İNSAN NEDEN ÖNCE ÇAYI ÜFLER
Davos'un o meşhur soğuğunda, yapay zekâ panellerinin buharı henüz dağılmamışken, dünyanın kaderi beklenmedik bir mangalın başında tartışılıyordu.
Bir kulübenin önünde asılı tabelada büyük harflerle şunlar yazıyordu:
"Sucuk, ekmek, çay"
İşte tam burada, bizim iki yapay zekâ uzmanı Osman Akın ve Timur Akkurt tarihe geçecek gayriresmî bir zirveye imza attılar.
Karşılarında, küresel güç söylemleriyle meşhur iki figür vardı. Biri sürekli "great" diyordu, diğeri Mars'ı arada bir ağzına alıyordu. Ama ikisinin de ortak bir sorunu vardı.
Elleri üşümüştü.
Osman, mangaldan yeni alınmış bir sucuk ekmeği uzattı.
Timur çayı doldurdu.
"Bakın" dedi Osman,
"Algoritmalarınız çok hızlı ama şu sucuk gibi sabırlı değiller. Isıyı yavaş yavaş alacaksınız."
Karşı tarafta bir an duraksama oldu.
Sucuk ekmeğin içinden yükselen duman, Davos bildirgelerinden daha ikna ediciydi.
Timur söze girdi.
"Yapay zekâyı dünyayı kurtaracak diye anlatıyorsunuz ama hâlâ insanı anlamıyor. Mesela şu an en önemli veri seti ne biliyor musunuz?"
İki küresel figür aynı anda sordu.
"Ne?"
"Üşüyen insan" dedi Timur.
"Ve onu ısıtan şey."
Bir ısırık alındı.
Bir yudum çay içildi.
O an, borsalar düşmedi, kripto çakılmadı ama bir şey oldu.
Sessizlik.
Osman devam etti.
"Bakın, siz yapay zekâyı kontrol etmeye çalışıyorsunuz. Biz ise ona önce ekmek arası olmayı öğretiyoruz. Paylaşmayı. Beklemeyi. Yanmayı ama küsmemeyi."
Karşı taraf başını salladı.
Belki onaydan, belki acıdan.
En sonunda biri mırıldandı.
"Bunu Davos'ta anlatmamışlardı."
Timur gülümsedi.
"Çünkü bu sunum PowerPoint'le olmaz. Mangal ister."
Zirve tutanağı tutulmadı.
Bildiri yayınlanmadı.
Ama o gün Davos'ta iki şey netleşti.
Yapay zekâ insanlıktan uzaklaşırsa soğur.
Dünya bazen bir sucuk ekmekle daha iyi anlaşılır.
Ve rivayete göre, o günden sonra bazı algoritmalar hâlâ şu soruya cevap arıyor:
"İnsan neden önce çayı üfler?"