İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye transferi tartışmaları sürerken, AK Parti’nin sosyal medya hesabından oldukça ironik bir video yayımlandı. Videoda bir çöp dağı çiçeklere dönüşüyor. Üstelik arka planda, uzun yıllardır muhalif siyasal kültürle özdeşleşmiş İzmir Marşı çalıyor: “İzmir’in dağlarında çiçekler açar.”
İzmir’in dağlarında çiçekler açacak mı bilmiyorum ama Türkiye’nin toprağına, sularına ve havasına başka ülkelerin çöplerinin ulaştığı bir gerçek.
Bundan yaklaşık dört yıl önce, İngiltere’nin en temiz havasını soluduğuma inandığım güney kesiminde, bir sabah Tesco’nun önünden geçerek her zaman kahve içtiğim yerel kafeye gittim. Kahvemden ilk yudumu alırken kafenin sahibi yanıma geldi ve Tesco’ya ait bir atığın Türkiye’de çekilmiş fotoğrafını göstererek şaşkınlıkla, “İnanabiliyor musun, Tesco’nun çöpleri Türkiye’ye gidiyormuş” dedi. Açıkçası o an onun kadar şaşırmamıştım. Başka ülkelerin plastik atıklarının Türkiye’ye gönderilmesi bizde neredeyse normalleşmişti. İngiltere’de ise konu kısa sürede ciddi bir kamuoyu tartışmasına dönüştü. Greenpeace, İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen plastiklerin yol kenarlarına, su yollarının yakınlarına ve açık alanlara bırakıldığını, bir bölümünün ise yakıldığını raporladı. Ardından Boris Johnson’ın Downing Street’teki kapısına 625 kilogram plastik atık bırakılarak protesto düzenlendi.
Bloomberg Green ise farklı bir yöntem belirledi. Üç kullanılmış plastik ürüne küçük dijital takip cihazları yerleştirerek bunları Londra’daki Tesco mağazalarının geri dönüşüm kutularına bıraktı. Amaç basitti: “Geri dönüşüm” için bırakılan plastikler gerçekte nereye gidiyordu?
Tesco poşetindeki takip cihazı haftalar sonra Adana yakınlarındaki bir sanayi bölgesinden sinyal verdi.
Aslında sorun atığın Türkiye’ye gelmesiyle başlamıyor. Eğer bu atık çevre ve insan sağlığına zarar vermeden geri dönüştürülebiliyor ve ekonomiye yeniden hammadde olarak kazandırılabiliyorsa başka bir tartışma yapılabilir. Ancak veriler bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. BBC’ye konuşan Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, Türkiye yaklaşık 600 bin ton plastik atık ithal ettiğinde bunun ancak 200–250 bin tonundan yeniden hammadde üretilebildiğini belirtiyor. Geriye kalan bölüm ise su sistemlerine karışabiliyor, yasa dışı şekilde çevreye bırakılabiliyor veya yakılabiliyor.
Farklı kaynaklardan elde edilen veriler incelendiğinde rakamların kullanılan kapsam ve sınıflandırmaya göre değiştiği görülüyor. Eurostat’a göre AB, 2024 yılında Türkiye’ye toplam 12,25 milyon ton atık ihraç etti; bunun 424 bin tonunu plastik atıklar oluşturdu. UN Comtrade verileri, AB ülkeleri ile İngiltere birlikte değerlendirildiğinde plastik atık miktarının yaklaşık 811 bin tona ulaştığını gösteriyor. PAGEV’in aynı yıl için yaptığı hesaplama ise yaklaşık 678 bin ton. Avrupa Komisyonu’nun 18 Eylül 2026 tarihli değerlendirmesine göre ise yalnızca 2025 yılında AB’den Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 510 bin tona ulaştı.
Gündoğdu ve Avcıoğlu’nun 2026 yılında yayımlanan, Adana’da yaptığı araştırmada, plastik geri dönüşüm tesislerinin bulunduğu bölgelerde sulama kanallarındaki mikroplastik yoğunluğunun aşağı yönde 132 kata kadar arttığı, bazı noktalarda mikroplastik akışının saatte 5,3 milyar parçacığı aştığı hesaplanmış. Bu sular Seyhan Nehri’ne, oradan da Akdeniz’e ulaşıyor.
Tüm bunlar dikkate alındığında, özellikle COP31 ve Sıfır Atık politikalarının daha fazla konuşulduğu bu dönemde, gelişmiş ülkelerin kendi ifadeleriyle “işlenmesi zor” atıklarıyla başa çıkma sorumluluğunu daha yoksul ülkelere devretmesine Türkiye’nin daha dikkatli yaklaşması gerekiyor.
Şüphesiz ki İzmir’in dağlarında çiçeklerin açmasına kimsenin bir itirazı yok.
Yeter ki Türkiye’nin dağları, havası ve denizleri Avrupa’nın çöplüğü olmasın.
Çünkü gelişmişlik seviyesine bakılmaksızın herkes kendi çöpünün sorumluluğunu taşımalı.
Gelişmiş ülkelerin havası, suyu ve toprağı Türkiye’nin havasından, suyundan ve toprağından daha değerli değildir.