Gazetecilikte bazı haberler vardır; onlara "maden" denir.
Çünkü ilk kazmayı vurursun, bir bulguya ulaşırsın.
Biraz daha kazarsın, yeni bir damar ortaya çıkar.
Derine indikçe yalnızca bilgi değil; çelişki, ironi ve nihayetinde hakikat görünür hâle gelir.
CHP Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey dosyası tam olarak böyle bir maden oldu.
Kazıldıkça bitmedi.
Her şey Kılbey'in arsasında 27 zeytin ağacının kesilmesiyle başladı.
Olay kısa sürede Muğla gündeminin merkezine oturdu.
Ardından siyaset devreye girdi.
AKP konuyu sert biçimde gündeme taşırken, CHP refleksif bir savunma hattı kurdu.
İşte tam bu noktada tuhaf bir tablo ortaya çıktı.
Sanki roller yer değiştirmişti.
Yıllardır zeytin talanına karşı en yüksek perdeden itiraz eden bir partinin ilçe başkanı zeytin kestiriyordu;
Akbelen'de ve ülkenin pek çok yerinde binlerce zeytin ağacının yok edilmesine göz yuman iktidar temsilcileri ise bu kez zeytinin savunucusu rolüne bürünüyordu.
Toplumun önünde bir sahne kurulmuştu.
Bir tiyatro oynanıyordu.
Ama bu bir komedi değildi.
Bu, siyaset ile ahlak arasındaki gerilimi açığa çıkaran bir trajediydi.
Gazeteci için öğretici bir vaka.
Sonra Ahmet Kılbey sahneye çıktı.
Söz konusu arsayı sattığını, zeytin kesimiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını söyledi.
Bunu kanıtlamak için bir vekâletname sundu.
Yetmedi, noter tasdiki olmayan bir "satış sözleşmesi" paylaştı.
"Hukuk konuşuyor" dedi.
Ancak hukuk gerçekten konuştuğunda tablo değişti.
Pandora'nın kutusu açılmıştı.
Kılbey'in "satış" diye sunduğu belgeler, hukuken yapılmış bir mülkiyet devrine işaret etmiyordu.
Ortada sadece, satış hakkı hariç son derece geniş yetkiler içeren bir vekâlet vardı.
Dahası...
Bu vekâletin verildiği kişi, Milas Belediyesi Ruhsat ve Denetleme Müdürüydü.
Ve kamuoyunun öğrendiği bir başka kritik bilgiyle tablo tamamlandı.
Söz konusu müdür, Ahmet Kılbey'in damadıydı.
Böylece mesele, bir zeytin kesimi tartışmasının çok ötesine geçti.
Ortaya çıkan şey; "siyaset-belediye-rant" üçgeninin somut bir örneğiydi.
Süreç bununla da sınırlı kalmadı.
Muğla Valiliği, dikkat çekici bir hızla soruşturma başlattı ve Kılbey'e 50 bin lira idari para cezası uyguladı.
Aynı refleksin, iktidara yakın benzer vakalarda gösterilmemesi ise kamuoyunda ayrı bir tartışma başlığı yarattı.
Siyasi gerilim büyürken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in talebiyle Ahmet Kılbey istifa etti.
Etmeseydi, görevden alınacaktı.
Özgür Özel yapılması gerekeni yapıp, örgütüne de bir ders verdi.
Ancak bu dosya kapanırken geride önemli sorular kaldı:
Bir ilçe başkanının istifasını mutlaka genel başkan mı istemeliydi?
Muğla'daki yerel örgütler, CHP'li belediyeler, belgeleri okumadan ve sorgulamadan körü körüne sahip çıkmak yerine baştan net bir tutum alsaydı, süreç bu noktaya gelir miydi?
Siyaset, amigoluk değildir.
Olmamalıdır.
Örneğin Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt 'un basına koyduğu yasağa ve hakaretlerine susan amigo CHP'liler gibi.
Datça'nın Sesi, bu olayı başından sonuna kadar izledi.
Bu yüzden eleştirildi, suçlandı.
Ama sonunda hakikat ortaya çıktı.
Şimdi sorumluluk, bu partinin tabanındadır.
Kim olursa olsun partinin ilkelerine ters düşenlere tepki konmalıdır.
Belediyelerdeki eş, damat, akraba ilişkilerinin önünü kesmek bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Aksi hâlde eleştirilenle eleştiren arasındaki fark silinir.
Amigoluk siyaset üretmez.
Bu körlük halka da hiçbir şey kazandırmaz.
NOT: Bu yazı bir saldırı değil; CHP'nin kendi ilkeleriyle yüzleşmesi için yazılmış bir çağrıdır.