SELAM OLSUN MEYDANLARDA HASRETİMİZİ HAYKIRANLARA
İşçi sınıfı yalnız değil; dünyanın dört bir yanında emekçiler aynı kararlılıkla ses yükseltiyor. Aradan 140 yıl geçse de, Haymarket Olayı'nın mirası bugün hâlâ sokaklarda, meydanlarda yaşıyor.
Fransa'da emeklilik reformuna karşı milyonlar, "emeğimizden çalmayın" diyerek genel grevlerle direniyor.
Arjantin'de kriz, yoksulluk ve kemer sıkma politikalarına karşı işçiler sokakları dolduruyor.
Hindistan'da milyonlarca emekçi güvencesiz çalışmaya ve özelleştirmelere karşı tarihî grevlere imza atıyor.
Türkiye'de de işçiler, artan hayat pahalılığına, düşük ücretlere ve güvencesizliğe karşı hak mücadelesini sürdürüyor.
Bugün dünyanın neresine bakarsanız bakın tablo aynı:
Emeğin değersizleştirildiği, güvencenin yok edildiği bir düzene karşı işçi sınıfı yeniden sözünü söylüyor.
Ve gerçek şu ki;
140 yıl önce Chicago'da yakılan o kıvılcım sönmedi.
Bugün hâlâ fabrikalarda, şantiyelerde, ofislerde yanmaya devam ediyor.
Çünkü emek susmaz.
Türkiye'de ise bugün işçiler ve emekçiler için dayatılan iki seçenek var;
Ya açlık ve yoksulluk sınırı altında, her an iş cinayetine kurban gitme korkusuyla çalışmak, ya da işsizlik.
Bugün Türkiye'de 2026 yılının ilk üç ayında bilinen iş cinayeti sayısı 432.
Geniş tanımlı İşsiz sayısı ise 12 milyon.
Bugün, iktidarın sunduğu iki seçenek dışında bir üçüncüsünü yaratmanın vaktidir!
Aşına, ekmeğine göz koyanlara karşı, bugün yüzlerce yıllık 'Üreten Biziz Yöneten de Biz Olacağız' şiarı için adım atma vaktidir.
Her geçen gün sofradan bir lokma daha eksiltiliyor. Emekçilerin sofrasından eksilen lokmalar kimlerin kursaklarında?
Hemen söyleyeyim kimlerin kursaklarında olduğunu.
Her akşam işçilerin sofrasına iktidarın davetlisi olarak bir yandaş müteahhit, bir yandaş bürokrat, bir yandaş gazete kalemşoru, bir maaşlı ak trol oturtulduğu için her geçen gün işçilerin sofrasındaki lokması küçülürken, geçim dertleri büyüyor.
Ama bıçak kemiği deldi geçti.
O nedenledir ki; bugün eşi benzeri görülmemiş ekonomik krize, böylesi bir kriz döneminde kendilerine reva görülen sefalet ücretlerine karşı işçiler, "Bu Düzen Böyle Gitmeyecek" diyerek hep birlikte iktidara sesleniyorlar.
Bıçak kemiği deldiği için, sendikalaştıkları için işten çıkarılan işçiler, "Sendika haktır, engellenemez" diyerek mücadele ediyorlar.
Bıçak kemiği deldiği içindir ki; madenciler Ankara'da ; Yemek mi, canımız mı? Hangisini daha hızlı teslim edelim?" diye haykırdılar ve kazandılar.
Bıçak kemiği deldiği içindir ki; bugün Bodrum'da Toleyis Sendikası üyeleri görmezden gelinen emekleri için "Emek Bizim Söz Bizim" diyerek greve çıktılar.
Ekmeğin hiç olmadığı kadar pahalı, emeğinse hiç olmadığı kadar ucuz olduğu bugün, bıçak kemiği deldiği içindir ki; işçiler, emekçiler, gençler, yaşlılar bir arada, 140 yıl öncesinin inancı ve umuduyla haklı taleplerini haykırmak için 1 Mayıs'ı coşkuyla, umutla ve dirençle kutlayacaklar!
"1 Mayıs coşkusuna ortak olarak, emeğin en yüce değer olduğunun bilinciyle, emekçi halkımızı ve işçi sınıfını selamlıyorum!
Fabrikalardan mağazalara, hastanelerden okullara, tarlalardan madenlere, dünyanın bir ucundan diğer ucuna, alın teri döken, üreten, yaşamı her gün yeniden inşa eden tüm işçi ve emekçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü kutlu olsun!
Selam olsun meydanlarda hasretimizi haykıranlara, selam olsun işi için, emeği için, ekmeği için, onuru için direnenlere..
Türkiye işçi sınıfına selam, Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi mücadelemiz.
"Yaşasın 1 Mayıs!"