TOLEYİS İŞÇİLERİ Nİ DE, MADEN İŞÇİLERİ Nİ DE, ESRA IŞIK'I DA AYNI ÇARK EZİYOR

TOLEYİS İŞÇİLERİ Nİ DE, MADEN İŞÇİLERİ Nİ DE,

ESRA IŞIK'I DA AYNI ÇARK EZİYOR

 

Grevin 4. gününde Bodrum Sea Garden önünde direnen Toleyis Sendikası üyesi emekçilerle omuz omuzaydık. Bu direniş, yalnızca bir işyerinin önüne kurulmuş birkaç çadırdan ibaret değil; bu direniş, sermayenin tahakkümüne karşı yükselen onurlu bir sınıf mücadelesidir.

 

AKP iktidarının yıllardır inşa ettiği sömürü düzeni bugün bir kez daha teşhir oluyor. Ankara'da yerin metrelerce altında alın terini savunan maden işçileri, Bodrum'da emeğinin karşılığını isteyen turizm işçileri, adalet arayan Esra Işık. Hepsi aynı düzenin mağdurları, aynı çarkın ezdiği mağdurlar.

 

Bugün iktidar ve onun arkasındaki sermaye sınıfı; emeği değersizleştiren, güvencesizliği dayatan, örgütlü mücadeleyi bastırmaya çalışan politikalarla ayakta durmaya çalışıyor. Ama unuttukları bir şey var:

Baskı arttıkça direniş büyür, sömürü derinleştikçe isyan örgütlenir!

 

Bodrum'da yükselen ses, yalnızca bir turizm işletmesinin önünden yükselmiyor; o ses, ülkenin dört bir yanında yankılanan bir sınıf çığlığıdır. Kurtuluş Parkı'nda nöbet tutanlar da, Milas'ta Anayasal hakkını kullandığı için tutuklananlar da aynı gerçeği haykırıyor:

Bu düzen böyle gitmez!

 

Bu kavga; sadece maden işçilerinin, sadece grevdeki emekçilerin ya da sadece Esra Işık'ın davası değildir.

Bu kavga; emeğiyle yaşayan herkesin, geleceği çalınan gençlerin, yoksulluğa mahkûm edilen halkın ortak kavgasıdır.

 

Bugün grev çadırları birer okul, direniş alanları birer örgütlenme merkezidir.

Bugün dayanışma, en büyük gücümüzdür.

Ve biliyoruz ki:

 

Emek en yüce değerdir!

Direnenler kazanacak!

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

 

HİÇ KİMSE HUKUK ÖNÜNDE HESAP VERMEKTEN AZADE DEĞİLDİR

 

Öte yandan dönemin Tunceli Valisinin,oğlunu korumak için devlet imkanlarını nasıl kullandığını gördük.

Kendilerini o kadar siyaseten özgüvenli, o kadar dokunulmaz gören bir zihniyet ki,sanırsınız ki devlet babalarının çiftliği, sanırsınız ki memleketin tapusu bunlarda.

Bu uç bir örnek ama hukuktan azade bir siyasi oligarşi nelere tevessül edebiliyor bunun en sapkın örneğini gördük.

 

Ben AKP'liyim, bana kimse dokunamaz!" diyorsan;

 

Yok öyle bir dünya kardeşim.

Burası bir ayrıcalıklar rejimi değil.

Burası bir muz cumhuriyeti hiç değil.

 

Burası Türkiye Cumhuriyeti.

Devlet dediğin, halkın ortak emeğiyle kurulan bir yapıdır.

 

İktidarlar gelip geçer ama Türkiye Cumhuriyeti kalıcıdır ve  halkın hafızası kalır, hesap sorar. Kurumları çürütenler, adaleti eğip bükenler bir gün gider.

 

Hiçbir baskı düzeni sonsuza kadar sürmez.

Bugün karanlık ne kadar koyuysa, yarının aydınlığı o kadar yakın demektir.

 

Ve bu ülkede, er ya da geç, herkes hukuk önünde hesap verir.

Kimliğin, partin, dayandığın güç odakları seni sonsuza kadar koruyamaz.

Bugün seni kollayanlar olabilir.

Seni görmezden gelenler, dosyaları rafa kaldıranlar olabilir.

Ama gerçekler saklanmaz, sadece gecikir.

 

Adalet bazen topaldır, evet.

Yavaş yürür, tökezler, gecikir.

Ama asla yolunu kaybetmez.

 

Bugün olmazsa yarın,

Yarın olmazsa öbür gün.

O kapı çalınır.

 

Çünkü mesele sen değilsin sadece..

Mesele bu halkın vicdanı,

Mesele bu ülkenin onuru,

Mesele herkes için eşit hukuk.

 

Hiç kimse dokunulmaz değildir.

Hiç kimse hesap vermekten azade değildir.

 

Unutma:

Geciken adalet, susturulmuş değildir.

Sadece sırasını bekliyordur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI