarıdır. Bu çocukların köyden okulunu aldılar. Köyden şehre getirdiler, maden ruhsatı verdikleri bu kişilerin kölesi yaptılar. Şimdi maaşlarını da ödemiyorlar. Bu işçi arkadaşlara sorun bakayım, çocuklarına her gün bir çikolata alabiliyorlar mı? Ama bu zat yani patron, her gün bir tane maden ruhsatı alıyor Türkiye'de. Sorun bakalım, 3 bin tane ruhsat nasıl almış."şeklinde ifadelerle çarpıcı açıklamalar yaptı.

            Gökay Çakır'ın bu ifadelerini televizyonda dinlerken Köy Enstitüleri Teşkilat Yasasında Köy Enstitülü öğretmene verilen görevleri hatırladım. Yasa köydeki öğretmene: "Köy halkının milli kültürünü yükseltmek, onları sosyal hayat bakımından asrın şartlarına ve icaplarına göre yetiştirmek, köyün ekonomik hayatını geliştirmek için ziraat, sanat, teknik alanlarında köylülere örnek olabilecek işler yapmak, kooperatif kurma ve işletme gibi hususlarda köylülerle işbirliği yapmak gibi görevler yüklenmişti. Tüm bunlarla birlikte neslinin tükenmemesi ve körelmemesi lazım gelen hayvan ve bitki cinslerinin tespiti ve korunmasıyla ilgili işlerde muhtarla, köylülerle ve ilgili diğer kuruluşlarla beraber çalışma, ormancılığa ait bilgilerin artırılmasına çalışmak ve ormanların faydalarını ve korunmalarını anlatmak, kurulmuş köy ormanlarının bakımıyla korunmasında ve yeniden kurulacakların kurulmasına yardım etmek" gibi görevler vermişti. Günümüzde artık bu görevleri yapacak öğretmen yoktu.

            Beşikdüzü ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü Müdürlüğü yapan Hürrem Arman ise enstitülülerin köylerde yarattığı toplumsal yararı ve dönüştürme çabalarını: "Enstitülerin köylere her alanda büyük etkileri olmuştur. Mezunların köylerde işe başlamasıyla bu etkiler artmıştır. Bina yapımları köyleri canlandırmaya başlamış, köylü ustaların yetişmesini sağlamıştır. Mezunlarla köylere giren iş aletleri, işlettikleri işlikler, ekonomik olduğu kadar sosyal alanda da etkiler sağlamıştır. Kurdukları uygulama bahçelerinde yapılan denemeler, sebzecilik, meyvecilik girmemiş köylere, yeni uğraşılar ve türler getirmiştir. Enstitüler ve mezunlar yoluyla köylere, o günler için yeni üretim araçları girmiştir, enstitülerdeki ağaçlandırma çalışmaları, mezunlarla köylere girmeye başlamıştır. Köy okulunun, köylerin düğünlerinde, toplantılarda, eğlencelerde kullandığı bir sosyal işler merkezi olarak da ödev görüyordu. Köy Enstitüsü mezunları açtıkları gece kurslarıyla köy halkına okuma yazma öğretiyorlar, sağlık ve üretimlerinin artması için bilgiler veriyor, işliklerdeki onarımlarla birlikte kendi zanaatlarında köylünün yetişmesine sağlamaya çalışıyorlardı. Köylü ile işbirliği yapılarak köyün temizliği, köylere su getirme, yolların onarımı, fidanlık, koruluk kurma gibi o günlerde uygulanmayan Köy Kanunundaki işler başarılmaktaydı. Tonguç'un deyimi ile köyler canlanmaya başlamıştı.Enstitülerdeki halk oyunları da öğretmenler yoluyla köylere taşındı." cümleleriyle ifade eder. Hürrem Arman'ın açıklamaları,  Köy Enstitülü öğretmenlerin   ülkenin büyük nüfus coğunluğunun yaşadığı köylerde neleri başardıklarını  aktarması anlamında değerli saptamalardır. 

            Cumhuriyetin ilk 25 yılında Cumhuriyet köyü öğretmene teslim etmek istemişti. Öğretmen köyün sınıfına değil, köye öğretmen olacaktı. Sonraki dönemlerde ise devlet köyden okulu ve öğretmeni zamanla çekti. 1950 sonrası tüm siyasal iktidarlar  bu kez öğretmene karşı hep mesafeli olmuştu. Türkiye'de köy ve devlet ilişkisi dönemsel farklılılar gösteriyor. Köy Enstitüleri Teşkilat Yasasında olduğu gibi devlet köyü bir dönem Köy Enstitülü öğretmen ile dönüştürmek istemiştir.  Yaşadığımız süreci devletin bir  dönem köyü dönüştürmek ister, başka bir dönemde geri çekilir ve köyün kapısını başka güçlere açar şeklinde özetleyebiliriz.  İsmail Akyıldız bu durumu Yeşil Direniş gazetesinin  24 Nisan 2026 tarihinde yazdığı "Köy Enstitülerinden Köy Yağmasına" adlı makalesinde: "Köy Enstitüleri dönemi köylünün hafızasında çelişkili ama güçlü bir yer tutar. Çünkü bu dönem, köyde yaşamın yeniden kurulduğu, üretimin bilgiyle buluştuğu ve köylünün kendi gücünü fark etmeye başladığı bir zaman dilimidir. Devlet köye gelmiş, okul kurmuş, üretimle eğitimi birleştirmiş ve köyde kalmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Bu durum köylüler için bir özgüven kazanımıdır. İlk kez köylü, kendi emeğiyle kurduğu hayatın bir değer taşıdığını hissetmiştir." değerlendirmesini yapar. Günümüzde ise devlet köyleri piyasa güçlerine açan bir düzen kurucu haline geldiğinin tanıklığını yaşıyoruz. Üretimin imkansızlaştığı, okulun ve öğretmenin olmadığı,  yaşam alanlarının daraldığı,  köyde kalmanın giderek zorlaştığı bir süreç yaşanmaktadır. Devlet şirketlerin önünü, köyün kapısını sermayeye açmış ve köylüyü adeta terk etmiş, yalnız bırakmıştır. Akbelen, Karadeniz  köylülerinin yaşadığı durum budur.

 

            Çözüm demokrasiden, hukuk devletinden yana olan tüm demokratik güçlerin dayanışmasındadır. Sermayenin değil halkın çıkarlarının öncelendiği demokratik bir hukuk devleti  özlemiyle

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI