BÜYÜK MADENCİ YÜRÜYÜŞÜNE SELAM OLSUN!
4-8 Ocak 1991'de emeğin, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin gücünü gösteren bu tarihsel yürüyüş, bugün de emek mücadelesine ışık tutmaya devam ediyor.
Madencinin sorunu dün neyse bugün de o; özelleştirmeler, işçi sağlığı, geçim derdi...
Bunlara verdiğimiz en güzel cevaplardan biriydi Büyük Madenci Yürüyüşü..
1986 yılında Milas Yeniköy Linyitleri işletmesine ekskavatör yağcısı olarak işe girdiğimde asgari ücret düzeyinde maaş alıyorduk.
Henüz ortada ekskavatör olmadığı için ister teknik eleman, ister düz işçi, ister mühendis olsun hemen hemen tüm işçi arkadaşlarımızla birlikte makinaların montajında çalışıyorduk.
Devasa iş makinalarının montajı sırasında mesaiye kalarak bir nebze olsa ücretlerde iyileştirme sağlıyorduk.
Öyle ki maaşımız asgari ücretin de altında kalırdı ve asgari ücret seviyesine getirilirdi.
Anahtar tutmasını da o yıllarda kömür ocağında öğrenmiş ve 5 yıl ekskavatör yağcısı olarak çalıştıktan sonra tamirciliğe geçmiştim.
Çalışma koşulları bakımından meşakkatli olmasının yanısıra dayanışmanın en güzel olduğu yıllardı o yıllar.
Bu koşullarda 12 Eylül sonrası emek hareketinde de demokratik eylemlerin yükseldiği yıllardı o yıllar.
Bizler de işyerlerimizde ücret sendikacılığını reddeden, sınıf ve kitle sendikacılığını savunan bir anlayışla işçi arkadaşlarımızla sendikal disiplin içinde eylem ve etkinliklerde ön saflarda yer almaya çalışıyorduk.
1989'da başlayan ve etkileri 1990 ve sonrasında da süren "Bahar Eylemleri" ekonomik olduğu kadar siyasal etkileri olan işçi sınıfı ve toplumsal muhalefet hareketinin önemli bir yükseliş dönemiydi.
12 Eylül darbe koşulları ve ANAP hükümetleri döneminde yaşanan ciddi reel ücret kayıpları ve yoksullaşma eylemlerin en büyük nedeniydi.
Bahar Eylemleri, 12 Eylül askeri yönetimi döneminde çıkarılan sendikal yasalarla işçi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasının ve toplumsal gelir dağılımında işçi sınıfı aleyhine yaratılan gerilemeye karşı bir tepkiydi..
Bu nedenle eylemler salt ekonomik çerçeveyle sınırlı kalmayıp politik talepler de içeriyordu.
Kamu kesiminde çalışan işçilerin 1989 yılının ilk 6 aylarında başlattıkları ve Bahar Eylemleri olarak bilinen protesto eylemleri 12 Eylül 1980 sonrasının ilk büyük işçi hareketi dalgası idi.
1990 yılı, kamu kesimi toplu iş sözleşmelerini imzalanacağı yıldı. Türk-İş'in yılın ilk yarısında imzaladığı sözleşmeler işçileri hiç tatmin etmemişti. Maden işçilerinin de aralarında bulunduğu diğer işkollarındaki işçilerin sözleşmeleri ise yılın ikinci yarısında imzalanacaktı.
Sendikaların telaffuz ettikleri ücret rakamlarına hükümet mümkün değil diyerek yaklaşıyordu.
Böyle bir ortamda emeğin, alın terinin ve onurlu mücadelenin simgesi olan 4 Ocak Büyük Madenci Yürüyüşü dünya gündeminde altın harflerle yerini aldı.
1991 yılında binlerce madencinin ekmeğine, işine ve geleceğine sahip çıkmak için Zonguldak'tan Ankara'ya doğru başlattığı bu yürüyüş, yalnızca bir hak arama mücadelesi değil; aynı zamanda Türkiye işçi sınıfı tarihine altın harflerle yazılmış bir demokrasi ve dayanışma destanıdır.
Madenciler, o gün yerin metrelerce altından çıkıp, seslerini tüm ülkeye duyurmuş; emeğin görmezden gelinemeyeceğini herkese göstermiştir.
Madencilerin yürüyüşüne paralel olarak Milas'ta, Yatağan'da ve tüm ülkede aynı anda bir çok demokratik eylemler gerçekleştirildi.
Finalde ekonomik kazanımların yanısıra toplu sözleşmelerin idari maddelerinde de iyileştirmeler sağlandı.
12 Eylül askeri yönetimi döneminde çıkarılan sendikal yasaların işçi lehine değiştirilmesi de büyük madenci eyleminin talepleri arasında idi ama olmadı.
Bugün itibariyle İş güvenliği, güvenceli çalışma, adil ücret ve insanca yaşam talepleri hâlâ güncelliğini korumaktadır.
Büyük Madenci Yürüyüşü'nün tüm kahramanlarını başta Şemsi Denizer olmak üzere saygıyla anıyor; alın teriyle hayatı var eden tüm madencilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Emeğin sesi duyuluncaya ve haklar teslim edilene kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.